Blogda Aramak İçin TIKLAYINIZ

Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BASARI HIKAYELERI

BEYNİN SIRRINI ÇÖZEN TÜRK

Onur Güntürkün'e bilim çevreleri Türk Hawking diyor. O da Hawking gibi tekerlekli sandalyeye mahkum ve o da bir dahi... Prof. Güntürkün, beynin iki yarısının farklı çalıştığını kanıtlayıp, Almanya'nın en büyük tıp ödülünü kazandı.

Onur Güntürkün, 4 yaşında çocuk felci geçirip tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. Yılmadı. Türkiye'de liseyi bitirip Almanya'ya gitti, beyin alanında uzmanlaştı. 35 yaşında profesör, 4 yıl sonra ordinaryüs profesör oldu.

Şimdi 44 yaşında ve RUB Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dekanı. Prof. Güntürkün beyinle ilgili birçok buluşa imzasını attı. En önemlisi, beynin iki yarısının farklı çalıştığını kanıtlaması. Bu buluşu 1 milyon marklık Krupp Bilim Ödülü'nü kazandırdı, Nobel adayları arasına soktu.

Beynin sırrını çözen dahi Türk
Prof. Onur Güntürkün beynin iki yarısının farklı çalıştığını kanıtlayıp, Almanya'nın en büyük tıp ödülünü kazandı. İşte Prof. Güntürkün'ün bilim çevrelerindeki adı: Türk Hawking

Türk Mucitler

Buluşlar, barut, kâğıt, pusula, yoğurt benzeri diğer icatlar gibi şu an için dünya literatürüne geçmemiş olsa da Türk mucitler üretmeye devam ediyor. Genellikle var olan sistemleri daha konforlu ve kullanışlı hale getirmeye yarayan; ama yeni haliyle değeri trilyonları aşan buluşların yurtdışından da talibi oluyor. Örneğin Giresun eski milletvekili Turan Alçelik’in ‘göz kamaştırmayan far sistemi’ otomotiv devlerini peşinden koşturuyor. Adapazarılı elektrikli eşya tamircisi İsmail Hizmet’in ‘elektrikli ısıtıcı’ buluşuna bir firma 3 milyon dolar teklif etmiş. Daha 7 yaşındayken ilginç fikirleriyle ortaya çıkan Prof. Dr. Ali Okatan ise adeta buluş makinesi gibi çalışıyor...

Göz almayan far

Son yılların en önemli icatlarından birine eski bir milletvekili imza attı. 20. dönem Giresun milletvekili Turhan Alçelik’in göz kamaştırmayan far sisteminin ekonomik değeri milyar dolarlarla ifade ediliyor. Türkiye’nin tarihinde ilk kez Birleşmiş Milletler’e taşıdığı teknik proje, Dr. Turhan Alçelik’in 11 yıllık çalışmasının ürünü. BM’nin bütün dünyada ‘mecburi standart’ olmasına karar verdiği buluş, patent alınabilmesi durumunda bütün motorlu araçlarda kullanılacak. Kore Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’yi ziyareti sırasında kendisine özel yapılan sunumda hayranlıkla izlediği göz kamaştırmayan far sistemi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da gündeminde. Bu projeye BM’ye bağlı Uluslararası Patent Enstitüsü tarafından ‘geçici koruma’ sağlandı.

Mucit profesör icada doymuyor

Bahçeşehir Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Okatan da mucit Türklerden. Otomobiller için kara kutu ve uydu takip sistemi, pilsiz dizüstü bilgisayarı, uzaktan fabrika ve ev otomasyon cihazı gibi icatlara imza atan Prof. Okatan en son ‘akıllı bilezik’i icat etti. Hasta ya da yaşlı kişi kendini çok kötü hissederse, saat üzerindeki bir düğmeye basarak sağlık kurumu, daha önceden belirlenen bakıcı, akraba, oğlu ya da kızının telefonlarını arayarak imdat çağrısı yapabiliyor. Bunun için konuşma yapması gerekmiyor. Cihaz içindeki mesaj hem cep telefonlarına yazılı hem de sabit telefonlara sesli mesaj olarak gidiyor. Ayrıca, sağlık kurumundaki doktor da bilgisayarından hastaya ait verileri isterse sürekli olarak takip edebiliyor. Prof. Dr. Ali Okatan’ın bir başka önemli buluşu ise ‘Beni ara’ adını verdiği cihaz. Normal bir saatin içine yerleştirilen cihaz, deprem anında ya da bir başka felaket anında cihazı taşıyanın nerede olduğunu bildiriyor.

Su ile çalışan soba

Adapazarı’nda yaşayan elektrikli eşya tamircisi İsmail Hizmet, 20 yıl çalışıp, elektrikli ısıtıcıya göre yüzde 70 daha az elektrik harcayan ısıtma sistemi geliştirdi. Ürününe geçen yıl patent alan İsmail Hizmet’e bir firma 3 milyon dolar teklif etmiş, ancak kabul etmemiş. Hizmet’in icadı su ile çalışıyor ve benzerlerine göre yüzde 70 daha az elektrik harcayarak 12 metrekarelik odayı 20 dakikada ısıtabiliyor. İki üretici firma Hizmet’le görüşmüş; ancak üretim aşamasında kendisine izin vermedikleri için 3 milyon dolarlık lisans teklifini geri çevirmiş. Patent uzmanları ürünün üzerine düşülmesi halinde ileride önemli bir marka olarak ortaya çıkabileceğini aktarıyor.

Bursa’nın İnegol ilçesinde emekli polis memuru Salih Altay ise soba zehirlenmelerinden etkilendiği için ‘Hava sirkülasyonlu soba’ üretmiş. 2005 yılında ürününe patent alan Altay’ın geliştirdiği soba doğalgaz, likit gaz veya katı yakıtla çalışabiliyor. Ağırlığı 80 kilogramı bulan sobanın Salih Altay’a maliyeti 300 YTL. Soba şöyle çalışıyor: Sobanın baca çıkışı haricinde bir de alt bölümde temiz havanın ısınacağı bölümü bulunuyor. Bu bölümün altında temiz havayı yayacak fan mevcut. Burada ısınan hava, fanın yardımıyla sobanın yanlarına eklenen borularla odalara yayılıyor. Sobanın ısıtma değerleri de ayarlanabiliyor.



Tüpe gerek yok, çay ve mangal bir arada

Konyalı öğretmen Şükrü Kaya ise ‘mangallı semaver’ adını verdiği ürünü için patent aldı. Öğretmen mucidin icadının en önemli özelliği, hem mangal hem de çay demleme işini bir arada yapabilmesi. Ürün eski bir elektrikli semaverin bozulmasıyla ortaya çıkıyor. Buluş mangalın üzerine yerleştirilen bir metal düzenek yardımıyla semaverin yerleştirilmesi sonucu ortaya çıkmış. Yanan mangalın çevresinde bulunan özel bölmedeki su ısınarak yukarıdaki semavere sıcak su akışını sağlıyor. Semaverdeki çay demlenirken, siz de mangalın üzerinde etinizi pişirebiliyorsunuz.

Atomik kuvvet mikroskobu

Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Bölümü mezunu Özgür Şahin, atomik çözünürlükte resim alma kabiliyetine sahip bir cihaz olan “Atomik Kuvvet Mikroskobu”nu geliştirdi. Şahin’in geliştirdiği mikroskop, özellikle moleküler büyüklükteki biyolojik parçacıkların analizinde faydalı olurken, medikal araştırmacılara biyolojik araştırmaları için yeni bir kapı açtı. Şahin’in icadı ABD’de lisansüstü ve doktora öğrencileri arasında yapılan yarışmada, Amerikan Patent Ofisi’nin en büyük ödülünü aldı.

Her televizyona farklı reklam

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi eski öğretim üyelerinden Rıfat Aras da mucit akademisyen. Aras, ‘Aynı televizyon yayınına farklı bölgelerde farklı altyazı ve reklam yüklenmesine’ imkan tanıyan teknik buluşu için Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı’na başvurdu. Aras’ın buluşu Türk Patent Enstitüsü dahil onlarca Avrupa ülkesinden patent aldı. Viyana Patent İnceleme Merkezi’nde yapılan inceleme sonunda buluş tescil edilerek, “Televizyon Devamlılık Stüdyosu Kontrollü, Uzak İstasyon Yayınlarının Farklılaştırılması, Değiştirilmesi, Denetimi, Yönetimi, Sistemi ve Yöntemi’’ adıyla kayıtlara geçti.
Zaman Gazetesi / ALPER SANCAR, İSA YAZAR
Devamını Oku

*

EĞİTİM PAYDAŞLARININ ÖDÜLLENDİRİLMESİ

EĞİTİM PAYDAŞLARININ ÖDÜLLENDİRİLMESİ

PROBLEM ÇÖZME (İYİLEŞTİRME) SÜRECİNİN ÖZETİ

Problem Çözüm Seçeneklerinin Belirlenmesi

Eğitim kalitesinin yükseltilmesi ve iyileştirmeye açık alanların tespiti amacıyla yapılan beyin fırtınası toplantıları, memnuniyet anketleri, mülakatlar ve Öğrenci İstek Kutusu’ndan çıkan konuyla ilgili benzer talepler çıkması sonucunda problemin “Eğitim paydaşlarının işbirliğini artıracak teşvik unsurlarının yeterince kullanılmaması ” olduğu tespit edildi.

PÇE beyin fırtınası yöntemiyle problemin çözümünde uygulanabilecek yöntemleri görüşmüş ve nasıl-nasıl ağaç diyagramı ve önceliklendirme analizinin uygulanmasına karar vermiştir.

Ekibimizin yaptığı bu analizler sonucunda, problemin çözümü için öne çıkan önerinin “Etkinlikte ve Katkıda Bulunan Paydaşların Ödüllendirilmesi” olduğu ortaya çıkmıştır.

Yaptığımız bu çalışma, “MEB TKY Uygulamaları Ödül Yönergesi’nin hazırlanış amacı” bölümünde belirtilen fikirlerle, MEB’in Kalite Politikası, MEB’in Vizyonu ve MEB’in Misyonu ile bire bir örtüşmektedir. Okulumuzun yürüttüğü “Paydaşları Ödüllendirme Projesi “ MEB TKY Uygulamaları Ödül Yönergesi’ni de desteklemektedir.


Çalışma Stratejisi ve Hedeflerin Belirlenmesi:

Problem Çözme Ekibi, kendisine isim olarak “Kardelen”i seçti ve stratejik planın bir bölümü olan misyon ve vizyonunu beyin fırtınası yöntemiyle belirledi. Kardelen’in misyonu:

Misyon: Önce insan ve kaliteli birey anlayışını temel alarak eğitim-öğretimin her aşamasında iyi örnekleri ön plana çıkarıp başarıyı, eğitime katkıyı teşvik etmek ve pozitif eğitim ortamı oluşturmak.

Kardelen’in vizyonu:

Vizyon: Ulusal ve yerel düzeyde eğitim-öğretim alanında başarı elde etmiş, okulumuz için faydalı bir iş yapmış ve eğitime katkıda bulunmuş kişileri ödülle onurlandırarak onları eğitimin içine çekmek, paydaşların ödüllendirilmesi sürecini standart hale getirerek MEB Ödül ve Disiplin Yönetmeliği’ne katkıda bulunmak.

Stratejilerimiz:

1. Ödüllendirmeyle ilgili kanun, yönetmelik ve diğer kaynakların araştırılması.

2. Ödül verilecek alanların seçilmesi.

3. Ödüle dayanak olacak eylemin ölçütlerinin belirlenmesi.

4. Ödül ölçütlerinin oluşturulmasında paydaşların görüşlerinin alınması.

5. Ödül niteliklerinin ve niceliklerinin belirlenmesi.

6. Ödül teklif formlarının hazırlanması.

7. Çalışmalar hakkında ilgili kişi ve birimlerin bilgilendirilmesi.

8. İlgili birimlere teklif formlarının ulaştırılması ve gelen tekliflerin değerlendirilmesi.



Hedeflerimiz:
1. Başarıyı ödüllendirerek benzer çalışmaların çoğalmasını sağlamak.
2. İyi örnekleri ön plana çıkararak pozitif bir eğitim ortamı oluşturmak.
3. Veli ve diğer paydaşların okula ilgi ve desteğini artırmak.
4. İnsan psikolojisinde çok önemli olan takdir edilme ihtiyacını karşılamak.
5. MEB’in ceza ağırlıklı olan Ödül ve Disiplin Yönetmeliği’nin ödül ağırlıklı olarak değişmesini sağlamak.
6. Öğrencilerde okula aidiyet duygusunu geliştirerek tamirat ve yenileme masraflarını azaltmak.
7. Başarıların artmasıyla daha nitelikli öğrencileri okula çekmek.
8. Öğrencilerin kendilerini gerçekleştirmelerine ve geliştirmelerine rehberlik etmek.

TKY çalışmalarına yönelik Milli Eğitim Bakanlığınca ve üniversitelerce yapılan değerlendirmelerde ödüllendirme eksikliğinin olduğu tespit edilmiştir. Bizler de okul içinde yaptığımız inceleme ve değerlendirmelerde de öğrenci ve velilerle ilgili olarak benzer sonuçlara ulaştık. Ayrıca MEB Ödül ve Disiplin Yönetmeliği’nde öğrencilere verilecek ödüllerin takdirinde nasıl bir yol izleneceği konusunda işlem basamaklarının yetersizliği bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Okullarda genelde bu yönetmeliğin notla ilgili kısmı uygulanarak yalnızca Teşekkür Belgesi, Takdir Belgesi ve sınıf geçenler içinde devamsızlığı olmayanlara Onur Belgesi verilmektedir. Mülakatlar ve beyin fırtınası yöntemleriyle ödüllendirme işlem basamaklarını standart bir izlek (prosedür) haline getirip ödül verilecek alanları ayrı ayrı gruplandırdık, kimlere nasıl ve neler verileceğini adım adım açıkladık ve böylece konuyu daha somut ve uygulanabilir bir hale getirdik.

“İnsanların önlerini açın, onlar nasıl yapacaklarını bilirler.” Deming
Devamını Oku

*

Nasil bir egitim?

Çok sayıda eğitimci podcastingi eğitim müfredatlarına katmaya başladı. Yurtdışında bilhassa da ABD ve İngiltere'de eğitimciler öğrencilerinin öğrenme deneyimlerini zenginleştirmek için müzik ve kaydedilmiş ses dosyalarından yararlanıyor. Fotoğraf ve video dosyalarının da podcastlere eklenmesi eğitimcilere çok sayıda görsel içerik sağlamakta ve farklı öğrenme stillerine hitap etme imkanı sağlamaktadır. Apple tarafından hazırlanan Itunes programı ve diğer podcasting programları yardımıyla başta yabancı dil öğretimi olmak üzere çok sayıda alanda öğrencilerimize faydalı kaynaklar sunabiliriz. Ben bu yazıda size itunes tarafında sunulan eğitici podcastleri kısaca tanıtmak istiyorum. İtunes'un bir podcast directory'si var. Burada podcastler konularına göre sınıflandırılmış. Burada education yani eğitim bölümüne girilirse başta dil öğretimi olmak üzere çok sayıda eğitici konuda podcastler var, tabiiki şimdilik bunlar İngilizce ve diğer yabancı dillerde sunuluyor fakat zaman içerisinde Türkçe eğitici podcastlerin de çoğalacağına inanıyorum. Eğitimle ilgili podcastler dört ana bölüme ayrılıyor, bunlar: k12 eğitimi, yüksek öğretim, dil eğitimimi ve diğer eğitimler (training- daha ziyade beceri eğitimi diye adlandırabileceğimiz psikomotor gelişime yönelik alan) olarak sınıflanıyor.

Dil eğitimi ile ilgili kaynaklar inanılmaz derecede geniş, zengin ve çeşitli. Bu kaynakların hem öğretmenlerimiz hem de öğrencilerimiz tarafından kullanılabileceğine inanıyorum. Eğitimcilere ve bu konuyla ilgilenen öğrencilere yardımcı olmak için önce şu açıklamayı yapayım. Bu konuyla ilgili kaynakları internetten tamamamen ücretsiz ve yasal olarak indirebilmek mümkün.Fakat öncelikle itunes programının veya başka bir podcasting programının indirilip bilgisayarınıza kurulması gerekiyor.Programı bilgisayarınıza kurduktan sonra ilgilendiğiniz konuyla ilgili podcastler ücretsiz olarak indirebiliyor, ve bilgisayarınızda, mp3 çalarınızda veya otomobilinizde uygun olduğunuz zamanlar dinliyebiliyorsunuz. Gerekirse tekrar tekrar dinliyebilirsiniz. Hatta ilginizi çeken podcastlere abone olabilirsiniz böylelikle bilgisayarınız bu podcastleri otomatik olarak indirir. Size de sadece dinlemek veya izlemek kalır.Daha önce de belirttiğim gibi dil öğretimi ile ilgili kaynaklar çok geniş, mesela "English as a second language" isimli podcast İngilizce öğrenimi için çok kaliteli bir kaynak. Yine "Listen to English" isimli çok yararlı bir podcast var. "Guide to TOEFL test" bir başka yararlı podcast. Ayrca iyi İngilizcesi olan üniversite öğrencileri için İtunes University ile çeşitli ünüversitelerde anlatılan dersleri internetten İngilizce olarak dinliyebilmek mümkün. Üniversitedeki derslerini İngilizce olarak alan öğrenciler için yararlı olur diye düşünüyorum.
Devamını Oku

*

Sinava hazirlanirken neler yapmali

Evet... sınavlara oldukça az bir zaman kaldı. Şu sıralar öğrenciler yoğun bir temponun içine girdiler. Yaşanılan bu yoğunluk iki yönden incelenebilir; birincisi dershaneler, yoğunlaştırılmış programlarla öğrencilerin eksik konularını tamamlamalarına olanak tanıyorlar bir yandan da deneme sınavı uygulamaları yaparak sınav deneyimini artırıyorlar. İkincisi öğrencilerin yaşadığı, duygusal yoğunluk, sınav performansı ile ilgili düşünceler...

Sevgili öğrenciler, yaşadığınız bu yoğun tempo içerisinde sınav öncesinde, sınavda ve sınav sonrasında dikkat etmeniz gereken konular hakkında bir takım önerilerde bulunacağım. Bu öneriler size ışık tutsun...


Sınava 1 Hafta Kala


Yeni konu çalışmayın; öğrendiklerinizi tekrar edin.
Her gün 1 deneme sınavı uygulaması yapın ve sınavda yapamadığınız soruları mutlaka aynı gün içinde öğrenin.
Geçmiş yıllarda çıkmış olan sınav sorularının çözümünü bitirin.
Akşamları 1 saat kadar yürüyüş yapın.
Yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durunuz.
Gerilim ve şiddet içerikli bilgisayar oyunlarından ve filmlerden uzak durun.
Beyninizi tembelleştirebileceği için televizyon karşısında uzun zaman geçirmeyin.
Gıda tüketiminde yağlı, şekerli ve tuzlu gıdalardan uzak durun. Kahve ve çay içimini 2 fincanla sınırlı tutun. Papatya, adaçayı gibi bitki çaylarını içmeyi tercih edin.
Sınav sabahı zinde olmanız için şimdiden uyku saatlerinizi düzene koyun. Erken yatıp erken kalkmaya özen gösterin.
Sınava gireceğinizin binayı, sınav salonunu mutlaka önceden görün. Mümkün olursa sınav salonunda bir deneme sınavı çözün.
Beyin gücünüzün güçlenmesi için günde bir avuç ceviz, fındık ve bir tatlı kaşığı da pekmez yiyin.
Sınav öncesinde sağlığınızı riske atacak fiziksel aktivitelerden ve gıdalardan uzak durun.
Kendinizi başkaları ile kıyaslamayın; kendinize güvenin ve başaracağınıza inanın.


Sınava 1 Gün Kala


1. Ders çalışmayı kesinlikle bırakın.

2. Akşam 1 saat yürüyüş yapın.

3. Gününüzü sevdiğiniz ve mutlu olacağınız kişilerle birlikte geçirin.

4. Sınav konusu ile ilgili tüm sohbetlerden uzak durun.

5. Ailenizdeki bireylerden birine tanıdıklarınızın başarı dilemek için yaptıkları telefon aramalarını cevaplaması için ricada bulunun.

6. Mümkün ise komedi filmi izleyin. Film sizi rahatlatacak ve mutluluk hormonu salgılanmasını sağlayacaktır.

7. Yatmadan önce gerekli belge ve eşyaları çantanızda hazır edin. (Sınav giriş belgesi, nüfus cüzdanı, en az 2 kalem, silgi, 1fotoğraf, kalemtıraş, kağıt mendil, su)

8. Uyku düzeninizin düzenlenmesi için yatmadan önce 1 tane elma yiyin.

9. Erken yatmaya özen gösterin.

10. Yatağınıza yattığınızda sınavda çıkabilecek soruları değil, kazanmak istediğiniz okulu hayal edin.

11. Sınav hakkında ‘olumlu düşünceler’ geliştirin.

Sınav Sabahı


Sınav sabahı saat 07.00 gibi uyanın.
Güne olumlu, neşeli, telaşsız başlamaya özen gösterin.
Ilık bir duş alın.
Reçel, bal, peynir, zeytin, meyve suyu veya 2 bardak açık çaydan oluşan kahvaltı yapın.
Kahvaltıdan sonra bir avuç kuru üzüm yiyin. Sınav saatinde zihninizi açacaktır.
Akşamdan hazırladığınız çantanızı kontrol edin. İhtiyacınız olan her şeyi aldığınızdan emin olun.
Kıyafet seçiminizde sınav kılık-kıyafet kurallarına uygun olarak en rahat olacağınız kıyafetlerinizi giyin.
Sınav salonuna cep telefonu alınmayacağı için cep telefonunuzu evde bırakın.
Evden çıkış saatinizi, sınav yerine ulaşmak için yolda geçecek süreyi ve trafik yoğunluğunu dikkate alarak belirleyin.
Sınav salonlarına alımlarda bazı kontroller olacağı için sınav saatinden 30 dk. önce sınava gireceğiniz binada hazır bulunun.

Sınavdan Az Önce


1. Sınav salonuna girmeden önce ihtiyacınız olmasa da tuvalete uğrayın.

2. Elinizi, yüzünüzü yıkayın ve bileklerinizi su ile ovun.

3. Sınav salonunda oturacağınız sırayı kendinize göre ayarlayın.

4. Sıraya oturduğunuz an aklınızda hiçbir bilgi yokmuş; adeta beyniniz boşmuş gibi hissedebilirsiniz. Merak etmeyin tüm bilgiler aklınızdaki yerlerinde duruyorlar.

5. Yıl boyunca girdiğiniz deneme sınavlarında en yüksek puan aldığınız sınavın sonuç belgesini gözünüzün önüne getirin.

6. 8-10 defa derin nefes alın. Burnunuzdan nefes alın, ağzınızdan nefesinizi yavaşça verin.

7. Sınav görevlisinin okuyacağı sınav kurallarını ve yapacağı her açıklamayı dikkatlice dinleyin.

8. Önünüze bırakılan optik cevap kağıdının size ait olup olmadığını ve TC Kimlik Numarasının doğru olup olmadığını kontrol edin. Bir problem varsa sınav gözetmenine söyleyin.

9. Sıranızın üzerine Sınav Giriş Belgesini ve Nüfus Cüzdanını kontrol edilmesi için koyun.

10. Sınav kitapçığının sayfalarını kontrol edin; üzerinde doldurulması gereken bölümleri doldurun.

11. Optik cevap kağıdınıza kitapçık türünü kodlayın ve doğruluğunu kontrol edin.


Sınavda


1. Soruların çözümüne güçlü olduğunuz test grubundan başlayın.

2. Zor sorularda fazla zaman harcamayın. Kolaylılıkla çözeceğiniz sorulara öncelik verin. Zorlandığınız soruları daha sonra çözün. Yani; turlama tekniğini kullanın.

3. Soru kökünü ve şıkların hepsini okumadan sorunun cevabını işaretlemeyin. Altı çizili olan kelimelere dikkat edin.

4. Doğru cevabını bilemediğiniz soruların cevaplarını boş bırakın.

5. OKS ve SBS için 3 yanlışın 1 doğruyu, ÖSS için 4 yanlışın 1 doğruyu götürdüğünü unutmayın.

6. Sınav sırasında gerek kitapçığınızın gerek cevap kağıdınızın diğer adaylar tarafından görünmemesine dikkat edin.

7. Sınavdaki tüm soruları okuyun.

8. Sınavda çok yorulduğunuzu hissettiğiniz an;

· Bir yere odaklanın.

· 5 kez derin nefes alın.

· Avuçlarınızı açıp kapatın.

· Çok dikkat çekmeyen beden hareketleri yapın.

9. Sınav bitimine az kala kodlamalarınızın doğruluğunu kontrol edin.

10. Sınav kitapçığınız ile cevap kağıdınızı sınav görevlisine teslim edin.


Sınav Sonrasında


1. Şu ya da bu şekilde sınav bitti ve üzerinizden büyük bir yük kalktı.

2. Kendi başınıza dinlenebileceğiniz bir yere gidip dinlenebilir ya da arkadaşlarınızla buluşup sınavın bitimini kutlayabilirsin.

3. Sınavın nasıl geçtiğine yönelik sorulacak sorulara bir cümlelik cevap hazırlayın.

4. Dershanedeki öğretmenleriniz sınav sonuçlarınızı merak edecekleri için onlara haber verin.

5. Yorucu bir yıl bitti. Tatili hak ettiniz. Tatilin tadını çıkarın.

6. Tercihlerde mutlaka Rehberlik Servisine uğrayın. Sınav kadar doğru tercihin de önemli olduğunu unutmayın.


Sevgi ve bilgi ile kalın...
Devamını Oku

*

unutkanlara oneriler

‘ Bellek Nedir? ’, ‘Kaç Çeşittir? ’, ‘ Bellek Teknikleri Nelerdir? ‘ sorularının cevaplarını tek tek inceledik. Bu bilgileri okurken aklınıza; ‘ Belleğimizi geliştirmemiz mümkün olabilir mi? ‘, ‘ Bellek geliştirmek için özel bir takım çalışmalar yapmak lazım mı? ’ gibi sorular gelebilir. Bilim adamları, saç tararken, diş fırçalarken, kahve pişirirken ya da günlük hayatta yaptığımız herhangi bir basit işi yaparken bile belleği geliştirmenin mümkün olacağı şeklinde açıklamalar yaptılar. Bu açıklamalar doğrultusunda günlük hayatta kullanılabilecek 10 sihirli tekniği bu haftaki yazımda sizlerle paylaşacağım.

İşte size 10 sihirli öneri:

Diğer Eli Kullanma Alıştırması: Sağ eliniz yerine biraz da sol elinizi kullanmaya başlayın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın, kalemi ters elinizle tutun gibi... Bu alıştırma, rutin alışkanlıkları kırar ve beynin kullanılmayan diğer yarısının da harekete geçirilmesini sağlar.

Polisiye Alıştırması: “ Dün akşam şu saatte ne yaptım, neredeydim, iki saat önce ne yaptım? ” gibi genellikle polisiye romanlarında sorulan soruları kendinize yöneltin. Ve tabii cevaplayın. Bu alıştırma yaptıklarınıza karşı dikkatinizi geliştirmenizi sağlar.

Hayali Resim Alıştırması: Elinizde bir fırçanın olduğunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiğiniz renkte yatay bir 8 çizin. Çizimi gözlerinizle takip edin. Bu alıştırma, yorgun zihni canlandırır ve beyni bloke eden stresin etkin bir şekilde yok edilmesini sağlar.

Merak Duygusu Yaratma Oyunu Araştırması: İşe veya alışverişe giderken tıpkı bir çocuk gibi merak içinde bütün duygularınızı harekete geçirin. Bakın, dokunun, dinleyin, koklayın. Bu alıştırma, beynin kapasitesini arttırmasını sağlar.

Harf Alıştırması: Elinize bir gazete ve fosforlu bir kalem alın. Sırasıyla paragrafları okuyun ve çift yazılmış harflerin üzerini çizin. Mesela çift “t” ve “m” harflerinin üzerini işaretleyin. Bu alıştırma, zihnin canlanmasını arttırır.

Rap Rap Yürüyüş Alıştırması: Asker yürüyüşü gibi olduğunuz yerde hareket edin. Sol bacağınızı her kaldırdığınızda, önce sağ elinizle, sonra sol elinizle dizinize dokunun. Bu alıştırma, beynin her iki tarafının da kullanılmasını sağlar.

Dedektif Alıştırması: Bu alıştırmayı daha çok sokakta yapın. Çevrenizde bulunan arabaların plakalarına bakın ve plakadaki harflerden kelimeler, hatta cümleler türetmeye çalışın. Bu alıştırma, hem kelime haznesini geliştirir hem de beyni canlandırır.

Resimleri Listeleme Alıştırması: Kalem, kağıt alın ve kağıdın üzerine seçtiğiniz maddeleri çağrıştıracak semboller çizin. Her resim bir sayıyı sembolize etmektedir. Ardından sembolleri sayılara göre ezberleyin. Bu alıştırma, zihinde listeler oluşturmayı kolaylaştırır.

Öz Yaşam Öyküsü Alıştırması: Geçmişte yaşadığınız olayları zihninizde hayal edip tekrardan yaşayın. Bunu yaparken mümkün olduğu kadar ayrıntılara girin. Örneğin, gittiğiniz ilkokuldan başlayabilirsiniz. Bunun için en yakın arkadaşınızı, tipini, sınıfınızın düzenini, onunla yaşadığınız bir olayı hatırlamanız gerekiyor. Bu alıştırma, kişilerle ilgili hafızanın gelişmesini sağlar.

Telkin Alıştırması: Özellikle stresli anlarınızda olumlu kelimeleri zihninizden geçirerek destek almaya çalışın. Bunlarla olumsuz düşünceler yok edilebilir. Örneğin, “Hakkında konuşabileceğim hiçbir rahatsızlığım yok kendimi çok iyi hissediyorum’’ cümlesini tekrarlayabilirsiniz.


Bu bilgilerle birlikte dizimin sonuna geldim. Uygulamaları okuduktan sonra en kısa zamanda uygulamaya geçirmenizi öneririm. Unutmayın: Uygulamaya geçirilmeyen bilgiler bir süre sonra unutulur.



Dizimizin ikinci bölümü ile sizlerleyim. Bu hafta daha önce de söylediğim gibi ‘Bellek Teknikleri’ne değineceğim.

Geçen haftaki yazıyı kısaca hatırlayalım: Bellek, “Sahip olunan tecrübeleri akılda tutabilme ve gerektiğinde anımsayarak ortaya çıkarabilme yeteneğidir.” ‘Kısa Süreli’ ve ‘Uzun Süreli’ olarak iki çeşit bellek vardır.

Belleği daha aktif kullanabilmek için hangi teknikler kullanılabilir?


Gruplama : Bu yöntem sayıları hatırlamada kullanılır. İnsan beyni üçerli gruplamaları daha iyi hatırlar. Gruplama yöntemi, hatırlanması gereken çok uzun dizileri kolay ve küçük endekslere ayırır. Bu sayede bilgi bellekte daha kolay ve daha uzun süreli olarak saklanır. Örneğin; telefon numaraları tek tek değil; ikişerli ya da üçerli gruplar halinde endekslenirse bellekte daha hızlı ve uzun süreliğine saklanır. ‘’ 4 1 8 2 8 5 9 ‘’ yerine ‘ 418 28 59’ gibi.


Bağdaştırma : Bu yöntem isimleri hatırlamada kullanılır. Çoğumuz ikinci kez karşılaştığımız birisine adıyla hitap etmekte zorlanırız.

Peki, ikinci defa karşılaşılan bir kişiye nasıl ismiyle hitap edebiliriz? Bağdaştırma tekniğinde, adını bize ilk kez söyleyen bir insanın ismini, hayatımızdaki veya geçmişimizdeki tanıdık benzer bir adla bağdaştırmamız esastır. Örneğin; adının “Sinem” olduğunu söyleyen bir kişinin adının okuldaki çok sevdiğimiz resim öğretmenimizin ismiyle aynı olduğuna dikkat ederek bağdaştırmamız veya isminin ”Emre” olduğunu söyleyen birinin hemen şarkıcı “Emre Altuğ” ile bağdaştırılması gibi.

Amacımız bağdaştırmak ve bir kenara koymaktır. Burada iki önemli nokta vardır. İlk olarak bu bağdaştırma işleminin ille de mantıklı bir çerçevede yapılıyor olması gerekmiyor. İkinci olarak da bu bağdaştırmanın 0, 5 ila 10 saniye içinde yapılması gerekiyor. Yani daha sonraya erteleme gibi bir şansımız yok.


Çağrışım : Bu yöntem doğum günleri, evlilik yıldönümleri gibi özel günleri hatırlamada kullanılır.Çağrışım yapacak şekilde ismin ve tarihin kodlanması gerekir. Örneğin; Arkadaşınız Nazan’ın doğum gününün 11.06.1987 olduğunu öğrendiniz. Hemen o an zihninizden Nazan 116 diye kodlayın. Anne ve babanızın evlilik yıldönümleri 21.02.1967 ise bunu zihninizden Ailem212 diye kodlayın.


Hikayelendirme: Bu yöntem bellekte saklanılması istenilen tüm bilgiler için kullanılabilir. Bağdaştırma tekniğinde olduğu gibi burada da mantıklı bir seyir izlenmesi gerekmiyor. Örneğin; OKS’de soru çıkan Fen Bilgisi dersindeki ‘Canlıların Çeşitleri’ konusundaki “Hayvanlar” konusunu hikaye yöntemi ile işleyelim.

Bir ormanda kurbağa, memeli hayvanlar, kuşlar, balıklar ve sürüngenler hep birlikte yaşıyordu. Ormanda lider seçimi yapılacaktı ve her türün kendi grubundan bir aday göstermesi gerekiyordu. Önce Kurbağalar bir araya toplandılar ve adaylık konusunu konuştular. “Eğer lider biz olursak kurak yerlerde de bulunmamız gerekecek fakat biz kurak yerde yaşayamayız. Zaten kışı da toprak altında geçiriyoruz. Ormana nasıl hakim olacağız?” diye birbirlerine sordular. Üstelik dişleri de yoktu ve yumurtlayarak çoğalıyorlardı. Bu özelliklerin lider olmak için hiç de uygun olmadığına karar vererek aday olmaktan vazgeçtiler.

Kuşlar bir araya toplandılar. Ötücü, yırtıcı, perde ayaklı, uzun bacaklı, koşucu, evcilleşmiş, tırmanıcı kuşlardan ayrı ayrı kuşlar temsilci olarak katıldılar ve adaylık konusunu görüştüler. Dişsiz olmaları onlar için de dezavantajdı. Avantajları belki gagalı olmalarıydı ama o da beslenme şekillerine göre değişiyordu. Ayakları birbirinden farklıydı. Kalpleri dört odacıklıydı ve bu yüzden çabuk heyecanlanıyorlardı. Solunumlarını akciğerlerinden yapıyorlardı ve uzun kemiklerinin içine kadar uzanan hava keseleri vardı. Uçmaları ormanı havadan kontrol etmelerini sağlıyordu ama yerde kontrolü sağlamaları zordu. Bu yüzden onlar da adaylıktan çekildiler.

Balıklar bir araya toplandılar ve adaylık konusunda konuştular. Vücutlarının pullarla kaplı olması onları parıltılı ve gösterişli yapıyordu. Solungaçları ile solunum yapıyorlardı ve sualtında yaşamak zorundaydılar. Ne ön ne de arka ayakları vardı. Göğüs, karın, anüs, sırt, kuyruk bölgelerinde yüzgeçleri vardı. Bu yüzden diğer hayvanların sahip olduğu çoğu becerileri yapamıyorlardı. Yumurtlayarak çoğalıyorlardı ve yumurtaları suda dölleniyordu ki bu da onları suya daha da bağımlı hale getirmişti. Ormanda kontrolü sağlayamayacakları için onlar da adaylıktan çekildiler.

Sürüngenler bir araya toplandılar ve adaylık konusunu görüştüler. Vücutlarının pul veya sert plakalarla kaplı olması ve zaman zaman deri değiştirmeleri onların dış görünüşlerini dikkat çekici kılıyordu ama soğukta uyuşuk, sıcakta hareketli olmalarını ve kış uykusuna yatmalarını bir liderde olmaması gereken özellikler olarak düşündüler. Kalpleri üç odacıktan oluşuyordu ve bu yüzden onlar da çabuk heyecanlanıyorlardı. Yumurtlayarak çoğalıyorlardı fakat kuluçkaya yatmıyor ve yavrularına ilgi göstermiyorlardı ki bu davranışlarının örnek olunacak bir özellik olmadığını düşündüler ve bu yüzden adaylıktan çekildiler.

Memelilerin hem çeşitleri hem de popülasyonları çoktu. Otla beslenen, etle beslenen, kemirici, uçan, yüzen memeliler tek aday gönderdi ama otçul memeliler aday gönderirken zorlandılar çünkü keçi, kuzu, inek, eşek, at, zürafa, geyik, deve, su aygırı, domuz bu türün üyeleriydi ve hepsinin ayrı ayrı özellikleri vardı. Yüzen memeliler suda yaşamak zorunda olduklarından, uçan memeliler ise uçtukları için yarış başlamadan kaybetmişlerdi. Geriye etoburlar kalmıştı. Aralarında güç denemesi yaptılar. Kedi, köpek, tilki, aslan, kaplan, ayı aşama aşama yarıştılar. Yarışmayı aslan kazandı ve ormanın lideri oldu.


İşte size başka bir örnek;

1-Kız 6-Pabuç

2-Oynuyor 7-Şapka

3-Bebek 8-Dingil

4-Entari 9-Teker

5-Çorap 10-Araba


Bu şekilde bir sıra verildi ve 1 dakika içinde ezberlemeniz istendi. Verilen süre içinde bunu nasıl ezberleyebiliriz? Şöyle bir hikaye oluştursak nasıl olur?


“Bir KIZ OYNUYOR BEBEĞİ ile; ona bir ENTARİ, sonra da ÇORAP, PABUÇ, ŞAPKA giydiriyor ve bebeğini DİNGİL’li ve bir TEKER’i eksik bir ARABA ya oturtuyor.”

Daha kolay oldu değil mi?


Bu yöntemlerle bilgileri, hem daha kolay hem de daha az zaman harcayarak belleğimizde saklarız. Bellek teknikleri sadece sınava hazırlanan öğrencilerin bilmesi ve kullanması gereken teknikler değildir. Hayatın her yönünde kullanılabilir. Haftaya dizinin son yazısı olan ‘Bellek Geliştirme Teknikleri’ ile sizlerle birlikte olacağım. O vakte kadar bu gün öğrendiklerinizi uygulamaya koymanızı dilerim.


Bellek nedir? Bu soru sanırım çok açık uçlu bir soru ve herkes bu sorunun cevabını kendine göre verebilecektir. Ama verilecek cevapların ortak bir dayanağı vardır. O da bellek dediğimizde öncelikli olarak aklımıza ‘hatırlama’ sözcüğünün geldiğidir. Evet, bellek ve hatırlama kelimelerini birbirinden ayıramayız. Bana bu soruyu sorarsınız, size cevabım şöyle olacaktır; sahip olunan tecrübelerin akılda tutabilme ve gerektiğinde anımsayarak ortaya çıkarabilme yeteneğidir.

İnsanoğlunun iki çeşit belleğe sahip olduğu herkes tarafından bilinmektedir.

Kısa Süreli Bellek: Elde edilen bilgilerin geçici bir süreliğine saklandığı yerdir. İşte size bir örnek; kiralık ev arıyorsunuz yürürken gözleriniz hep kiralık afişlerinde tam sizin beğendiğiniz tarzda bir ev gördünüz, afişte yazılı olan telefon numarasını yazmak istediniz; ama bir baktınız yanınızda kalem-kağıt yok. Tek çare numarayı belleğinizde tutmak; eve kadar belleğinizde tuttunuz ve eve gelip aradınız. Bir emlakçı numarası, evin kira bedelini sordunuz, size pahalı geldiğini düşünerek teşekkür edip telefonu kapattınız. Aradan bir-iki gün geçti kendi kendinize keşke başka kiralık ev var mıydı diye sorsaydım dediniz; ama artık çok geç çünkü siz o telefon numarasını kısa süreli belleğinize kaydetmiştiniz ne yazık ki numarayı doğru olarak hatırlayamayacaksınız.
Uzun Süreli Bellek: Elde edilen bilgilerin uzun süreli olarak saklandığı yerdir. Eğer bir bilgi dikkat vererek dinlenmiş ya da okunmuşsak, tekrarlanmışsa ve önemli bir bilgi ise o bilgiyi ya da bilgileri uzun süreli belleğe aktarırız. İşte size bir örnek; 1.sınıf sonunda kitap okumayı söktünüz ve sene sonunda yapılacak okuma bayramı için o çok sevdiğiniz öğretmeniniz size okumanız için bir şiir verir. Siz büyük bir sevinçle şiiri hatasız okumak için şiiri defalarca tekrar yaparak ezberlersiniz. Büyük bir gurur ve sevinçle kürsüye çıkıp ezberlediğiniz şiiri hiç takılmadan okursunuz. İşte şimdi yaşınız kaç olursa olsun hala o şiiri hatırlar ve beraberinde o büyük gururu hissedersiniz.
Ne amaçla olursa olsun bir bilginin bellekte kalması istenirse, o bilgiye dikkat edilmeli ve tekrar yapılmalıdır. Günlük yaşamda bir çok bilgi ile karşılaşılır, hele bir de öğrenci olunca tüm bilgiler öncelikli olarak kısa süreli belleğe aktarılır. Burada bilginin önemine bakılır; eğer bilgi önemsizse bir daha işe yaramayacağı düşünülürse o bilgi uzun süreli belleğe aktarılmadan direkt kısa süreli bellekten silinir. Ama gelen bilginin önemli olduğu düşünülüyorsa ne yapılmalıdır? Size önemli bir bilgi: Kısa süreli hafızada beklemeye alınan bir bilgi 24 saat içinde tekrar edilmezse o bilginin % 80’i unutulur. Diğer günlerde de tekrar edilmezse o bilgiden geriye çok şey kalmaz. Bu önemli bilgi size şunu söylüyor : Siz siz olun bilgiyi tekrar edin.

Bu tekrarlarda size yardımcı olacak bazı ip uçları:

Not alın. Alacağınız bu notların çok detaylı olması gerekmiyor. Kısa kısa notlar almanız yeterli olacaktır. Örneğin; formül, tarih, neden-sonuç bağı, orantı size o bilginin özetini verecek notlar alın.
Notları tekrar edin. Özenerek aldığınız bu notları belirli aralıklarla tekrar etmeniz gerekmekte. Bu tekrarları yapmazsak aldığımız notların hiçbir anlamı kalmaz. Tekrarları şu aşamalarda yapınız; ilk tekrar 24 saat içinde, ikinci tekrar 48 saat içinde, üçüncü tekrar bir hafta içinde, dördüncü tekrar bir ayın içinde.
Çıkarılan bu notları özellikle sabah uyandıktan sonrası 2 saat içinde örneğin; 8.00’de uyanıyorsanız 8.00 - 10.00 arasında ve 20.00-22.00 saatleri arasında tekrar yapınız.
Size önerim, verdiğim ipuçlarını dikkate alınız ve en kısa zamanda hayatınıza geçiriniz. Belki ilk başlarda zorlanacak belki de oldukça sıkıcı, yorucu bir iş olarak göreceksiniz. Ama ısrar eder ve yaparsanız bilgilerin nasıl da kolay, uzun süreli hafızanızda kaldığını fark edeceksiniz.

Bugünlük yazıma burada son vermek istiyorum. Bellek Teknikleri ve Bellek Geliştirme Teknikleri ile ilgili bilgileri diğer yazılarımda paylaşacağım sizlerle. Her Pazar yeni bir yazı ile buluşma dileğiyle hoşçakalın, bilgiyle kalın.....
Devamını Oku

*

ozel egitime muhtac cocuklar

Sınıf öğretmeni ya da branş öğretmeninin meslek hayatında karşılaşabileceği en çetin sorunlardan biri sınıfındaki özel çocuklara yardım edememe, destek olamama durumudur.
Son yıllarda özellikle ilköğretim uygulamalarına geçü özür gruplarından öğrencilerin olağan sınıflara alındığı gönüm Ancak bu çocukların sayısı gelişmiş ülkelere göre oldubç olacaktır. Bu gün ülkemizde yaklaşık 30.000.000 özür i eğitim aldığı, bunların yarısına yakını özel kuruluşlarca sağlam ülkemizde yaklaşık olarak 4.000.000 çocuğun özel eğtörm düşünülürse olması gerekenin onda biri kadar eğitim hizmet * çıkar.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen sınıf öğretmen öğretmeni özürlü çocuklar ve ülkemiz için büyük bir şans olabilir.Şimdiye kadar karşılaştıktan özürlülük durumlarında hiçbir şey yapamayar-edemeyen sınıf öğretmeni, özel eğitimin ve rehberik ilkelerine uygun davranmak ve bu konularda yeterli eğitimi armtt eğitim alanında en önem kaynaklardan biri olabüemmk öğretmenlik beceri ve ilkeleri ile özel eğitim ve rehberlik oetm kendini çıkmaza sokmadan ve ilgili kaynaklardan desM bağdaştırması eğitimde ülkemizin başarısını sağlayacatır-öğretmenin özel eğitim ve rehberlik hizmetleri hakkında en azından gereken bilgiler, temel kavramlar ve tanımlamalar ile uygulamaya yönelik öneriler verilmeye çalışılmıştır.
Devamını Oku

*

ogrencilerde basarisizlik korkulari

"Bunun Aptalca Olduğunu Biliyorum, Fakat..."

Yada

Bayan Öğrencilerin Başarı Değil, Başarısızlık Korkuları Üzerine Bazı Düşünceler

Carla Golden[1]

Kadınlardaki başarılı olma korkusu, fazlasıyla tartışılmıştır. Psikoloji kuramlarında, kadın psikolojisi ile ilgili kitap ve makalelerde bu konuyla ilgili birçok örnek bulunabilir. Aksine, kadınların başarısızlık korkusu ile ilgili referanslar, psikolojik literatürde yer almamaktadır. Kadınların başarılı olma korkularına çekilen dikkat konusunda beni. şaşırtan, bayan öğrencilerle ve onların korkularıyla ilgilenen bir öğretmen olarak başarısızlık korkusunun başarılı olma korkusundan daha belirgin olduğunu bulmuş olmamdır.

Dokuz yıldır bayan öğrencilere öğretmenlik yapmaktayım. Önce özel bir kız kolejinde, sonra da % 80'inin bayan olduğu özel bir eğitim kurumunda çalıştım. Bu yüzden benim burada amacım, kadın ve erkek öğrencilerin korkularını karşılaştırmak değil, kadınların özellikle başarı ya da başarısızlıkla ilgili korkularının içeriğini ele almak olacaktır. Bu korkuların doğasını tanımlamam gerekirse, bunların çoğu başarılı olma korkusu sınıfına değil, başarısızlık korkusu sınıfına girer. Bu başarısızlık korkuları iki büyük kategoriye de ayrılabilirdi: Akademik ya da zihni başarısızlıkla ilgili korkular ve kişilerarası başarısızlıkla ilgili korkular sınıfta ortaya çıkan belli başlı bir başarısızlık korkusu türü, kadın öğrencilerin aptal görünmek korkusuyla fikirlerini açıklamaktan çe­kinmeleridir. Öğrencilerden yorumlarını almak istediğimde bir sessizlik olduğunda ve bu sessizlik uzun süre bozulmadığında, öğrencilerime o anda akıllarından nelerin geçtiğini sorarım. Önceleri, sessiz kalan öğrencilerin sorduğum soruyla ilgili hiçbir şey düşünmediklerini sanırdım, fakat onların konuşkan arkadaşlarının cevap vermesini beklediklerini anladım. Öğrencilerin birçoğunun birtakım yanıtları oldu­ğunu fakat sınıfın önünde "aptal düşmek"ten korktukları için, fikirlerini belirtmekdiklerini öğrendim.

Aptal görünmekle ilgili benzer bir korku da bir öğrencinin sınıfta soru sormasında kendini gösterir. Öğrencilerin, sorularını sınıfta alacağımı söylememe rağmen, sınıfta benden bir şeyi açıklamam is­tenmiyor, öğrenciler dersten sonra yanıma geliyorlar. Bir öğrenci sınıfta kendiliğinden soru sormak ya da fikrini dile getirmek riskini aldığında, söze söyle başlıyor: "Bunun aptalca olduğunu biliyorum, fakat..." Benim sınıfımda bu söz rahatsız edecek kadar fazla kullanılıyor.

Zihinsel olarak yetersiz görünmekten korktuğunu açıkça belirten birçok öğrencinin aksine sınıfta fazlasıyla akıllı görenmekten korktuğu için sessiz kalan bir öğrencim, hiçbir zaman olmadı. Belki bu, erkek öğrenci oranının yüksek olduğu sınıflarda görülebilir ya da belki de kadın öğrenciler de bu şekilde düşündükleri halde, bunu kabul etmiyor olabilirler. Öğrencilerimin "bu tür kadınlar tanıdıkları"nı söylemelerine rağmen ben kendisini bunlardan birine benzeten bir öğrenciye hiç rastlamadım. Bu tür gözlemler sayesinde, insan başarısızlık korkusunun, başanlı olma korkusundan daha çok görüldüğü, başanlı olma korkusunun, anlatılması zor ve derin bir korku olduğu sonucuna varabilir.

Akademik başarısızlık korkusu kategorisinde yer alan durumda, öğrenci mezun olduğu okuldaki performansını göz önünde bulundurur. Aralarında lisans başarı seviyeleri hayli yüksek olan birçok iyi öğrencin bulunduğu ve başarısız olacaklarından korkan birçok kadın tanıdım. Bunların lisans öncesi başarıları, lisans başarıları için onlara güven duygusu verebilirdi. Bu kadınlar, dolandırıcı fe­nomeninin klasik örnekleridir (Clance ve Imes, 1978).

Tersine, başarılı olmaktan korkan yalnızca birkaç öğrenci tanıdım. Lisans üstü programlara katılmaktan kaçınan genç bayanlar, oldukça fazladır, çünkü bunlar, ailelerine öncelik vermeleri için zaman ve esneklik sağlayacak kariyerleri tercih etmişlerdi. Bunun nedeni, evlilik ve bir aile kurma planlarını bir kenara bıkarak, okulda beş yıllarını har camamak istememeleridir. Bu öğrenciler, seçeneklerini görmüş, tercihlerini yapmışlardır.

Örneğin; terapist olarak çalışmak, psikoloji üzerine lisans üstü öğrenim yapmaktansa, sosyal çalışma programlarına katılmak isteyen birçok başarılı öğrenciyle konuştum. Bu, onların daha fazla kabul edilmeyi ya da sosyal çalışma okulunda daha fazla başarı elde edeceklerinden ya da bir klinik psikoloji programında daha az kabul edi-lirlik ya da daha fazla başarısızlık olanağına maruz kalacaklarından değil, evlilik ve aile kurma olanakları olacak zamanın beş yılını okulda geçirmek istememelerindendir. Bu öğrenciler, seçeneklerinin farkındadırlar ve tercihlerini yapmışlardır. Toplumdaki seçenek belirleme işi sorgulanıp, sonuç olarak kadınların kariyer yapma arzularının engellendiği görülebilir. Fakat bu, bu kadınların başarılı olmaktan korkmalarından kaynaklanmamaktadır. Yalnızca, başarıyı erkeklerin koşulları altında aramamaktadırlar.

Bir öğretmen olarak kadınların hem sınıftaki davranışlarında, hem de lisans üstü programlara katılmaları açısından akademik ve zihni başarısızlık korkularının birçok kanıtına şahit oldum. Öğrencilerin, iş dünyasında kendilerini nasıl gördükleri dikkate değen bir konudur ve ben bu tür başarılı olma ya da başarısızlık korkuları konusunda pek de fazla şey duymadım. Konu özellikle, hangi iş alanında ilerleneceği ve kişinin bu alanda tatmin edici ve hoşlanacağı bir iş bulup bulamayacağıdır.

Bayan öğrencilerim arasında kişilerarası ilişkilerde başarısız olma korkusu, akademik alanda başarısız olma korkusundan daha fazladır. Bu korkular, birçok farklı şekilde ifade edilir. Birinci sınıf öğrencileri arasında çokça görülen korku, yakın arkadaş edinmekte başarısız olmaktan duyulan korkudur. Bu korku, erkek ve bayan öğrenciler arasında karşılaştırma yapmama temel oluşturmaktadır. Bu dönem kalabalık bir sınıfa, psikolojiye giriş dersi veriyorum. Sınıftaki ilk dersimde, öğrencilerden birtakım kişisel bilgilerini, üniversitedeki yıllarından neler beklediklerini, hangi konularda endişe duyduklarını yazmalarını istedim. Endişeleri, yukarda bahsedilen konuyla ilgiliydi.

Bayan öğrenciler erkek akranlarına göre, okulda başarılı olmakla ilgili düşüncelerini biraz daha iyi açıklamışlardır (işe alışamamak, düşük not almak gibi). Arkadaşlık kurma konusundaki düşüncelerini çok daha iyi açıklayabilmişlerdir. Örneğin bir öğrenci, düşüncelerini şöyle dile getirmiştir: "Lisedeki gibi yakın arkadaşlıklar kuramayacağım ve burada yalnız kalacağımdan endişeleniyorum." Bayan öğrencilerin yakın arkadaşlık kurmakta başarısız olmak konusunda korktuklarını belirtmeleri, onların arkadaşlık kurmada zorluk çekecekleri anlamına gelmez. Bu düşüncelerini belirtmedeki yetenekleri, onların hayatlarında, arkadaşlığın ne kadar önemli bir rol oynadığının farkında olduklarını gösterir. Dağıttığım kartlara yazdıkları, onlar için arkadaşlık kurmanın ne kadar önemli olduğunun, bu konuda başırısız olurlarsa, kendileri olmakta da başarısız olacaklarının bir ifadesidir. Kişilerarası ilişkilerde, başarısız olmayan karşı duyulan bu korku, kişinin kendi ihtiyaçlarının daha belirgin olduğu bir korkudur.

Bayan öğrenciler arasında çokça belirtilen bir başka korku da, diğer insanları başarısızlığa uğratma korkusudur. Arkadaşlarını, anne ve babalarını, erkek arkadaşlarını ve öğretmenlerini başarısızlığa uğratmaktan korkan bayan öğrencilerle birçok kez konuştum. Bir arkadaşları üzgün olduğunda ve konuşmaya ihtiyaç duyduğunda, bu öğrencilerin okul ödevlerini yapamadıkları dile getirilmiştir. Bir öğ­rencim ciddi bir psikolojik rahatsızlık geçirmiş, bu da onun bir konuda kendini odaklamasını engellemiş, o da sınavlarda başarılı olmak için çalışmaktansa arkadaşlarını dinlemeye harcadığı enerjiyi artırması gerektiğine inanmıştı. Bir sınavda başarısız olduğunda, bu öğrenci beni de başarısızlığa uğrattığını söyledi (kendisini başarısızlığa uğrattı-ğındansa hiç bahsetmedi).

Erkek arkadaş ihtiyaçlarının, bayanların kendi ihtiyaçlarının önüne geçtiğine dair birçok örnek dinledim. Aynı odayı paylaşan iki erkeğin aynı genç bayana çıkma teklif etmesi, ilginç bir durumdu. Bayan, her ikisinden de hoşlanıyor, ikisiyle de çıkmak istiyordu, fakat bu durum, erkekler arasında anlaşmazlık yaratıyordu. Bu bayan, bana gelip, sorunu anlattı ve her ikisiyle de çıkmamaya karar verdiğini söyledi. Bu karar, kadını bu insanların arkadaşlığından mahrum edecekti, fakal o, bu şekilde sorununu çözeceğine inanıyordu. Bu bayan kendi ihtiyaçlarını diğerlerininki kadar önemsemiyordu.

Bazı bayan öğrencilerim tarafından ifade edilen başarısızlık ko kularının kısa bir taslağını hazırladım. Bu, elbetteki öğrencilerimin ç ğunluğunu karakterize etmemekte ya da onların korktuğu şeyle hepsini belirtmemektedir. Bu korkulardan en çok görülenleri, tartışi korkusu, nükleer savaş korkusu, diğer insanların kendileri hakkın ne düşündükleri, kadınların eşitsizliği, diğerlerinin hoşlanmay.u .1 kararlar vermek zorunda olmak, tecavüze uğramak, ailelerine

dürüst olmak konularındaki korkulardır. Fakat ben, bunları başarısızlığa uğratma korkusu olarak değerlendirmiyorum. Bunlardan bahsediyorum, çünkü yazımın ana konusu, başarısızlık korkusu olduğu için, okuyucuların yalnızca başarısızlıktan korkan genç bayanlarla görüştüğümü sanmalarını istemiyorum.

Bayan öğrencilerin başarısızlık korkusu ile ilgili bahsetmek istediğim iki konu daha var. Bunlardan biri, bu korkularını ifade edenlerin, korkularının ciddi şekilde sorun yaratıcı ve zararlı olup olmadığıdır. Bir terapistten çok, bir eğitimci olarak, benim bu korkular var olduğunda onlarla ilgilenmem de bununla doğrudan ilgilidir. Bir korkunun varlığının, davranışı doğrudan etkileyip etkilemediği, tamamen açık değildir. Okulda başarılı olamayacaklarından şüphelenen birçok öğrencim oldu, fakat, bu şüpheleri, onların okula devam etmelerini ya da büyük başarılar elde etmelerini engellemedi. Diğer taraftan, aptal görünmekten korkan ve bu yüzden görüşlerini dile getirmekten kaçınan bir öğrencinin kendini ifade etme olanağını ve diğerlerinin onu kendilerinden zihinsel olarak aşağıda görmemelerini sağlamayı öğrenme şansını kaybettiği açıktır.

Kişilerarası dünyada, bir kadın diğerlerinin ihtiyaçlarını karşılamada başarısız olmaktan korktuğunu belirttiğinde, bu onun başarısız olacağını değil, başarısız olmamaya çalıştığını ve başarısını olumlu bir şekilde, kendini ifadede kullanabileceğini gösterir. Kadınlardaki diğer insanların ihtiyaçlarını ön plana koyma eğiliminin kendi ihtiyaçlarının bilincinde olmamalarına neden olduğunun far­kındayım ve bu konudaki problem yaratan konulara karşı oldukça hassasım.

Bir öğretmen olarak, öğrencilerimin başarısızlık korkusuyla ilgilenmem konusunda bir terapistten daha farklı bir konumdayım. Öğ-renci-öğretmen ilişkisi, bir terapistle müşterisinin arasındaki ilişkiden daha az yapılanmış ve açıklıkla tanımlanmıştır. Eğer öğrenci, korkusunun bir sorun olduğunu kabul etmez ve bununla başa çıkmak için yardımımı istemezse, burada benim ona karşı sorumluluğum nedir? Odama gelen öğrencilerden, kimi doğrudan öğüt veya yardım istemekte, kimi ise yalnızca kendilerini dinleyecek birinin olmasını istemektedir. Öğrencilere birer birey olarak yaklaştığımda, başarısız ol­maktan korkan öğrenciye karşı uyguladığım genel bir kural vardır. Sınıfta söz alma istensin ya da istenmesin, bu korkuların bayanlar arasında da görüldüğünü öğrencilerime anlatırım. Böyle hissedenin yalnızca kendileri olmadığını, buna neden olanın cinsiyete dayalı sosyalleşme olduğunu ve başkalarının ihtiyacına yanıt vermekte başarısız olmaktan duyulan korkunun yanı sıra, kendi ihtiyaçlarına da önem vermeleri gerektiğini bilmelerini istiyorum.

Bayan öğrencilerin sorunlarıyla ilgili bir öğretmen olarak, de­neyimlerimin ışığında, başarılı olma korkusundan çok başarısız olma korkusunun daha baskın olduğunu gördüm. Bu da, başarılı olma korkusunun neden daha fazla araştırıldığını ve psikoloji literatüründe neden daha çok yer aldığını merak etmeme neden oldu.

Başarı korkusunun görülmesinden sorumlu olan şey, isimlendirme gücü olmalıdır. Bu konudaki araştırmalar 70'li yılların başında ve ortalarında çokça yapılmıştı, fakat günümüzde de bu konu, kadın psikolojisi kitaplarında en önemli yeri kaplamaktadır. Konuya çekilen bütün dikkate rağmen, başarı korkusunun cinsiyet farklılıklarıyla olan ilgisi konusunda halen bir zıtlık vardır. Son iki makale, bu konuyla ilgili araştırmalar hakkında farklı değerlendirmeler öne sürmektedir.

Henley, Psikoloji ve Cinsiyet adlı bir eserindeki "İşaretler" adlı ma­kalesinde (1985), başarı korkusunun dikkatleri çekmiş olduğunu, fakat bu dikkatin araştırmalara dayanmadığını söylemiştir. Henley, Tre-semer'in konuyla ilgili bir yazısına (1977) yer vermiş ve şu sonuca varmıştır: "Başarı korkusunun görülmesi açısından kadınlar ve erkekler arasında belirgin bir farklılık yortur." Aksine, Sutherland ve Veroff "Motivasyon ve Cinsiyet Rolleri" adlı bir makalelerinde başarı korkusunun "yalnızca kadınlar için önemli ve anlamlı" olduğu sonucuna vardığını dile getirmişlerdir. Henley'nin iddiasının tam tersine bu ikili, Tresemer'in araştırmasından şu sonucu çıkarmışlardır: "Başarı korkusu daha çok kadınlarda görülmektedir." Farklılıkların Horner'ın belirttiği kadar (1968) büyük olmadığına inanılmasına rağmen, sonuçlar birbirinden bambaşkadır ve başarı korkusu konusunda süregelen ça­tışmayı yansıtmaktadır.

Süregelen bu anlaşmazlığa rağmen, kadınlardaki başarı korkusu günümüzde popülerlik kazanmıştır. Bu düşünce, birçok insanın kadınlar hakkındaki düşüncelerini etkilemiştir. Bugüne dek bu kavramı kendi davranışlarının bir açıklaması olarak anlamlı bulan bir öğrencim hiç olmamasına rağmen, birçok öğrencim bu konunun kadın psikolojisinin önemli bir noktasını oluşturması gerektirdiğine inanmak-tadır.

"Bunun Aptaica 0Idu|unu Biliyorum. Faka,.

isimlendirme gücünün, kadınların başarı korkusuna çekilen dikkate ve başarısızlık korkularının ihmaline katkısı, su götürmez bir gerçektir. Başarıdan korkmak, tamamen kadınlara ait bir davranış değildir. Başarının birçok şekilde tanımlanabilmesine rağmen, başarı erkeklere ait bir şey olarak görülür. Yani bir kadın için başarıdan korkmak, doğru bir davranıştır. Tersine, başarısızlık korkusu, kadınsal davranışlarla zıtlık içindedir. Ataerkil kültürlerde, kadının başarılı olamaması ya da başarısız olması ondan beklenendir. Yani başarısızlıktan korkan bir kadın, kendisi için belirlenmiş davranış şeklinin tersine inanmaktadır. Başarıdan korkan kadın ise kendisinden beklenen davranışı göstermektedir. Feminist psikologlar olarak biz, karşı koymanın bu ince şeklini göz ardı etmemeliyiz.

Kaynakça

Clance, P. & Imes, S. (1978). The imposter phenomenon in high achieving vvomen: Dynamies


and therapeutic int^rvetion. Psychotherapy: Theory, Research, and Practice, 15,


241-247

Henley, N. (1985). Psychology andgender. Signs: Journal ofVVomen in Culture andSociety, 11, 101-119.

Homer. M. (1968). Sex diffrerences in achievement moüvation and performanci in

çompetitive and non-compeif'îıVe situations. Unpublished doctoral dis-sertation, University of

Micnigan.

Sutherland, E. & Veroff, J. (1985). Achievement motivation and sex roles. In V. O'Leary, R.

Unger, and B. VVallston (eds.), VVomen, Gender, and Social Psychology (pp. 101-128).

Hillsdale, N. J.: Lavvrence Erlbaum Associates.

Tresemer, D. (1977). Fear of success. Nevv York: Plenum Press.






[1] Carla Golden, Ithaca College'in psikoloji bölümünde yardımcı profesördür. Psikoloji ile İlgilenen Kadınlar Derneği'nin aktif bir üyesidir ve cinsellik, cinsiyetler ve cinsler arası ilişkiler konularında yazılar yazmış, konferanslar vermiştir.


Devamını Oku

*

Sahte Olgu'nun Tanımı

Sahte Olgu'nun Tanımı

Bu yazı, Sahte Olgu düşünceleri taşıyan insanların bütün özelliklerini tanımlamak için çok kısadır, fakat okur kendine göre bir anlam çıkarabilir. Kadınlarda görülen ve Sahte Olgu ile ilgili bazı özellikler, aşağıda liste halinde verilmektedir.

1. Sahte Döngü: Kişi bir sınavla, proje ya da görevle karşı karşıya
kalır. Büyük şüpheleri ve korkuları vardır. Başarılı olup olamayacağını
sorgular. Endişe duyabilir, psikosomatik belirtiler gösterebilir, kabuslar
görebilir. Çok çalışır ve gereğinden fazla hazırlık yapar ya da işini er-
teler ve sonra daha coşkulu bir şekilde hazırlanır. Başarılı olup, olumlu
eleştiriler alır. Bütün döngü, böylece devam eder. Şu inanca sahiptir:
"Başarılı olmak için acı çekmem gerekiyor." şüphe devam eder (Clance
ve Imes, 1978; Clance, 1985).

2. İçine Kapanıklık: İçine kapanık insanlar, diğerlerine oranla Sahte Olgu düşüncelerine daha fazla maruz kalırlar (Lavvler, 1984).

3. Değerlendirilme Korkusu: Diğerlerinin, kendisinin bilmediklerini öğreneceklerini varsayar.

4. Başarısızlık Korkusu: "Aptal Görünme" duygusu ile ilgili olarak
utanç duymaktan ve küçük düşmekten korkar.

5. Başarıdan Suçluluk Duymak: Başarısını inkar eder.

6. Olumlu Eleştirileri Kabullenmede Güçlük Çekmek: Bu tür eleş-
tirileri kabullenirken, yaşanan heyecan onu sıkar. Övgüyü kabul et-
tiğinde, beraberinde gelen bu heyecandan kaçınır. Bunun etkilerinde
korkar.

7. Genel Endişe.

8. Kendisini Küçümserken Diğer İnsanları Gözünde Büyütme Diğer insanların zekasına büyük bir hayranlık duyar, kendi zayıflı larını diğerlerinin gücüyle karşılaştırır. Böylece kendi yetenekler küçümserken, diğer insanların yaptıklarını abartır.

9. Zekayı İncelikle Tanımlamak: Zeka ve zekayı oluşturan şeyi hakkında birçok inanışları vardır.

10. Ailenin Hatalı Eğitimi: Ailesinden kendi zihnine aykırı lı
eğitim almıştır ve aile de onun özelliklerini görmeyi reddetml
(Clance ve Imes 1978; Grays, 1985).

Devamını Oku

*

Sahte Olgu'nun Tedavisi

Sahte Olgu'nun Tedavi si

Sahte Olguya maruz kalanlarla ilgilenmek için, gerekli olan tedaviyle ilgili ilişkinin duygusal, destekleyici ve güvenilir olduğunu görmekteyiz. Bütün tedavi yöntemleri, bu ilişkiyi bir bütün olarak algılamaktadır. Bu bütünün içinde hedefimiz, hastalarımızın acılarının temelinde yeteneklerinin su üstüne çıkmasına yardımcı olmaktır (Imes ve Clance, 1984; Matthevvs ve Clance, 1985).

Sahte duygular, doğuştan gelmemektedir bu yüzden terapistin ilk yapması gereken, bu duyguları ortaya çıkışlarıyla birlikte tanımlamaktır. Sahte Olgu, kendisini birçok farklı şekilde gösterebilir, bu olayların en önemlilerinden ikisi, yüksek başarının beraberinde gelen endişe ve acı ile hırs eksikliğidir. Bilgili bir terapist, bunları kolaylıkla ortaya çıkarabilir.

Terapist; görevleri bitirme konusunda endişe, iyi işler yapamamaktan korkma gibi şeylerin farkına varabilir. Büyük bir proje ile karşı karşıya kalan Sahte Olguya maruz kalmış kişi, diğer insanlardan uzaklaşır ve korkularıyla kendisini izole edecek şekilde davranır. Terapistin görevi de bu izolasyonu ortadan kaldırmaktır.

Sahte Olgu'yu ortaya çıkaran bir başka davranış da müşterilerin görev ve hedefler konusunda sert olmalarıdır. Bir müşteri, terapistin mükemmelden farkını anlayamacağı kadar iyi bir standarta uyması gerektiğine inandığında, Sahte Olgu'dan söz edilebilir. Olası performans düzeylerini algılama ve kabullenme yetisinin eksikliği, bilişsel bir bozukluktur ve terapistin algılama ve adlandırmaya yönelik çalışması, değişikliğe doğru atılan bir adımdır.

Gizli bir Sahte Olgu varlığı konusunda terapisti uyaran bir başka kanıt da müşterisinin ne yapabileceği ile neyi hedeflediği arasındaki farktır. Bir müşterinin çalıştığı iş, onun eğitiminin çok altındaysa, bu kişi sahte duygular içinde olabilir. Becereceği sanıldığından, daha azını yapabileceğine inanan bir kadın, kendi yeteneklerine inanmadığı için ncı çekebilir. Terapinin ilk aşamalarında, terapistin bunun farkında olması, oldukça önemlidir.

Bir terapist, bu ya da başka nedenlerle Sahte Olgu'nun varlığından .uphelenirse, bu hipotezini denemek için, Clance'in Sahte Olgu Ska-hısı'nı kullanması önerilir (Clance, 1985; Edvvard, 1983; Holmes, |985). 60'lık bir skor Sahte Olgu'yu tanımlamaya yeter. Bu skala, te

rapist ile müşterisinin müşterinin duygularını konuşup adlandırmada kullanılabilir.

Terapist, müşterisinde Sahte Olgu'ya neden plan konuların bilincinde olduğunda, müşterinin korkularını ve şüphelerini ciddiye alması gerekir. Bu, terapide ilerleme sağlamak için gereklidir. Birçok kişi, diğer insanlarla korkularını ve endişelerini paylaşmak için ilişki kurma çabalarında, çoğu kez göz ardı edilmişlerdir. Bu, uzun süreli izolasyonu arttırırken, bu acılı dinamiğin de artmasına neden olur. Te­rapist, bu artışın olmaması için dikkatli olmalıdır.

Hastaya ailesinin yüklediği rollerin ve aile içindeki bu rolün, onun mevcut duygu ve düşüncelerini nasıl etkilediğini anlamak da yardımcı olabilmek için gereklidir. Sahte Olgu'ya maruz kalan insanlar, ailelerinden iki tür ileti almışlardır: ailedeki en zeki kişi olmadığı ya da ailedeki en zeki kişi olduğu ve yapacağı hiçbir şey için fazlasıyla çaba harcaması gerekmediği öğretilmiş olabilir (Clance, 1985; Imes ve Clance, 1984).

Bizim yaklaşımımız, bilişsel yapılanma ile Geştalt anlayışını bir çatı altında birleştirmektedir. Sahte Olgu'ya maruz kalan kişinin kendisini daha gerçekçi bir şekilde algılamaya başlaması için, grup terapisinin oldukça yardımcı olacağını düşünmekteyiz. Kişi olumlu eleştiri bekleyen daha zeki ve becerili insanlarla karşılaştığında, kendine bakış açısında değişiklik olmaktadır.

Yararlı olduğuna inandığımız yöntemler içinde müşterinin sorunun farkında olması ve çözümleri algılaması yer almaktadır. Bilgi düzeyinin farkında olmayan belirgin kişilerle konuşmayı hayal etmeleri sağlanabilir. Başarılı olduklarını ve başarılarını aile üyeleri ile pay laştıklarını hayal etmeleri sağlanabilir. Bir şeyi tam anlamıyla yerine getirmediği bir durumu hayal etmeleri istenebilir. Bütün bu fanteziler, Sahte Olgu'ya maruz kalan kişinin çektiği acıların altında yatan dl namiğin incelenmesi için gerekli materyali sağlayabilir.

Aldıkları olumlu eleştiriler gibi, birçok şeyin farkında olabilmeleri için birçok kadından birer not defteri tutmalarını istedik. Kimi zaman da müşterilemizin ilerideki projeleri incelemeleri, doğru kararları ve rebilmeleri, ne kadar zaman harcamaları gerektiği ve yaptığı işk- m denli mükemmel olmayı beklemeleri konularında yardımcı olm;iyfl çalışmaktayız.

Müşterilerimizin bilişsel işlevleri ile ilgilendiğimiz kadar, duygularıyla da ilgilenmekteyiz. Bilişsel bozuklukların altında, güçlü duy­guların yattığı ortaya çıkmaktadır. Bunun altında da korkuları, suçluluğu, gizli endişeleri ve utançları bulmayı umuyoruz. Bu utancın nedeni çoğunlukla bu kişilerin kadın olarak sosyalleşmeleridir. Bu da onların hırslarından ve başarıya olan gereksinimlerinden utanmalarına neden olur. Tedaviye olan direnç, bu utançla ilgilenmeye duyulan ihtiyacı gösterebilir. Bu utançtan kaçarak, başarılı olma yeteneğinin kaybolacağına inanılır. Üzerindeki kısıtlamalar kalktığında, kişi çok fazla hırslı olacaktır. Bu da kadınlara bir uyarı niteliği taşımaktadır: kariyer peşinde olmak, kadınlara özgü bir davranış değildir.

Sahte Olgu'ya maruz kalanların tabi tutulduğu tedavi, çoğunlukla yavaş seyretmekte ve sabır gerektirmektedir. Fakat oldukça başarılıdır. Bu insanlar, kendilerini değiştirmek istediklerinde, yaşamın diğer alanlarında da olduğu gibi oldukça etkin davranırlar.

Sahte Olgu

Her hükmü çokça düşünmektense, aklınıza ilk gelen yanıtı vermeniz daha iyi olacaktır.

1. Başarılı olamayacağımdan korktuğum halde, bir testte ya da bir
işte çoğunlukla başarılı olmuşumdur.

1 2 3 4 5

tam olarak nadiren bazen sık sık çok doğru doğru değil

2. Olduğumdan daha yeterli olduğum etkisini verebilirim.

1 2 3 4 5

3. Eğer mümkünse değerlendirmeden kaçınırım ve diğerlerinin beni
değerlendirmesinden korkarım.

1 2 3 4 5

4. İnsanlar başarılı olduğum bir şey için beni övdüklerinde, ge-
■cekte onların beklentilerine yanıt veremeyeceğimden korkarım.

1 2 3 4 5

5. Doğru zamanda, doğru yerde olduğum ya da doğru insanları ta

nıdığım için, şu anki konumuma geldiğimi ya da şu anki başarımı elde ettiğimi düşünürüm.

1 2 3 4 5

6. Benim için önemli olan insanların benim düşündükleri kadar
yeterli olmadığımı anlamalarından korkarım

1 2 3 4 5

7. Elimden gelenin en iyisini yaptığımı düşünmektense, elimden
geleni yeterince yapmadığım durumları hatırlarım.

1 2 3 4 5

8. Bir projeyi ya da bir görevi, yapmak istediğim kadar iyi yerine
getiremem.

1 2 3 4 5

9. Bazen, hayatımdaki ya da isimdeki başarımın bir hata sonucu
ortaya çıktığına inanırım.

1 2 3 4 5

10. Zekamla ya da başarılarımla ilgili komplimanları ya da övgüleri
kabul etmek, benim için zordur.

1 2 3 4 5

11. Kimi zaman, başarımın şans eseri olduğunu düşünürüm.

1 2 3 4 5

12. Kimi zaman, mevcut başarılarım, beni hayal kırıklığına uğratır
başarılı olmam gerektiğini düşünürüm.

1 2 3 4 5 .fl

13. Bazen diğer insanların benim ne kadar bilgi ve yetenek eksiğini
olduğunu anlamalarından korkarım.

1 2 3 4 5 j

14. Elimi attığım işlerde çoğunlukla başarılı olduğum halde, yeni bir
işe başladığımda başarısız olacağımdan korkarım.

2 3 4 5 i

15. Bir işte başarılı olduğum zaman, bu başarıyı lı I
rarlayamayacağımdan korkarım.

1 2 3 4 5

16. Başarılı olduğum bir şeyden dolayı övgü aldığımda, yaptığım
işin önemini küçümserim.

1 2 3 4 5

17. Sık sık etrafımdakilerle yeteneğimi karşılaştırırım ve daha zeki
olabileceğimi düşünürüm.

1 2 3 4 5

18. Etrafımdaki insanlar, benim başarılı olacağıma inansalar da, bir
projede ya da bir sınavda başarılı olamamaktan endişe duyarım.

1 2 3 4 5

19. Bir terfi alacaksam, bu gerçekleşene kadar bundan kimseye söz
etmem.

r- 2 3 4 5

20. "En iyi" ya da en azından "çok özel" olmadığım durumlarda,
kendimi kötü ve hayal kırıklığına uğramış hissederim.

1 2 3 4 5

Kaynakça

Benjamin, J. (1984). The convergence of psychoanalysis and feminism: Gender identity and autonomy. In C. Brody (Ed.) VVomen Therapists VVorking wilh Women: New Theory and Process of Feminist Therapy. New York: Springer Publishing.

Clance, P. R. (1985). The tmpostor Phenomenon: Overcoming the Fear that

Haunts Your Success. Atlanta: Pcachtree Publishers. Clance, P.R. & Imes, S. A. (1978). The Impostor Phenomenon in high ac-

hieving vvomen: Dynamics and therapeutic intervention. Psychotherapy:

Theory. Research and Practice, 15(3), 241-247.

Edwards, P.W. (1983). A vaiidation study of the Impostor Phenomenon Scale.
Unpublished manuscript. Universitiy of Georgia, Depatment of Psycho-
logy. Athens. v

I ichenbaum, L. & Orbach, S. (1984). Feminist psychoanalysis: Theory and practice. In C. Brody (Ed.) VVomen Therapists VVorking with VVomen: New Theory and Process of Feminist Therapy. New York: Springer Publishing.

I'levvelling, A. L. (1985). The Impostor Phenomenon in individuals succeeding in selfperceived atypical professions: The effects of mentoring and logevity. Unpublished master's thesis, Georgia State University, Atlanta.

Devamını Oku

*
Academics Art History  Blogs - BlogCatalog Blog DirectoryAcademics Blogs - Blog Top Sites