Blogda Aramak İçin TIKLAYINIZ

Coğrafya Konu Anlatımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Coğrafya Konu Anlatımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Türkiye'nin Fiziki Coğrafyası


Türkiye'nin Fiziki Coğrafyası





Türkiye'nin fiziki coğrafya özelliklerini, başka bir ifade ile, yer yuvar üzerinde insanın yaşadığı bir mekan olarak doğal şartlarını ana çizgileri ile belirlemekte çoğu, yurdumuzun matematik ve özel coğrafi konumunun sonuçlarına indirgenebilen bir dizi etken başlıca rolü oynar. Bu fiziki ortam etken ve etkilerinin prehistorik çağlardan beri bütün tarih boyunca bu topraklar üzerinde yaşamış toplumların yerleşme alanlarını, beşeri ve iktisadi faaliyetlerini, kültürel gelişmelerini ve hatta, bir ölçüde de olsa, güttükleri siyaseti şekillendirerek veya yönlendirerek mekanın tüm coğrafi karakterini belirlemekte büyük payı olması ve aynı etken ve etkilerin, gelişen teknolojinin insanı doğanın belirlediği mutlak yaşam kalıplarından kurtarmış olduğu veya kurtarabilecek düzeye eriştiği günümüzde de, bir bölgeden ötekine değişen ölçüde devam etmekte bulunması, XIX. ve XX. yüzyılda bazı çevreci determinist coğrafyacılar ve sosyologlar tarafından "Ülkelerin alın yazısı" olarak nitelendirilen coğrafi konumun önemini açık bir şekilde ortaya koyar. Türkiye toprakları yer yuvarın en büyük kara kütlesi olan Eski Dünyanın hemen hemen geometrik merkezinde, Eski Dünyayı oluşturan üç kıtanın birbirine en çok yaklaşarak adeta buluştukları bir alanda, batıdaki Atlas Okyanusu'ndan doğuya, bu büyük kara kütlesinin içerlerine doğru 3 000 kilometre boyunca sokulmuş bulunan Akdeniz'in, ikisi diğerlerine hidrolojik bakımdan zayıf ve yüzeysel olarak bağlı dört havzası (Karadeniz, Marmara, Ege ve Levant havzaları) arasında yer alır. Kabaca paraleller doğrultusunda uzanan ülke, doğudaki geleneksel olarak Asya'dan, batıdaki Avrupa'dan sayılan iki parçadan meydana gelir. Bu topraklar bir arada 779 452 km2 (izdüşüm alanı) bir yer kaplar.

Türkiye'nin fiziki coğrafya özelliklerini, başka bir ifade ile, yer yuvar üzerinde insanın yaşadığı bir mekan olarak doğal şartlarını ana çizgileri ile belirlemekte çoğu, yurdumuzun matematik ve özel coğrafi konumunun sonuçlarına indirgenebilen bir dizi etken başlıca rolü oynar. Bu fiziki ortam etken ve etkilerinin prehistorik çağlardan beri bütün tarih boyunca bu topraklar üzerinde yaşamış toplumların yerleşme alanlarını, beşeri ve iktisadi faaliyetlerini, kültürel gelişmelerini ve hatta, bir ölçüde de olsa, güttükleri siyaseti şekillendirerek veya yönlendirerek mekanın tüm coğrafi karakterini belirlemekte büyük payı olması ve aynı etken ve etkilerin, gelişen teknolojinin insanı doğanın belirlediği mutlak yaşam kalıplarından kurtarmış olduğu veya kurtarabilecek düzeye eriştiği günümüzde de, bir bölgeden ötekine değişen ölçüde devam etmekte bulunması, XIX. ve XX. yüzyılda bazı çevreci determinist coğrafyacılar ve sosyologlar tarafından "Ülkelerin alın yazısı" olarak nitelendirilen coğrafi konumun önemini açık bir şekilde ortaya koyar. Türkiye toprakları yer yuvarın en büyük kara kütlesi olan Eski Dünyanın hemen hemen geometrik merkezinde, Eski Dünyayı oluşturan üç kıtanın birbirine en çok yaklaşarak adeta buluştukları bir alanda, batıdaki Atlas Okyanusu'ndan doğuya, bu büyük kara kütlesinin içerlerine doğru 3 000 kilometre boyunca sokulmuş bulunan Akdeniz'in, ikisi diğerlerine hidrolojik bakımdan zayıf ve yüzeysel olarak bağlı dört havzası (Karadeniz, Marmara, Ege ve Levant havzaları) arasında yer alır. Kabaca paraleller doğrultusunda uzanan ülke, doğudaki geleneksel olarak Asya'dan, batıdaki Avrupa'dan sayılan iki parçadan meydana gelir. Bu topraklar bir arada 779 452 km2 (izdüşüm alanı) bir yer kaplar. Bunun en büyük kısmı (755 688 km2, Türkiye yüzölçümünün yaklaşık % 97'si), kapsadığı alan, adının anlamına uygun olarak (Anatoli-Doğu) zamanla doğuya doğru genişleyen ve günümüzde bütün Asya topraklarımızı ifade eden Anadolu'nun payına düşer (Bu gelişme için bak: Erinç, 1973; Tuncel, 1990). Kuzeyde ve güneyde yüksek kenar dağlarla çevrilmiş, kabaca dikdörtgen biçimli kütlevi bir kara parçası olarak Asya'nın gövdesinden Avrupa'ya doğru uzanan ve kuzeyindeki ve güneyindeki platformlar üzerinde gelişmiş, fiziki coğrafya ve kültür bakımından farklı iki alem arasında bir sürgü, aşılması güç bir engel gibi uzanan Anadolu'nun, kabaca Samsun ile İskenderun körfezi arasında çekilen bir çizginin batısında kalan kısmı, M.S.V. yüzyıldan (Erinç, 1973), hatta bazılarına göre (Georgacas, 1971) belki daha eski bir tarihten beri, Asya'nın geri kalan büyük kısmından (Asia major) farklı, ileri bir kültür alanı olması nedeni ile Küçük Asya (Asia minor) olarak adlandırılmıştır.

Türkiye'nin fiziki coğrafya özelliklerini, başka bir ifade ile, yer yuvar üzerinde insanın yaşadığı bir mekan olarak doğal şartlarını ana çizgileri ile belirlemekte çoğu, yurdumuzun matematik ve özel coğrafi konumunun sonuçlarına indirgenebilen bir dizi etken başlıca rolü oynar. Bu fiziki ortam etken ve etkilerinin prehistorik çağlardan beri bütün tarih boyunca bu topraklar üzerinde yaşamış toplumların yerleşme alanlarını, beşeri ve iktisadi faaliyetlerini, kültürel gelişmelerini ve hatta, bir ölçüde de olsa, güttükleri siyaseti şekillendirerek veya yönlendirerek mekanın tüm coğrafi karakterini belirlemekte büyük payı olması ve aynı etken ve etkilerin, gelişen teknolojinin insanı doğanın belirlediği mutlak yaşam kalıplarından kurtarmış olduğu veya kurtarabilecek düzeye eriştiği günümüzde de, bir bölgeden ötekine değişen ölçüde devam etmekte bulunması, XIX. ve XX. yüzyılda bazı çevreci determinist coğrafyacılar ve sosyologlar tarafından "Ülkelerin alın yazısı" olarak nitelendirilen coğrafi konumun önemini açık bir şekilde ortaya koyar. Türkiye toprakları yer yuvarın en büyük kara kütlesi olan Eski Dünyanın hemen hemen geometrik merkezinde, Eski Dünyayı oluşturan üç kıtanın birbirine en çok yaklaşarak adeta buluştukları bir alanda, batıdaki Atlas Okyanusu'ndan doğuya, bu büyük kara kütlesinin içerlerine doğru 3 000 kilometre boyunca sokulmuş bulunan Akdeniz'in, ikisi diğerlerine hidrolojik bakımdan zayıf ve yüzeysel olarak bağlı dört havzası (Karadeniz, Marmara, Ege ve Levant havzaları) arasında yer alır. Kabaca paraleller doğrultusunda uzanan ülke, doğudaki geleneksel olarak Asya'dan, batıdaki Avrupa'dan sayılan iki parçadan meydana gelir. Bu topraklar bir arada 779 452 km2 (izdüşüm alanı) bir yer kaplar.
Devamını Oku

*

Mars


Mars

Mars güneşe yakınlık bakımından dördüncü gezegendir ortalama güneş mars uzaklığı 227.4 milyon kilometredir. Gök yüzünde kırmızı renkte görünür ve kendisine ait bir atmosferi vardır. Büyüklük olarak yaklaşık dünyanın yarısı kadardır (yarı çapı 3200 km). Gündüz ekvator sıcaklığı 10 C° civarlarına ulaşır, fakat atmosferi bu sıcaklığı tutabilmesi için yeterli olmadığından, geceleri sıcaklığı -75 C° 'ye kadar düşer. Kutuplarındaki sıcaklık ise -120 C° kadardır. Marstaki atmosfer basıncı altında bu sıcaklık CO2 'nin donma sıcaklığı olduğundan kutuplarda CO2 buzları bulunmaktadır. Mars günü dünya gününden yalnızca yarım saat daha fazladır fakat dünyaya göre güneşe daha uzak olduğu için bir yılı 687 gündür. Marsı atmosferinde dünyadakine benzer olarak H, O, CO ve CO2 belirlendiği halde dünyada bol olarak bulunan Ni bulunmamaktadır. 1877 yılında marsın iki uydusu bulunmuştur. Bunlar ancak çok iyi teleskoplarla gözlenebilen Phobos ve Deimos tur.

Bilindiği gibi yıllarca Marsta yaşam olduğu düşünülmüştü, bu teori için gerçekten geçerli sebepler vardı. Marsta da dünyadaki gibi eksen eğikliği olduğundan mevsimler oluşur. Değişik mevsimlerde yer kabuğunun değişik renkler alması yıllarca astronomların marsta bitkisel yaşam olduğuna inanmalarına neden olmuştur. Ayrıca mars yüzeyinde yer alan geniş kanalların marslı yaratıklar tarafından kutuplardan ekvatora su götürmek için yapıldığı sanılmaktaydı. Fakat ilki 1965'de olmak üzere yollanan bir çok uzay sondası sayesinde marstaki bu kanalların tamamen kendiliğinden var olduğu anlaşılmıştır.

Mars yüzeyi de ay yüzeyi gibi volkanik ve çarpma kraterleriyle doludur. 1965'den başlayarak yollanan uzay sondaları sayesinde elde edilen yüzey şekillerine isimler verildi. Tharsis bölgesinde artık etkinlik göstermeyen Olympus Mons, Ascraeus Mons, Pavonis Mons ve Arsia Mouns volkanları marsın en dikkat çekici yüzey şekilleridir. Bu volkanların çevresinde meteorların açtığı kraterlere rastlanmaz. Çünkü buradaki kraterler zamanla lav ile dolmuştur. Ayrıca ekvator bölgesinden başlayarak 3000 km doğuya doğru uzanan bir vadi, sonra kuzeye kıvrılarak Chryse'ye varır. Bu vadi bazı yerlerde 100 km genişliğe ve 6 km derinliğe sahiptir. Bu denli bir vadinin yalnızca akarsular tarafından oyulabileceği düşünülmektedir. Bu da daha önce Mars yüzeyinde suyun var olduğuna inanılmasını sağlamıştır.

Özellikleri :

Güneşe Olan Uzaklığı 227.400.000 km

Yarı Çapı 3200 km

Kütlesi 0.64 x 1024 kg

Yoğunluğu 3933 gr/cm3

Atmosferik Basınç ----

Sıcaklığı -25 C°

Görünür Parlaklığı 1.2 m

Güneş Etrafında Dönme Süresi 687 gün

Kendi Ekseninde Dönme Süresi 25 saat

Dönme Hızı 24.13 km/sn



Mars Projesi

Yıllar boyu bilim damlarının gözdesi olmayı başaran o muhteşem "kızılgezegen", Mars. Bir çok UFO hikayesinde ve bilimkurgu filimde başrol oynadı. Hep korkuldu, hep merak edildi. Acaba yaşam var mı? Varsa bu canlılar basit organizmalar mı? yoksa dünyada ki gibi kompleks organizmalar da var mı? Bu sorulara ancak geçtiğimiz yıllarda cevap buluna bilindi. NASA'nın marsa indirdiği araçlar sayesinde mars yüzeyinde canlı ve su bulunmadığı anlaşıldı. Tabi ki bu cevaplar insan oğlunun bitmez tükenmez merak duygusunu doyurmaya yetmez. Şimdi ki hedef 2005 yılına kadar Mars gezegenine ayak basmak. Ay'a ilk insanın ayak basmasından sonra ki en büyük gelişme olarak kabul edilen bu olayı bu kadar geciktiren, teknolojik yetersizliklerden çok bürokratik engellerdi 1965 yılında marsa ilk insansız araştırma gemisini indiren teknolojinin .önündeki bürokrasi engelini aşmayı başaran bilim adamları işe koyuldu ve çalışmalar büyük bir hızla devam ediyor. Eğer bir aksilik olmazsa 2003 yılında ilk insanlı uzay gemisi marsa doğru yola çıkacak.

Marsın yıllar boyu ilgi odağı olduğunu söyledik. Peki neydi Mars'ı bu kadar çekici kılan. Mars yaklaşık olarak dünyanın yarı büyüklüğünde, güneşe yakınlık bakımından dünyadan sonra gelen, kırmızımsı renge sahip bir gezegen. Buraya kadar her şey normal, gelelim marsta yaşam olduğu iddialarının ortaya atılmasına neden olan özelliklerine. Marsın da dünyanın ki gibi bir atmosferi var ve bu nedenle yüzeyine çarpan meteorlar fazla büyük hasarlar veremiyor. Yine dünyada olduğu gibi Mars'ta da bir eksen eğikliği var buda marsta mevsimler oluşmasına neden oluyor. Marsı dünyadan teleskoplarla incelediğiniz zaman mevsim değişikliklerinde yüzeyinin yeşilimsi bir renk aldığı görülür. (Bu renklenmenin nedeninin büyük ****l çekirdeğin ısınma ile renk değiştirmesinden kaynaklandığı sanılmaktadır). Bu yeşil renk bilim adamlarının mars yüzeyinde bitkisel yaşam olduğunu sanmalarına neden olmuştur. Bilim adamlarını yanıltan diğer bir olay; Mars yüzeyi kutuplardan ekvatora doğru uzanan derin kanallarla doludur. Bu derin kanalların kendiliğinden oluşma ihtimalinin çok az olmasından dolayı. Bu kanalların su sıkıntısı çeken marslılar tarafından kutuplardan ekvatora su taşımak için açıldığı sanılmaktaydı (Fakat daha sonra mars yüzeyinden alınan resimler ile bu kanalların tamamen doğal yollarla, kendiliğinden oluştuğu anlaşılmıştır). Marsı sadece teleskopla inceleyebilen bilim adamları için bu veriler yaşam olma olasılığının bir kanıtı olarak görülüyordu. Ve bu tezi savunan bir çok bilim adamı vardı. Ta ki marsa inen araçlardan aldığımız bilgilerle bunun aksi kanıtlanana kadar.

Mars projesini gerçekleştirebilmek için yapılan çalışmalar hızla ilerliyor. Projenin temelini 2003 yılındaki yolculuk oluşturuyor, bu yolculuğun ardından marsa belli aralıklarla gönderilecek olan uzay gemileri marsta bir araştırma merkezi ve otel inşa edecekler. Aynı zamanda mars yüzeyindeki kraterleri incelemek üzere uçuşlar yapacak olan bir uçak ta mars projesi dahilinde yer alıyor. Tahminen 2015 yılında marstaki otel ve araşırma merkezi tamamlanacak. Daha sonraki yıllarda ise çalışmalara maddi destek sağlamak amacı ile zenginlere marsta tatil imkanı sunulacak. Bu yolculuk için özellikle 2003 yılının seçilme nedeni; 28 Ağustos 2003 tarihinde mars ile dünya arsındaki mesafenin en kısa halini alması. Bu tarihte mars ile dünya arası uzaklık yaklaşık olarak 56 milyon kilometre kadar olacak. Dünya ile mars arasındaki mesafenin tekrar bu kadar kısa olması için 15 yıl geçmesi gerekiyor. Yani en az yakıt harcayarak, en yakın zaman da mars yüzeyine inebilmemiz için 2003 yılından başka bir alternatifimiz yok.

Marsa yapılacak olan yolculuğun yaklaşık olarak 18 ay kadar süreceği tahmin ediliyor. Böylesine uzun bir yolculuk beraberinde bir çok sorun getiriyor. Bunlardan en önemlisi bu kadar uzun süre, zor şartlar altındaki yolculuğa dayanabilecek bir gemi. NASA bu yolculuk için kullanılacak olan gemiyi laboratuarlarında inceleme altına aldı ve üzerinde dayanıklılık testleri yapıyor. Bu gemide kullanılmak üzere geliştirilen roket teknolojisi yardımı ile hem yolculuk daha kısa sürecek hem de daha az yakıt kullanılması sağlanacak (Yandaki resimde roketin şematik bir görünüşü bulunuyor). Yakıt problemi de yolculuk için büyük önem teşkil ediyor. Bu sorunun da geminin üzerine yerleştirilecek olan hidrojen tankı ile çözümlenmesi planlanıyor. Bu hidrojen tankı, mars yüzeyine inildiğinde mars atmosferinde büyük bir oranda bulunan CO2 gazı ile tepkimeye sokularak geri dönüş için gerekli olan yakıtı (****n gazı) ve bir miktar su ile oksijen elde edilecek. Tabi ki böylesine uzun ve zorlu bir yolculuktaki tek sorun yakıt ve araç sorunu değil bu yolculukta görev yapacak olan mürettebatın sağlık, yeme, içme ve psikolojik sorunlarını çözebilmek için de büyük çalışmalar yapılıyor. Şu an yolculuk için 20 kişi eğitim görüyor. Bunlar içinden seçilecek en iyi 6 kişi mars yolculuğuna çıkacak. Bu kişiler zorlu şartlarda dayanıklılık testlerine tabi tutuluyor. Bunun yanı sıra hepsi çok iyi bir doktor, araştırmacı ve çiftçi olarak yetiştiriliyor. Mürettebatı tehdit eden en büyük sağlık sorunu uzun süre yerçekimi kuvvetinden uzak kalmanın ve uzay radyasyonuna maruz kalmanın oluşturacağı olumsuzluklar. Herhangi bir sağlık probleminde geminin tekrar dünyaya dönmesi mümkün değil bu nedenle uzay aracı her türlü tıbbi müdahalenin yapılabileceği şekilde düzenleniyor. Yiyecek problemi için ise gemi yola çıkar çıkmaz geminin bir bölümüne tohum ekilmesi düşünülüyor. Mars yüzeyine inildiğinde ise tohumlar burada kurulacak olan seralara taşınacak ve burada yetiştirilecek. Su problemi için ise çok etkili bir arıtma cihazı tasarlandı bu cihaz sayesinde, duş ve idrar suları tekrar içile bilecek kadar temiz hale getiriliyor. Böylece suyun dönüşümü sağlanıyor. Bütün bu çalışma ve araştırmalar iki haftalık bir yüzey incelemesi için. Mars yüzeyine inen mürettebat iki hafta mars yüzeyinde kalacak ve burada daha önce yollanmış olan araçlar buluşup onların yardımı ile kurulacak laboratuarlarda incelemeler yapılacak. İki hafta sonunda mürettebat tekrar geri dönecek.

Mars Projesi ile ilgili anlattıklarımız, bazılarınıza sadece bir rüya gibi gelebilir. Ama bu proje için yıllardır büyük çalışmalar yapılıyor. Ve A.B.D. hükümeti geçte olsa bu konuya önem vermeye başladı. Şu an için projeye 40 milyar dolarlık bir bütçe ayrılmış durumda ikinci bir ek bütçe ise yolda. Eğer bir gün üzerinde yaşadığımız gezegen "dünya" bir tehlike içine girerse yaşaya bileceğimiz başka gezegenler bulmamız gerekebilir. Bu proje, bu yolda atılmış en büyük adımdır. Umarız projeye bu güne kadar harcanan paranın çok ve gereksiz olduğu iddiası ile zorluk çıkartan siyasetçiler, işin ciddiyetinin farkına varır ve köstek olmak yerine destek olmaya çalışırlar.
Devamını Oku

*

Dünya'nın Oluşumu


Dünya’nın Oluşumu



Dünya, Güneş Sistemi oluştuğunda kızgın bir gaz kütlesi halindeydi. Zamanla ekseni çevresindeki dönüşünün etkisiyle, dıştan içe doğru soğumuş, böylece iç içe geçmiş farklı sıcaklıktaki katmanlar oluşmuştur. Günümüzde iç kısımlarda yüksek sıcaklık korunmaktadır. Dünya’nın oluşumundan bugüne kadar geçen zaman ve Dünya’nın yapısı jeolojik zamanlar yardımıyla belirlenir.



Jeolojik Zamanlar



Yaklaşık 4,5 milyar yaşında olan Dünya, günümüze kadar çeşitli evrelerden geçmiştir. Jeolojik zamanlar adı verilen bu evrelerin her birinde , değişik canlı türleri ve iklim koşulları görülmüştür.



Dünya’nın yapısını inceleyen jeoloji bilimi, jeolojik zamanlar belirlenirken fosillerden ve tortul tabakaların özelliklerinden yararlanılır.



Jeolojik zamanlar günümüze en yakın zaman en üstte olacak şekilde sıralanır.



Dördüncü Zaman

Üçüncü Zaman

İkinci Zaman

Birinci Zaman

İlkel Zaman



İlkel Zaman



Günümüzden yaklaşık 600 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır.



İlkel zamanın yaklaşık 4 milyar yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.



Zamanın önemli olayları :



Sularda tek hücreli canlıların ortaya çıkışı

En eski kıta çekirdeklerinin oluşumu



İlkel zamanı karakterize eden canlılar alg ve radiolariadır.



Birinci Zaman (Paleozoik)



Günümüzden yaklaşık 225 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Birinci zamanın yaklaşık 375 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.



Zamanın önemli olayları :



Kaledonya ve Hersinya kıvrımlarının oluşumu

Özellikle karbon devrinde kömür yataklarının oluşumu

İlk kara bitkilerinin ortaya çıkışı

Balığa benzer ilk organizmaların ortaya çıkışı

Birinci zamanı karakterize eden canlılar graptolith ve trilobittir.



İkinci Zaman (Mezozoik)



Günümüzden yaklaşık 65 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İkinci zamanın yaklaşık 160 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. İkinci zamanı karakterize eden dinazor ve ammonitler bu zamanın sonunda yok olmuşlardır.



Zamanın önemli olayları :



Ekvatoral ve soğuk iklimlerin belirmesi

Kimmeridge ve Avustrien kıvrımlarının oluşumu

İkinci zamanı karakterize eden canlılar ammonit ve dinazordur.



Üçüncü Zaman (Neozoik)



Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Üçüncü zamanın yaklaşık 63 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.



Zamanın önemli olayları :



§ Kıtaların bugünkü görünümünü kazanmaya başlaması



§ Linyit havzalarının oluşumu



§ Bugünkü iklim bölgelerinin ve bitki topluluklarının belirmeye başlaması



§ Alp kıvrım sisteminin gelişmesi



§ Nümmilitler ve memelilerin ortaya çıkışı



Üçüncü zamanı karakterize eden canlılar nummilit, hipparion, elephas ve mastadondur.



Dördüncü Zaman (Kuaterner)



Günümüzden 2 milyon yıl önce başladığı ve hala sürdüğü varsayılan jeolojik zamandır.



Zamanın önemli olayları :



İklimde büyük değişikliklerin ve dört buzul döneminin (Günz, Mindel, Riss, Würm) yaşanması

İnsanın ortaya çıkışı

Dördüncü zamanı karakterize eden canlılar mamut ve insandır.
Devamını Oku

*

Ay'ın Yapısı


Ay'ın Yapısı :



Ay'ın kabuğu oralama 68km. kalınlıktadır. Kabuk kalınlığı Mare Crisium tabanında 0'dan arka yüzde, Korolev karteri Kuzeyinde, 107 km'ye kadar değişiklikler gösterir. Genelde ön yüzde daha incedir. Kabuğun altında Magma tabakası ve altında muhtemelen küçük bir çekirdek (kabaca 340 km çapında ve Ay kütlesinin %2'si kadar) bulunur. Dünyadakinin aksine Ay'ın magma tabakasının ancak bir bölümü erimiş haldedir. Ay'ın ağırlık merkezi, geometrik merkezinden, 2 km kadar dünya tarafına yakındır.
Devamını Oku

*

Dünya’nin Eksen Eğikliği Ve Sonuçlari


DÜNYA’NIN EKSEN EĞİKLİĞİ VE SONUÇLARI

Dünya’nın eksen eğikliğinin anlaşılabilmesi için şu terimlerin bilinmesi gerekmektedir.

1. Ekliptik Düzlem (Yörünge Düzlemi): Dünya’nın Güneş etrafında izlediği yola Ekliptik Düzlem denir.

2. Ekliptik Eksen (Yörünge Ekseni): Ekliptik düzlemi dik kestiği kabul edilen hayali çizgiye Ekliptik Eksen denir.

3. Dünya’nın Ekseni: Kutuplardan ve yerin merkezinden geçtiği kabul edilen hayali çizgiye Dünya’nın Ekseni denir.

4. Ekvator Düzlemi: Dünya’yı iki eşit parçaya bölen hayali çizginin meydana getirdiği düzleme Ekvator Düzlemi denir.



Ekliptik eksen ile Dünya’nın ekseni birbiri ile çakışmaz aralarında 23° 27’ lık bir eğiklik vardır. Bu eğikliğe Dünya’nın Eksen Eğikliği adı verilir.



Eksen eğikliği, Dünya’nın hem kendi ekseni hem de Güneş etrafındaki hareketiyle hiçbir zaman değişmez. Sade-ce ekinoks tarihlerinde etkisi ortadan kalkar.



Eksen Eğikliğinin Sonuçları:

1. Mevsimlerin oluşmasına neden olur.

2. Bir noktaya düşen güneş ışınları yıl içerisinde değişir.

3. Bir noktaya dikilen çubuğun gölge boyu yıl içinde değişir.

4. Dönenceler ve Kutup Daireleri oluşur.

5. Kuzey ve Güney yarım kürelerde aynı anda farklı mevsimler yaşanır.

6. Aydınlanma dairesi sürekli yer değiştirir.

7. Gece ve gündüz süreleri uzayıp kısalır.

8. Mevsimlik sıcaklık ve basınç farkları oluşur.

9. Matematik iklim kuşakları meydana gelir.

10. Güneşin doğuş-batış saati ve yeri değişir.



Dünyanın Eksen Eğikliği İle İlgili İhtimaller:

a. Eksen Eğikliği Olmasaydı:

1. Güneş ışınları daima ekvatora dik açıyla gelirdi ve bu durum hiçbir zaman değişmezdi.

2. Mevsimler ortadan kalkardı.

3. Yıllık sıcaklık farkı meydana gelmezdi.

4. Aydınlanma çizgisi daima kutuplardan geçerdi.



5. Daima gece gündüz eşitliği yaşanırdı.

6. Güneşin doğuş batış yer ve saati değişmezdi.

7. Güneş ışınlarının öğle vakti gelme açıları değişmezdi.

8. Kutuplarda alaca karanlık yaşanırdı.

9. Dönenceler ve Kutup Daireleri ortadan kalkardı.

10. Matematik İklim kuşakları ortadan kalkardı.

11. Bitki ve hayvan türleri azalırdı.



b. Eksen Eğikliği 23° 27’ dan Fazla Olsaydı (33°):

1. Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği saha genişlerdi.

2. Dönenceler 33° ve kutup daireleri 57° enlemlerinden geçerdi.

3. Kutup ve Ekvatoral kuşak genişler Orta kuşak daralırdı.

4. Güneş ışınlarının gelme açıları ve gölge boyları daha fazla değişirdi.

5. Yıllık sıcaklık farkları artardı.

6. Gece ile gündüz arasındaki fark artardı.

7. Ekvatoral Kuşakta sıcaklık değerleri azalırken, Kutup Kuşağında artardı. Orta Kuşakta ise yazlar daha sıcak, kışlar daha soğuk olurdu.

8. Aydınlanma çizgisi daha fazla yer değiştirirdi.



c. Eksen Eğikliği 23° 27’ dan Az Olsaydı (15°):

1. Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği saha daralırdı.

2. Dönenceler 15° ve kutup daireleri 75° enlemlerinden geçerdi.

3. Kutup ve Ekvatoral kuşak daralır, Orta kuşak genişlerdi.

4. Güneş ışınlarının gelme açıları ve gölge boyları daha az değişirdi.

5. Yıllık sıcaklık farkları azalırdı.

6. Gece ile gündüz arasındaki fark azalırdı.

7. Ekvatoral Kuşakta sıcaklık değerleri yükselirken, Kutup Kuşağında düşerdi. Orta Kuşakta ise yazlar daha serin, kışlar daha ılık olurdu.

8. Aydınlanma çizgisi daha az yer değiştirirdi.
Devamını Oku

*

Dünya’da İklim ve Doğal Bitki Örtüsü


Dünya’da İklim ve Doğal Bitki Örtüsü





Dünya’da Görülen İklim Tipleri





Bir yerde benzer sıcaklık, basınç, rüzgar, nemlilik ve yağış özelliklerinin uzun süre etkili olmasıyla iklim tipleri belirmektedir. İklimi oluşturan bu öğelerden birinin ya da ikisinin farklı olması, değişik iklim tiplerinin ortaya çıkmasına neden olur.



Dünya’da görülen iklimler, sıcak kuşak iklimleri, ılıman kuşak iklimleri ve soğuk kuşak iklimleri olarak üöç ana bölümde toplanır.





Sıcak Kuşak İklimleri





Sıcak Kuşak İklimlerinin Ortak Özellikleri





Yıllık sıcaklık ortalamaları 20°C’nin üstündedir.

Sıcaklık farkları Ekvator’dan uzaklaşdıkça artar.

Soğuk mevsim yoktur.

Yağış özellikleri farklılık gösterir.



Ekvatoral İklim





Ekvatoral İklimin Özellikleri





Yıllık sıcaklık ortalamasının 20°C’nin üstünde olduğu ekvatoral iklimde yıl boyunca yaz koşulları yaşanır.



Güneş ışınları, yıl boyunca dik ve dike yakın açılarla geldiğinden yıllık sıcaklık farkı azdır.



Yıl boyunca yükseltici hava hareketlerine bağlı olarak konveksiyonel yağış görülür.



Yıllık yağış miktarı 2000 mm’nin üzerindedir. Her mevsimin yağışlı olduğu ekvatoral bölge akarsularının rejimleri düzenlidir ve yıl boyunca bol su taşır. Güneş ışınlarının dik geldiği Mart ve Eylül aylarında yağışlar artar. Bu nedenle ekinokslarda (21 Mart – 23 Eylül) akarsularda kabarma olur.





Konveksiyonel Yağış : Isınan havanın yükselerek soğuması ile oluşan yağışlardır.





UYARI : Ekvatoral iklimde yıllık sıcaklık farklarının az olması güneş ışınlarının yere değme açılarının az değişmesiyle, günlük sıcaklık farklarının az olması ise nem oranının yüksek olmasıyla ilgilidir.





Ekvatoral İklimin Doğal Bitki Örtüsü





Yıl boyunca sıcaklık ve nem koşulları elverişli olduğundan sürekli yeşil kalabilen yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan gür ormanlardır. Yağmur ormanları adı verilen bu ormanlardaki ağaçların boyu yağış miktarının fazla olması nedeniyle 40-60 m lere kadar çıkabilir. Ormanaltı floarası da çok zengindir.





Ormanaltı Florası : Orman örtüsü altında loş ortamda yetişen, çoğunlukla ot ve sarmaşık türlerinin oluşturduğu bitki topluluğudur.





Ekvatoral İklimin Görüldüğü Yerler





10° Kuzey ve Güney enlemleri arasında,



Güney Amerika’da Amazon Havzası’nda,



Afrika’da Kongo Havzası’nda ve Gine Körfezi kıyılarında,



Asya’da Endonezya Adaları’nda görülür.





Yazları Yağışlı Tropikal İklim (Savan)





Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C’nin üstündedir.



Yazlar sıcak ve yağışlı, kışlar sıcak ve kurak geçer



Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği yaz aylarında konveksiyonel yağışlar görülür.



Kış aylarında subtropikal yüksek basıncın (DYB) etkisinde kaldığından kış kuraklığı belirgindir.



Yıllık yağış miktarı 1000 mm civarındadır.





UYARI : Savan ikliminde günlük sıcaklık farkları, nemlilik nedeniyle yazın az, kışın fazladır.





Yazları Yağışlı Tropikal İklimin (Savan İklimi) Doğal Bitki Örtüsü





Yaz yağışlarıyla yeşeren, uzun boylu, gür ot topluluklarıdır. Bunlara savan adı verilir. Savanlar arasında yer yer kurakçıl ağaçlar görülür. Akarsu boylarında ise galeri ormanları görülür.





Galeri Ormanları : Savanlardaki, küçük akarsu boylarında görülen, çoğunlukla 50-100 m genişliğinde, bir akarsu ağı biçiminde uzanan ve sürekli yeşil kalabilen nemli ormanlardır. Galeri ormanları olarak adlandırılmalarının nedeni, ağaçların, akarsuyun üstünü bir galeri şeklinde kapatmasıdır.



Yazları Yağışlı Tropikal İklimin (Savan İklimi) Görüldüğü Yerler





10° enlemleri ile dönenceler arasında,



Orta Amerika’da,



Sahra Çölü ile Ekvatoral Afrika arasında,



Güney Afrika’da,



Güney Amerika’da,



Kuzey Avustralya’da,



Madagaskar’ın batısında görülür.





Muson İklimi





Muson İkliminin Özellikleri





Kış sıcaklığı 10°C - 20°C arasında değişir. Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C nin üstündedir.



Muson rüzgarlarının etkisiyle yazlar sıcak ve bol yağışlı geçer. Kışlar ise ılık ve kuraktır.



Çoğunlukla 2000 – 5000 mm arasında değişen yıllık yağış miktarı bazı yerlerde 10000 mm’yi geçmektedir. Örneğin Hindistan’ın Çerapunçi kasabasında yıllık yağış miktarı 12000 mm’yi bulmaktadır.



Yaz aylarında orografik yağışlar görülür.





Orografik Yağışlar : Nemli hava kütlelerinin bir dağ yamacına çarparak yükselmesi sonucunda oluşan yağışlardır.



Muson İkliminin Doğal Bitki Örtüsü





Yağışın fazla olduğu yerlerde, kış aylarında yapraklarını döken yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar görülür. Bu ormanlara muson ormanları denir.





Muson İkliminin Görüldüğü Yerler





Güney, Doğu ve Güneydoğu Asya kıyılarında,



Madagaskar’ın doğusunda,



Avustralya’nın kuzeydoğusunda,



Kuzey Amerika’nın güneydoğu kıyılarında görülür.





Çöl İklimi





Çöl İkliminin Özellikleri





Günlük ve mevsimlik sıcaklık farklarının azla olması karakteristik özelliğidir.



Yağışlar yok denecek kadar azdır.



Sıcaklık farklarının fazla olması, kayaların fiziksel olarak parçalanıp ufalanmasına neden olur.



Kimyasal çözülme yetersiz olduğundan toprak oluşumu zordur.





Çöl İkliminin Doğal Bitki Örtüsü





Kuraklığa uyum sağlamış olan kurakçıl otlar ve çalılardan oluşur. Kuraklığa en iyi uyum sağlamış bitkiler, gövdesinde çok miktarda su biriktirebilen kaktüslerdir. Üzerlerindeki küçük dikenler, bitkinin ısı kaybını azaltmaktadır. Ayrıca yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde vahalar oluşmuştur.





Vaha : Çöllerde suyun bulunduğu, bitkilerin yetişebildiği, insanların yerleşip barındığı yerdir. Vahalar akarsu boylarında, kuyuların açıldığı yerlerde, büyük su kaynakları yanında gelişmiştir.





Çöl İkliminin Görüldüğü Yerler





Asya Kıtası’nda; Arabistan, Gobi, Taklamakan Çöllerinde,



Kuzey Amerika’da; Kaliforniya, Nevada, Kolorado, Meksika Çöllerinde,



Afrika’da; Büyük sahra, Kalahari, Namibya Çölleri’nde,



Avustralya’da; Büyük Kum Çölü’nde,



Güney Amerika’da; Atakama Çölü’nde görülür.







UYARI : Çöllerin en büyük bölümü Kuzey yarım Küre’dedir. Bu durum, karaların Kuzey Yarım Küre’de Güney Yarım Küre’den daha fazla olmasının sonucudur.





Ilıman Kuşak İklimleri





Ilıman Kuşak İklimlerinin Ortak Özellikleri







Yıllık sıcaklık ortalamaları 20°C’nin altındadır.



Sıcaklık farkları belirgindir.



4 mevsim yaşanır.





Akdeniz İklimi





Akdeniz İkliminin Özellikleri







Yazları sıcak ve kurak geçer.



Yıllık ortalama sıcaklık 18°C - 20°C arasında değişir.



Yazın genişleyen subtropikal antisiklon (DYB), Akdeniz iklim bölgesinde yaz kuraklığını belirginleştirir.



Kışlar ılık ve yağışlıdır. Çünkü kış aylarında gezici alçak basınçlar cephesel yağışlara neden olur.



Yıllık ortalama yağış miktarı 600-1000 mm arasında değişir ve yağış rejimi düzensizdir.



Kar yağışı ve don olayı ender görülür.





Don Olayı : Havanın açık ve durgun olduğu kış gecelerinde aşırı ısınma nedeniyle toprak donar. Don olayı tarımsal üretime büyük ölçüde zarar verir. Karasal bölgelerde don olayı sık görülür.





Akdeniz İkliminin Doğal Bitki Örtüsü





Kısa, bodur ağaç ve çalılardır. Bu bitki örtüsüne maki adı verilir. Yaz kuraklığına uyum sağladığından yaprakları genellikle sert, tüylü, ince ve uzundur.



Zeytin, defne, keçiboynuzu, mersin, lavanta, kekik ve zakkum maki bitki topluluğu içinde yer alır.





Akdeniz İkliminin Görüldüğü Yerler





Akdeniz çevresindeki ülkelerde,



Güney Portekiz kıyılarında,



Afrika’da Kap Bölgesi’nde,



Güneybatı Avustralya kıyılarında,



Orta Şili’de,



Kuzey Amerika’da Kaliforniya yöresinde,



Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Güney kıyılarında görülür.





UYARI : Akdeniz iklimi genellikle 30°-40° enlemleri arasında görülür.





Ilıman Kuşak Okyanus İklimi





Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Özellikleri





Orta Kuşak kıtalarının batı kıyılarında, batı rüzgarlarının ve sıcak su akıntılarının etkisiyle gelişen bir iklim tipidir.



Yıllık ortalama sıcaklık 20°C’nin altındadır.



Sıcaklık farkları belirgin değildir.



Yazlar serin ve yağışlı, kışlar ılık ve yağışlı geçer.



Her mevsim yağışlıdır. Sonbahar ve kış yağışları daha belirgindir.



Kar yağışı ve don olayı ender görülür.



Kış aylarında cephesel, yaz aylarında hem cephesel hem de yükselim yağışları görülür.





UYARI : Okyanus ikliminin belirmesinde temel etken batı rüzgarları ve sıcak su akıntılarıdır.





Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Doğal Bitki Örtüsü





Yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan karma ormanlardır.



Yer yer çayırlar görülür.





Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Görüldüğü Yerler





Kuzey Amerika’nın batı ve güneydoğu kıyılarında,



Güney Amerika’nın güneybatı kıyılarında,



Batı Avrupa’nın Atlas Okyanusu kıyılarında,



Yeni Zellanda’da,



Afrika’nın güneyinde,



Avustralya’nın doğusunda,



Tasmanya’da görülür.





Ilıman Kuşak Karasal İklim





Ilıman Kuşak Karasal İklimin Özellikleri







Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.



Günlük ve mevsimlik sıcaklık farkları belirgindir.



En yağışlı mevsim ilkbahardır.



Don olayı sık görülür.



Sıcak çöllerin kenarlarında görülen karasal iklimde yaz mevsimi kısa sürer.







UYARI : Ilıman karasal iklimde kış aylarındaki yağış azlığı, termik yüksek basıncın etkili olmasına bağlıdır. Yazın görülen yağışlar ise konveksiyoneldir.





Ilıman Kuşak Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü





İlkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz kuraklığı ile sararan kısa boylu otlardır. Bunlara step ya da bozkır denir. Steplere Kuzey Amerika’da preri, Güney Amerika’da pampa adı verilir. Yüksek yerlerde yer yer iğne yapraklı ağaçlar görülür.







Ilıman Kuşak Karasal İkliminin Görüldüğü Yerler



Kuzey ve Güney Amerika’nın iç kısımlarında,



Anadolu’nun iç kısımlarında,



Irak’ta,



İran’da,



Türkistan’da,



Afrika’nın iç kısımlarında,



Avustralya’nın iç kısımlarında görülür.



Soğuk Kuşak İklimleri





60° - 90° enlemleri arasında görülür.



Sıcaklık yıl boyunca düşüktür.



İklimin elverişsiz olması tarımı sınırlandırmaktadır.



Soğuk Kuşak Karasal İklim



Soğuk Kuşak Karasal İklimin Özellikleri





Bu iklim iki alt bölüme ayrılır.



Yazı ve Kışı Soğuk Karasal İklim



Yıllık sıcaklık farkları belirgindir.



Yazlar soğuk, yer yer serin ve kısa, kışlar ise çok soğuk, uzun ve karlı geçer. Kar uzun süre toprakta kalır.



En yağışlı mevsim yazdır ve konveksiyonel yağış görülür.



Sıcaklık ortalamalarının Ekvator’a doğru gidildikçe artmasına bağlı olarak bu iklim tipi değişir ve yazları sıcak karasal iklime geçilir.





Yazları Sıcak Karasal İklim



Kış sıcakları -10°C’nin altına inmez.



Yaz sıcaklıkları 20°C nin üstüne çıkar.



Yağış miktarı fazladır. İlkbahar ve yaz yağışları daha belirgindir.



Soğuk Kuşak Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü



İğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Bu bitki örtüsüne tayga adı verilir.



Yer yer çayırlar görülür.



Soğuk Kuşak Karasal İklimin Görüldüğü Yerler



Soğuk kuşağın yazları sıcak karasal iklimi,



ABD’nin kuzeydoğusunda,



Kanada’da,



Kuzey Çin’de,



Mançurya’da,



Rusya’da,



Orta Sibirya’da görülür.



Soğuk kuşağın yazları da soğuk karasal iklimi,



Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarının kuzeyinde, tundra ikliminin altında bir kuşak halinde görülür.



Tundra İklimi



Tundra İkliminin Özellikleri



Yazlar çok kısa ve serin geçer. Yaz sıcaklığı 10°C’nin üstüne çıkmaz.

Yıllık yağış miktarı 250 mm civarındadır.

Kışlar çok soğuk ve uzun geçer.

Toprak kış aylarında donmuş haldedir.

Yaz aylarında toprağın üst kısımlarında çözülmeler görülür ve bataklıklar oluşur.



Tundra İkliminin Doğal Bitki Örtüsü



Düşük sıcaklığa ve kuraklığa uyum sağlamış olan kısa boylu çalılar, otlar ve yosunlardır.



Bu bitki örtüsüne tundra adı verilir.



Tundra İkliminin Görüldüğü Yerler



60°-70° enlemleri arasında,



Asya’da,



Avrupa’da,



Kanada’nın kuzey kısımlarında,



Güney Amerika’nın güney kısımlarında görülür.



Kutup İklimi



Kutup İkliminin Özellikleri



Sıcaklık yıl boyunca 0°C’nin altındadır.

Sıcaklığın düşük olması buharlaşmayı engellediği için yağış az ve kar biçimindedir.

Sürekli donmuş halde olan toprak kar ve buz ile kaplıdır.





Kutup İkliminin Doğal Bitki Örtüsü



Toprak , sürekli kar ve buz örtüsü ile kaplı olduğu için bitki örtüsünden söz edilemez.

Kutup İkliminin Görüldüğü Yerler

Kutuplar çevresinde,

Grönland’da,

Antartika’da görülür.

Devamını Oku

*

Okyanus Ne Kadar Derindir?


Dünyanın en derin okyanusu Pasifik okyanusu’dur. 4.637 metredir. Ve en derin noktası ise Marina Çukuru 11.033 metredir
Devamını Oku

*

İllerimiz Neyi İle Ünlü?


ADANA

Pamuk ( Beyaz altın ), Adana Kebabı, Çukurova, Anavarza Kalesi, Misis Antik Kenti, Tekir Yaylası, Yaşar Kemal, Sakıp Sabancı



ADIYAMAN

Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı



AFYON

Haşhaş, Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Çağlayan Mesire Yeri, İscehisar Kayalıkları, Bayat Kilimleri, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve Sandıklı Kaplıcaları



AĞRI

Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Günbuldu Mağaraları



AKSARAY

Ihlara Vadisi, Eğri Minare, Yılanlı Kilise, Sultanhanı ve Ağzıkarahan Kervansarayları, Acemhöyük, Manastır Vadisi, Antik Nora Şehri



AMASYA

Amasya Elması, Borabay Gölü, Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Ahşap Amasya Evleri, Darüşşifa ( Akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer ), Şehzadeler Şehri



ANKARA

Ankara Kalesi, Anıtkabir, Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Hacı Bayram Veli Türbesi, August Tapınağı, Roma Hamamı, Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Atakule, Karum İş Merkezi, Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Beypazarı Evleri



ANTALYA

Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları, Konyaaltı-Lara-Patara Plajları, Turunçgil ve Seracılık Üretimi ile Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kalkan, Kaş Gibi Turizm Merkezleri, Tarihi Kaleiçi Evleri, Altın Portakal Film Yarışması, Kesme Çiçek Üretimi, Aspendos, Perge, Fhaselis, Termessos, Olympos Antik Kentleri



ARDAHAN

Kaşar Peyniri, Çıldır Gölü



ARTVİN

Boğa Güreşleri, Barhal Kilisesi, Sarp Sınır Kapısı, Çoruh Nehri, Karagöl - Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları



AYDIN

Deve Güreşleri, Büyük Menderes Nehri, Afrodisias-Milet-Didim-Priene Antik Kentleri ile Kuşadası, Aydın İnciri, Dilek Yarımadası Milli Parkı



BALIKESİR

Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini, Kaz Dağları Milli Parkı, Bor mineralleri, Gönen-Manyas-Burhaniye Kaplıcaları, Kaz Dağları Sarıkız Şenlikleri, Şahin Deresi Kanyonu, Sütüven Şelalesi, Ayvalık-Altınoluk-Akçay-Ören Turizm Merkezleri, Hasanboğuldu, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi, Balıkesir Kolonyası



BARTIN

Amasra Kalesi, İnkum Plajı, Bartın Çayı



BATMAN

Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Petrol Rafinerisi



BAYBURT

Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Sırakayalar Şelalesi



BİLECİK

Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Türk Büyükleri Platformu, Osmanlının Kuruluş Yeri Söğüt İlçesi, Mermer Üretimi ve Bozöyük Seramiği



BİNGÖL

Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi, Yüzen Ada ( Turnalar Gölü ), Kartal ( Karakuş ) Halkoyunu



BİTLİS

Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Ahlat Kümbetleri, Tütün Üretimi, Süphan Dağı, Adilcevaz Kalesi, İhlasiye Medresesi, El-Aman Kervansarayı, Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Beş Minare ( Şerefiye, Kalealtı, Ulu, Meydan ve Gökmeydan Camileri )



BOLU

Yedi Göller, Abant, Gölcük, Sünnet Gölleri, Mudurnu ve Göynük’ün Tarihi Ahşap Evleri, Kartalkaya Kış Sporları Merkezi, Mengen’in Aşçıları, Akkaya Travertenleri, Seben Kaya Evleri, Seben Elması, Aladağ Yaylaları, Mudurnunun Sarot ve Babas Kaplıcaları



BURDUR

Sagalassos Antik Kenti, İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri



BURSA

Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri, Cumalıkızık Köyü ve Evleri, Uludağ Milli Parkı, Kestane Şekeri, Şeftali, Bıçak, Havlu, Gemlik ve Mudanya'nın Zeytini, İnegöl Köftesi, Çekirge-Oylat Kaplıcaları, İskender Kebabı, İnkaya Çınarı, Mihaliç Peyniri, İznik Gölü



ÇANAKKALE

Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı, Adatepe ve Çetmi (Yeşilyurt ) Köyleri, Dardanel Balık Konservesi, Domates ve Seramik Üretimi, Höşmerim ( peynir tatlısı )



ÇANKIRI

Çankırı Kalesi, Taşmescit, Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri, Kayatuzu Üretimi



ÇORUM

Yazılıkaya, Hattusaş, Alacahöyük Ören Yeri, Çorum Leblebisi ve Saat Kulesi



DENİZLİ

Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti, Buldan Bezi, Havlu ve Bornoz Üretimi, Güney Şelalesi, Karahayıt Kaplıcaları, Kızıldere Jeotermal Kaynağı , Denizli Horozu



DİYARBAKIR

Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Surları, Ergani Bakırı, Behrampaşa Camii, Delilo Halkoyunu, Deliller Hanı, Diyarbakır Sokakları, ( Küçeler ) Hilar Kayalıkları, Çermik Kaplıcası, Meryem Ana Kilisesi, Sarı Saltık Türbesi



DÜZCE

Samandere, Güzeldere, Aydınpınar, Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakıllı, Sarıkaya ve Aksu Mağaraları, Akçakoca Turizm Merkezi, Efteni Gölü ve Kaplıcası, Konuralp Müzesi, Sakarca, Topuk, Kardüz, Odayeri , Torkul Yaylaları



EDİRNE

Selimiye Camii, Rüstempaşa Kervansarayı, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Ayçiçeği-Pirinç ve Beyaz Peynir Üretimi, Uzunköprü.



ELAZIĞ

Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü, Buzluk Mağarası, Çaydaçıra Halkoyunu, Ağın Kaplıcası



ERZİNCAN

Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği, Aygır Gölü, Buz Mağaraları, Eğinin ( Kemaliye ) folklörü





ERZURUM

Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi, Oltu Taşı, Aziziye Tabyaları, Üç Kümbetler, Çağ Kebabı, Tepsi Minare ( Saat Kulesi ), Erzurum Kalesi, Rüstem Paşa Bedesteni, Erzurum Kongresi Binası, Çobandede Köprüsü, Narman Peribacaları



ESKİŞEHİR

Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı, Anadolu Üniversitesi, Yunus Emre Türbesi, Tarihi Odun Pazarı Evleri, Yazılıkaya Frig Vadisi ( Midas Kenti ), Uyuz, Çifteler ve Yarıkçı Hamamları, Çatacık Ormanları ve Mesire Yeri, Eti Bisküvileri, İnönü Planör Kampı, Sivrihisar Ermeni Kilisesi



GAZİANTEP

Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma-Karkamış-Yesemek Antik Kentleri, İplik Sanayi, Karpuzatan ve Dülükbaba Mesire Yerleri, Antep Mutfağı



GİRESUN

Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi, Kümbet, Bektaş, Gölyanı, Kulakkaya ve Sisdağı Yaylaları, Aksu Şenlikleri, Pınarlar Şelalesi Aygır Gölü, Giresun Kalesi, Gedikkaya



GÜMÜŞHANE

Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmeladı, İmera Manastırı ve Gümüşhane Evleri



HAKKARİ

Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale ), Şemdinli Balı, Sümbül Dağı, Hakkari Kilimleri



HATAY

Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları, İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları, Soğukoluk Mesire Yeri, Künefe Tatlısı, Sen Piyer Kilisesi, Erzin Kaplıcaları



IĞDIR

Pamuk Üretimi



ISPARTA

Kovada Gölü Milli Parkı, Isparta Gülü, El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Isparta Elması,Yazılı Kanyon Milli Parkı, Pınargözü Mağarası, Davraz Dağı Kayak Merkezi



İSTANBUL

Topkapı Sarayı, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri, Yerebatan Sarnıcı, Kapalıçarşı, Mısırçarşısı, İstiklal Caddesi, Dolmabahçe ve Çırağan Sarayları, Yıldız-Gülhane - Emirgan Parkları, Çamlıca Tepesi, Prens Adaları, Rumeli Hisarı, Haliç Piyerloti, Kız Kulesi, İstanbul Boğazı, Minyatürk, İstanbul Surları, Galata Kulesi, Sultanahmet Meydanı, Aya İrini Müzesi, Eyüp Sultan Camii, Boğaz Köprüleri, Bozdoğan Kemeri, Fener Rum Patrikhanesi



İZMİR

İzmir Saat Kulesi, Kadife Kale, Meryem Ana Evi, Kültürpark, Efes-Bergama Antik Kentleri, Balçova Kaplıcaları, Kemeraltı Çarşısı, Çamaltı Tuzlası ve Kuş Cenneti, Çeşme Kalesi, Kordon Boyu, Asansör, Kızlar Ağası Hanı, Birgi Çakırağa Konağı, İzmir Köfte, Lokma ve Kemalpaşa Tatlıları, Foça, Çeşme, Seferihisar, Selçuk, Alaçatı Turizm Merkezleri



KAHRAMANMARAŞ

Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları, Afşin-Elbistan Termik Santrali, Maraş Kalesi



KARABÜK

Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu, Demir-Çelik Fabrikası



KARAMAN

Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman Koyunu, Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi, Karaman Elması



KARS

Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Sarıkamış Kayak Merkezi, Kaşar Peyniri



KASTAMONU

Cehennem Deresi Kanyonu, Ilgarini Mağarası, Tosya Pirinci, Taşköprü Sarımsağı, Ilgaz Dağı Milli Parkı, Kır Pidesi, Kürenin bakırı



KAYSERİ

Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti, Kapuzbaşı Şelaleleri, Gesi Bağları, Talas Kenti, Gevher Nesibe Tıp Merkezi



KIRIKKALE

Silah Fabrikaları, Petrol Rafinerisi



KIRKLARELİ

Dupnisa Mağarası, Alpullu Şeker Fabrikası, Hamitabat Doğalgaz Santrali, Dereköy-İğneada-Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri



KIRŞEHİR

Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Petlas Lastik Fabrikası, Cacabey Medresesi, Mucur Yeraltı Şehri



KİLİS

Kilis Yorganları



KOCAELİ ( İZMİT )

Pişmaniye, Değirmendere Fındığı, Hannibal’ın Mezarı, Petrokimya ve Otomotiv Sanayi, Osman Hamdi Bey Müzesi, Eski Hisar Kalesi, Saat Kulesi, Hereke Halısı, Kandıra Yoğurdu, Abdülazizin Av Köşkü, Kaiser Wilhelm Köşkü, Ballıkayalar Vadisi ve Beşkayalar Tabiat Parkları, Darıca Kuş Cenneti, Maşukiye, Kartepe ve Kuzu Yaylası, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi



KONYA

Mevlana Türbesi, Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti, Akşehir Nasrettin Hoca Şenlikleri, Balatini Mağarası, Ilgın Kaplıcaları



KÜTAHYA

Porselen ve Çini İmalatı, Başkomutanlık Milli Parkı, Kütahya Kalesi, Aizanoi Antik Kenti, Tunçbilek-Seyitömer Linyitleri, Tavşanlı Leblebisi, Simav ve Gördes Halıları



MALATYA

Malatya Kayısısı, Günpınar Şelalesi, Pınarbaşı Mesire Yeri, Aslantepe Antik Kenti, Karakaya Barajı, Somuncu Baba Camii ve Balık Gölü, Sürgü ( Takaz ) Mesire Yeri, Arapgir Meydan Köprüsü, Battalgazi Kervansarayı, Sultansuyu Harası, Darende Kudret Hamamı



MANİSA

Sard Antik Kenti, Mesir Macunu, Spil Dağı Milli Parkı, Üzüm ve Tütün Üretimi, Soma’nın Linyiti, Ağlayan Kaya ( Nyobe ) Muradiye ve Ulu Cami Külliyeleri, Vestel Fabrikaları



MARDİN

Deyrul-Zafaran Manastırı, Mardin Kalesi, Taş Evleri, Telkari Gümüş İşlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi



MERSİN ( İÇEL )

Kız Kalesi, Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu, Anamur Muzu, Turunçgil ve Seracılık Üretimi, Göksu Nehri, Sertavul Geçidi, Tarsus Şelalesi, Çamlıyayla (Namrun)



MUĞLA

Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Dalyan, Göcek Gibi Turizm Merkezleri, Kelebekler Vadisi, Bodrum Kalesi, Beyaz Bodrum Evleri, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Saklıkent Kanyonu, Ölü Deniz, Çamur Banyosu, İztuzu Plajı, Sedir Adası, Knidos-Letoon-Kaunos-Labranda-Keramos Antik Kentleri, Milas Halıları, Halikarnas Balıkçısı, Marmaris Çam Balı, Sığla Ağacı ve Yağı



MUŞ

Muş Ovası, Malazgirt Anıtı, Gaz Gölü



NEVŞEHİR

Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Üzüm Bağları ve Şarabı, Patates Üretimi, Testi Kebabı, Avanos’un Çanak Çömlek İşçiliği, Göreme Açık Hava Müzesi



NİĞDE

Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye’nin Elma ve Patates Deposu, Kuşkayası Mezarlığı, Çiftehan Kaplıcaları



ORDU

Türkiye’nin Fındık ve Bal Deposu, Boz Tepe, Çamlık Mesire Yeri, Yason Burnu ve Kilisesi, Keyfalan Yaylası



OSMANİYE

Toprakkale Kalesi, Hemite Kalesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Karaçay ve Şarlak Şelaleleri, Zorkun Yaylası, Haruniye Kaplıcası, Yerfıstığı Üretimi



RİZE

Çay Bahçeleri, Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı, Zilkale ve Buzul Gölleri, Elevit Şelalesi, Palovit Yaylası, Fırtına Deresi Vadisi, Rize Kalesi, Rize Bezi



SAKARYA

Sapanca ve Poyrazlar Gölleri, Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları, Sakarya Nehri, Patates ve Soğan Üretimi



SAMSUN

Tütün Üretimi, Çarşamba ve Bafra Delta Ovaları, Havza ve Ladik Kaplıcaları, Atatürk Anıtı, Bafra Pidesi



SİİRT

Veysel Karani Türbesi, Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi, Siirt Yünlü Battaniyeleri, Derzin Kalesi, Billoris Kaplıcası, Jirkan Kilimi



SİNOP

Sinop Kalesi, Boyabat Pirinci, İnceburun ( Türkiye’nin En Kuzey Noktası ), Ayancık Kerestesi, Erfelek Tatlıca Şelaleleri, İnaltı Mağarası, Akgöl, Sinop Hapishanesi, Keten Üretimi



SİVAS

Buruciye Medresesi, Gök Medrese, Kangal Çoban Köpeği, Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği’nin Demiri, Pir Sultan Abdal ve Aşık Veysel, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa, Çifte Minareli Medrese, Sızır Şelalesi ( Gemerek ),Tödürge Gölü ( Zara )



ŞANLIURFA

Urfa Kalesi, Urfa Sıra Geceleri, Halil-ül Rahman Gölü ( Balıklı Göl ), Harran Harabeleri, Ceylanpınar Üretme Çiftliği, Çiğ Köftesi, Kelaynak Kuşları, Halfeti Evleri, Pamuk Üretimi, Hz.Eyüp Mağarası, Şuayip Şehri ve Mağarası



ŞIRNAK

Cudi Dağı, Kasrik Boğazı, Habur Sınır Kapısı, Mem-u Zin Türbesi



TEKİRDAĞ

Şarköy Üzümü ve Şarabı, Tekirdağ Rakısı, Ayçiçeği, Tekirdağ Köftesi, Rakoçzi Müzesi, Rüstempaşa Camii



TOKAT

Tütün Üretimi, Niksar Ayvaz Suyu, Almus Baraj Gölü, Ballıca Mağarası, Topçam Yaylası, Zinav Gölü, Gök Medrese, Tokat Çemeni, Sulu Saray ( Sebastapolis ) Tokat Kebabı, Yazma Üretimi





TRABZON

Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, Uzungöl, Zağanos Köprüsü, Hamsiköy Sütlacı, Kadırga Yaylası, Trabzon Bileziği, Akçaabat Köftesi, Boztepe, Beton Helva ve Vakfıkebir Odun Ekmeği, Ayasofya Müzesi, Horon, Kisarna ( Bengisu ) Madensuyu, Sultan Murat Yaylası, Kızlar Manastırı



TUNCELİ

Munzur Vadisi Milli Parkı, Düzgün Baba Dağı, Bağın Ilıcası, Munzur Gözeleri, Tek dişli Munzur Sarımsağı



UŞAK

Deri, Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye’deki İlk Şeker Fabrikası ), Akse Çamlığı, Hamam Boğazı Şifalı Suları



VAN

Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü, Hoşap Kalesi, Muradiye ve Bendimahi Şelaleleri



YALOVA

Termal Kaplıcaları, Armutlu Kapıcaları, Atatürk Köşkü Müzesi



YOZGAT

Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları



ZONGULDAK

Taşkömürü ( Karaelmas ), Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları

Devamını Oku

*

Türkiye'nin Jeopolitik, Jeostratejik Ve Ekostratejik Önemi


TÜRKİYE'NİN JEOPOLİTİK, JEOSTRATEJİK VE EKOSTRATEJİK ÖNEMİ



Türkiye, 185 dünya ülkesi içinde nüfus itibarıyla 16'ncı, toprak büyüklüğü itibarıyla 32'nci ve ekonomik gücü itibarıyla 16'ncı sırada olan bir dünya devletidir. Türkiye, jeopolitik ve jeostratejik mevkii itibarıyla;

- Dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahip Orta Doğu ve Hazar Havzası,

- Önemli deniz ulaştırma yollarının kavşağı durumunda bulunan Akdeniz Havzası,

- Tarihte her zaman önemini sürdürmüş olan Karadeniz Havzası ve Türk Boğazları,

- SSCB ve Yugoslavya'nın dağılması sonucu yapısal değişikliklere uğrayan Balkanlar,

- Etnik çatışmalar yanında, zengin tabiî kaynaklara sahip Kafkasya ve bunun daha ötesinde Orta Asya'nın oluşturduğu coğrafyanın merkezinde etkili bir konumda bulunmaktadır.

Üç kıtayı birbirine bağlayan ve çok önemli bir jeostratejik konuma sahip olan Türkiye, aynı anda bir Avrupa, Asya, Balkan, Kafkas, Ortadoğu, Akdeniz ve Karadeniz ülkesidir. Kısacası Türkiye bir Avrasya ülkesidir. Türkiye'nin jeostratejik önemini pekiştiren diğer özellikleri ise;

- Demokratik, lâik, sosyal hukuk devletine sahip ve piyasa ekonomisini kabul etmiş bir ülke olarak batı sistemlerini uygulaması ve batının tüm kurumlarıyla bütünleşmeyi benimsemiş olması,

- 1990'lı yıllardan itibaren büyük değişmelere sahne olan Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleriyle tarihten gelen kültür birliğine ve gelişen olumlu ilişkilere sahip olması,

- Kafkasya ve Orta Asya petrol ve doğal gazınınbatıya ulaştırılması için belirlenen güzergâhlardan birini ve en önemlisini ihtiva etmesi,

- BM ve NATO'nun barışı koruma, bölgesel güvenlik ve istikrara yönelik girişimlerine iştirakleri ve bazılarında üstlendiği öncü rol ile Avrupa Güvenlik Mimarîsi üzerinde tartışılmaz bir ağırlığa sahip olması veNitelik ve nicelik olarak Avrupa'da ve bölgesinde güçlü bir Silâhlı Kuvvetlere sahip olmasıdır.

20'nci yüzyılın sonlarında dünyadaki köklü ve hızlı gelişmeler, Türkiye'ye hem farklı sorumluluklar yüklemiş, hem de yeni fırsat ve ufuklar açmıştır. Türkiye, Kuzey Atlantik İttifakı'nın bir kanat ülkesi konumundan çıkmış, Avrupa'yı Asya'ya bağlayan Avrasya kuşağında merkezî bir duruma gelmiş, politik, güvenlik ve ekonomik açılardan büyük bir rol ve önem kazanmıştır.

Türkiye, geniş olduğu kadar, sorunlar, çatışmalar ve istikrarsızlıklar içeren bir coğrafyada yaşamaktadır. Ancak Türkiye, böyle bir bölgede bir barış ve istikrar adası olma özelliğini koruma başarısını göstermiştir. Türkiye, Avrupa'dan Pasifik'e ve Orta Doğu'ya uzanan geniş coğrafyada yer alan ender demokrasilerden biridir.

Anadolu Yarımadası'nın sunduğu zenginlikler ile tarih boyunca jeopolitik bir kavşak niteliği taşımış olan bu topraklarda yaratılan insanî değerlerin en güzel yönlerini benimseyen Türkiye Cumhuriyeti, çeşitli kültürlerin güzel bir sentezini oluşturmaktadır. Demokratik, müreffeh ve istikrarlı bir Türkiye, doğu ile batının değerlerinin bütünleşip, bir arada yaşayabileceğinin çarpıcı kanıtıdır. Türkiye'nin hem doğulu, hem de batılı yönleri, üyesi olduğu uluslar arası örgütlerin çeşitliliği ile de kendini göstermektedir. Türkiye aynı anda NATO, Avrupa Konseyi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ), Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı (ECO), D-20 ve İslâm Konferansı Örgütü (İKO) üyesi olan yegâne devlettir.

Türkiye, tarihî, coğrafî ve kültürel açılardan doğunun olduğu kadar, yine aynı kıstaslarla değerlendirildiğinde, tartışmasız biçimde batının da bir parçasıdır. Türkiye'nin altı asır boyunca Avrupa ile mevcut ortak tarihi bunun en belirgin kanıtıdır. Batının köklü demokrasileri ve pazar ekonomileri ile doğunun ümit vadeden genç demokrasilerini, Karadeniz ile Akdeniz'i, NATO ile İslâm dünyasını, gelişmiş ülkelerle gelişmekte olanları ve farklı kıtaları birbirine bağlayan Türkiye, İslâm ve diğer dinler arasında da bir dostluk ve iş birliği köprüsüdür. Türk tarihi bu olgunun zenginlikleriyle doludur.

Türkiye ayrıca, gelecek yüzyılda Hazar ve Orta Asya doğal kaynaklarının batıya ulaşmasında doğal bir köprü rolü üstlenmektedir. Dünya doğal enerji kaynaklarının %70'i Türkiye'nin etrafında kümelenmiştir. Hazar petrollerinin batıya taşınmasını öngören ve uluslar arası camiadan büyük destek bulan Bakü-Ceyhan projesi, petrol nakil güzergâhı bakımından en istikrarlı ve güvenli ortamı sunmakta ve çevre korunması bakımından da en az riski taşımaktadır.

Bölgedeki zengin doğal kaynakların işletilmesini ve batıya naklini bölgesel iş birliği ve refahın artırılması için altın bir fırsat olarak gören Türkiye, söz konusu kaynakların dünya pazarlarına nakli için birden çok hattın kullanımını desteklemekte ve bu yönde siyasî iradesini ortaya koymaktadır. Aynı şekilde, Hazar Havzası'nın doğal zenginliklerinin dünya pazarlarına ulaşmasıyla birlikte Kafkasya ve Orta Asya'ya yönelik insan ve mal trafiğinde meydana gelen artışın gerekli kıldığı Trans-Kafkasya Ulaşım Koridoru'nun hayata geçirilmesi bakımından da Türkiye anahtar ülke durumundadır. Avrasya'nın karşısına tarihin çıkarmış olduğu yeni potansiyel ekonomik fırsat iyi değerlendirildiği takdirde, bu coğrafyada barış, istikrar, refah ve iş birliğinin kalıcı hâle getirilmesi mümkün olabilecektir.

Soğuk Savaş ertesi şartlar içinde dünyanın en duyarlı bölgelerini oluşturan Balkanlar, Karadeniz ve Akdeniz Havzaları, Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu coğrafyasındaki gelişmeler, Türkiye'nin bu bölgelerdeki rollerine ve etkinliklerine yenilik ve hareketlilik getirmiştir. Bu coğrafyadaki oluşumlar, dünyanın ve Avrupa'nın geleceğinde belirleyici rol oynayacaktır. Türkiye bir yandan bu oluşumların yol açtığı sorumluluklarını bütün gücüyle yerine getirmeye, diğer yandan da yeni imkân ve fırsatlardan yararlanmaya çalışmaktadır. Böylesine önemli ve geniş bir coğrafyada, Türkiye, etkinliğini ve belirleyici rolünü önümüzdeki yüzyılda da devam ettirme zorunluluğundadır. Balkanlarda, Orta Doğu'da ve Kafkasya'da barış ve istikrar sağlanmadıkça, Avrupa ve Asya'nın tam anlamıyla birbirine kenetlenmesi mümkün değildir. Türkiye'nin, Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkaslar'daki ihtilâfları söndürme inisiyatiflerine katkısı, bu kenetlenmenin gerçekleşmesine yöneliktir.

Türkiye çevresine barış, istikrar, demokrasi ve hoşgörü yansıtmak için büyük çaba içinde olan bir ülke durumundadır. Bu durum, yoğun emek, sabır ve enerjinin aynı anda birçok noktada odaklaşmasını gerektirmektedir. Türkiye'nin bu yöndeki istek ve gayreti yıllarca savunduğu ilkelerden, coğrafyasından ve bilinen tarihî gerçeklerden kaynaklanmaktadır. Türkiye'nin uyguladığı dış politika, hem yaşadığı özel coğrafyadaki jeostratejik, ekonomik ve kültürel gerçeklere, hem de Büyük Atatürk'ün koyduğu barışçı ilkelere dayanmaktadır.Türkiye, dünyada ve bölgesinde güçlü, dünya ile her alanda bütünleşen, kendisine saygı duyulan, kendine güvenen, ağırlığı ve etkinliği ile bölgesinde barış ve stikrarın güvencesi olan, dostluğu ve iş birliği aranan bir ülkedir. Siyasî, sosyal, ekonomik ve askerî açılardan günümüzün de, geleceğin de en önemli ülkelerinden biridir.

Türkiye bir barış ve istikrar adası olma niteliğine ilâveten kaynaklarının zenginliği, demografik yapısı, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına saygıya dayanan demokratik, lâik rejimi, ekonomisinin dinamizmi, üretim kapasitesi, endüstrisinin rekabet gücü ile bir cazibe merkezi olarak içinde bulunduğu sancılı coğrafyanın barış, istikrar ve refah yönünde değişiminin itici gücü olabilir. Türkiye, bu yapısı ile bölgede örnek bir ülkedir ve değişen dünya konjonktüründe jeopolitik, jeostratejik ve ekostratejik konumu nedeniyle önemi giderek artmaktadır.

Türkiye, dünya ekonomileriyle bütünleşme bakımından, bir taraftan küreselleşme hareketleri içinde yeralmış, diğer taraftan da ekonomik güç odaklarından Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşması (NAFTA) ve Pasifik Bölgesi ile ticarî ilişkilerini sürdürmüş ve Avrupa entegrasyonu hareketine tam olarak katılma iradesini açıklamış bulunmaktadır.

Türkiye, Soğuk Savaş sonrasında eskisinden daha farklı yapılanmalara doğru ilerleyen Avrupa kıt'asıyla ilişkilerine yeni ve sağlam boyutlar kazandırmak arzusundadır. Türkiye'nin ulaşmış olduğu büyüme, üretim ve ihracat kapasitesi, bir tarafta ABD ve Pasifik Havzası, diğer tarafta Avrupa olarak ortaya çıkmaya başlayan ve küreselleşme sürecinin de etkisiyle ekonomik anlamda üç boyutlu bir görünüm arz etmeye başlayan dünyada, bu boyutların bizatihi içinde yerini almasını gerekli kılmaktadır.

Türkiye'nin Atlantik-Avrupa ve Avrasya kuşakları içinde özel bir konumu vardır. Batı toplumu ile bütünleşme hedefi güden, ayrıca islâm aleminin demokratik, lâik ve çağdaş üyesi olan bir ülke durumundadır. Türkiye; Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya'da Türkçe konuşan 200 milyonluk bir nüfusun da merkezinde bulunmaktadır. Başta Türk dilleri konuşan toplumlar olmak üzere, yeni bağımsız devletlerin örnek aldıkları bir model teşkil etmektedir. Türkiye, varlığı ve başarılarıyla, islâmiyetle demokrasinin bağdaştığının; ekonomik, sosyal ve kültürel bir kalkınmanın demokratik bir ortamda da gerçekleştirilebileceğinin somut bir kanıtıdır. Dünyanın aradığı uzlaşmalar Türkiye'nin bünyesinde mevcuttur. Türkiye dış politikasında etkinliğini; bu bünyeden alan bir uzlaştırma, barıştırma ve iş birliğinde buluşturma işlevini sürdürme kararlılığındadır.

Türkiye, çeşitli sorunlarla karşı karşıya bulunan bölgesinde, siyasal barış ve güvenlik ortamının, siyasî ve ekonomik iş birliği potansiyellerini harekete geçirmek ve refahı yaygınlaştırmakla mümkün olabileceğine inanmaktadır. Bu nedenle gayretler, küresel ve bölgesel plânda barış ve güvenliğe katkıda bulunmaya yönelmektedir. Soğuk Savaş'ın sona ermesini müteakip ortaya çıkan tarihî fırsatları en iyi şekilde değerlendirmeye matuf iş birliği şemalarında, Türkiye öncü bir rol oynamakta ve model olma vasfı kazanmaktadır.

Avrupa güvenliğinin Balkanlar, Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Kafkasya'da pekiştirilmesi, barış ve iş birliğinin güçlendirilmesi hedefleri ancak Türkiye'nin katılımıyla ve somut katkısı ile gerçekleştirilebilir. Türkiye uluslar arası ilişkilerde geçerli olması gereken çağdaş norm ve davranış kurallarının savunucusudur. Bunların global ve bölgesel düzeylerde yaşama geçirilmesi için her türlü çabayı göstermektedir.

Türkiye'nin dışarıda izlediği siyasî hedeflerin bir yandan çevresindeki mevcut ve potansiyel ihtilâfların kontrol altına alınmasına, diğer yandan bölgesel entegrasyon ve iş birliği yoluyla kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik olması tabiîdir. Türkiye'nin bölgede oynadığı rolün temel felsefesini; ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, siyasî istikrarın tesisi ve bölge ülkelerinin dünya ile entegrasyonunun sağlanması hedefleri oluşturmaktadır. Türkiye bu anlayışla demokrasiyi, hoşgörüyü, hukuk devleti niteliklerini ve lâikliği çevresine yansıtmaktadır. Zira Türkiye bunları en iyi yapabilecek durumda bulunan nadir ülkelerden biridir ve bu konuda sorumluluklarını üstlenmektedir.

Türkiye; demokrasi, temel haklar ve hukukun üstünlüğünden yanadır. Türkiye'nin mensup olduğu ideoloji, çağdaşlık ve medeniyet ideolojisidir. Türkiye, bunun dışında hiçbir ideolojinin mensubu veya yanında değildir.



21'nci asırda Türkiye'nin vizyonu; bölgesel zenginliklerini, entegre olma hedefi içinde olduğu Avrupa'ya taşıyan, küreselleşme olgusunu ileri götüren ve bu hareket içinde belli başlı bir rol sahibi olarak ortaya çıkan ve nihayet kalkınma ve iş birliği hamlelerinde barıştan yana ve öncü bir ülke olmaktır. Bu vizyon gerçekleşme yolundadır. Balkanlardan Orta Asya'ya kadar Türkiye'nin önünde yeni ufuklar açılmış, yepyeni iş birliği ve dayanışma imkânlarına kavuşulmuştur. Bu anlayışla Türkiye, dışarıya daha fazla açılmakta ve coğrafî uzaklığın önemli olmadığı günümüz dünyasında, Uzak Doğu'dan Lâtin Amerika'ya kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde dostlar, pazarlar ve yeni ilişki ağları aramakta, kısaca bir dünya devleti olma yolunda hızla ilerlemektedir.

Türkiye, sorumluluklarının bilincinde olarak, kendisini 21'nci yüzyılda üstleneceği role hazırlamaktadır. Zira Türkiye, lâik ve demokratik rejimiyle bir model ülkedir ve bu niteliklerini 21'nci yüzyılda da korumaya devam edecektir. Ayrıca Türkiye, yeni yüzyılda çok taraflı bir ekonomik ilişkiler ağının merkezi hâline gelecektir. Öte yandan Türkiye, doğu ile batı arasında çeşitli açılardan başarıyla ifa ettiği köprü vazifesini, 21'nci yüzyılda daha etkin biçimde sürdürecektir.

Devamını Oku

*

Termik Santral


TERMİK SANTRAL



TANIMI VE ÇALIŞMASI:



Yanmayla ortaya çıkan ısı enerjisinden elektrik enerjisi üreten merkez.Yanma,bir kazan yada buhar üreticinde gerçekleştirilir ve suyun buhara dönüştürülmesini,daha sonrada bunun yüksek basınç altında (160 bar),yüksek sıcaklıkta(550’C)çok ısıtılmasını sağlar.Buhar önce türbinin yüksek basınçlı bölümünde ve daha sonra yeniden çok ısıtıldıktan sonra orta ve alçak basınçlı bölümlerde genişler.Birbirini izleyen bu genişlemeler sırasında ısı enerjisi mekanik enerjiye dönüşür.Kondansatörde soğutulunca su yeniden eski haline geçer;türbinden çektiği buharla çalışan bir yeniden ısıtma bölümüyse suyun ısısını yükseltip kazana gönderir.Buhar ve su bir kapalı devre halinde dolaştıkları için,bu çevrim sonsuza kadar yenilenir.

Duman kazan çıkışında büyük oranda ısı yitirir ve havaya verilir;Böylece yanma olayı gerçekleşir.Kömürle çalışan santrallerde dumanın daha sonra elektrostatik düzenekler yardımıyla tozu alınır ve bacadan dışarı atılır.Bu arada türbinde yaratılan mekanik enerji bir alternatöre iletilir ve burada elektrik enerjisine dönüştürülür.Türbo-alternatör gurubunun uzunluğu 600 mega voltluk bir güç için bazen 50m’aşar; verilen elektrik akımıysa 20 000 voltluk bir gerilim altında 19 200 ampere ulaşır.Modern bir termik santralın verimi %40 dolayındadır.

Bir termik santralın kurulacağı yerin seçimi birçok etkene bağlıdır.Bunlardan başlıcaları, enerji kaynağının yakınlığı (maden ocakları,limanlar,rafineriler,vb.),yakıtın santrale getirilme yöntemleri (demiryolu,denizyolu,vb.) ve özellikle soğuk bir kaynağın varlığıdır.

Elektrik santralleri,başka enerji biçimler (termik, nükleer, hidrolik, jeotermal, güneş, rüzgar, gelgit v.b) elektrik enerjisine dönüştürmek amacıyla bir araya getirilmiş donanımlardan oluşan işletmelerdir.Çağımızda büyük güçlü sınai donanımların çoğunluğu,hidrolik ve termik (klasik ve nükleer) santrallerden meydana gelmektedir.Türü ne olursa olsun, her elektrik santralı, temel olarak bir enerji kaynağı, hareketlendirici bir aygıt, bir alternatör ve bir dönüştürme istasyonundan meydan gelir.Dönüştürme istasyonu, alternatörün ürettiği gerilimi, genel ulusal veya uluslar arası interkonnekte şebekenin beslenme hatları için uygun bir değere yükselir.

Ülkemizin enerji gereksiniminin önemli bir bölümünü karşılayan ve Türkiye Elektrik Üretim A.Ş.(TEAŞ) tarafından işleten termik santraller, fuel-oil, taşkömürü linyit, motorin, jeotermal ve doğal gaz türde enerji kaynağı kullanmakta olup sayıları 30’u aşmaktadır.

Ayrıca özel sektöre ait fuel-oil kullanan Mersin Termik santrali ile,kamu ve özel kuruluşlar tarafından salt kendi tesisleri için elektrik enerjisi üreten irili ufaklı pek çok otoprodüktör termik santraller da bulunmaktadır.

Termik santraller içinde linyitli olanlar diğerlerinden çok daha önemli ve güçlü olup,ülkemizin toplam elektrik üretimi içinde linyite dayalı termik santrallerin parayı giderek artmaktadır.Yerli enerji kaynaklarımız içinde günümüzde de önemini koruyan linyit yatakları,ülkemizin hemen her yerinde bulunmaktadır. Ülkemizdeki enerjiye bağlı hava kirliliği,daha çok, bu düşük kalorili linyitlerin yakılması sonucu oluşan gazların atmosfere karışmasından kaynaklanmaktadır.Yanma gazları, karbondioksit (Co2), karbonmonoksit (CO), azot oksitler (NOx), uçucu organik bileşikler (VOC), kükürt dioksit (SO2), ****n (CH4) v.b. gazlar ile tanesel madde içermektedir. Yakılan kömür, bu kirliliklerin yanısıra kül ve külün içerdiği kadmiyum, civa, kurşun, arsenik v.b. ağır ****llerin çevreye yayılarak kirletmesine sebep olmaktadır.Linyitlerin düşük kaliteli olmaları nedeniyle termik santrallerin çevre hava kalitesine etkisinin azaltılması için oluşan kirleticilere karşı kontrol sistemlerinin uygulanması çok önemlidir.Ülkemizde elektrik üretimi yaklaşık %60’ı termik santrallerden elde edildiğinden ve linyitlerimizin kükürt ve kül içeriklerinin de yüksek olması nedeniyle,büyük miktarda linyit kömürü kullanan termik santrallerin kirletici emisyonları da çok yüksek olmakta ve çevreye verdikleri zarar da buna orantılı olarak artmaktadır.



TERMİK SANTRALLERİN ÇEVREYE ETKİLERİ



Termik santraller kalitesiz linyit yatakları için çevre kirliliğine neden olur.Termik santrallerin bacalarından çıkan kükürt,azot ve karbon oksitleri havada su buharı ile birleşerek asit yağmurlarını oluştururlar.Toprağın ve suların kirlenmesine neden olurlar;atık madde olan küllerin aşırı birikimi toprağın kirlenmesine sebep olur.Uçucu külleri tutmak için bacalarına takılan filtreler çoğu kez yetersiz kalır ve atmosferi kirletir, Aşırı çevre sorunlarına neden olduklarından tercih edilmemesi gerekir. Fakat ülkemizde elektrik enerjisi gereksinimini karşılamak için vazgeçemeyeceğimiz enerji üretim kaynağıdır.

Termik santrallerden başka hidroelektrik, nükleer santraller gibi elektrik enerjisi üreten santraller vardır.









AVANTAJLARI



1-) Kalitesiz linyit kömürü,kömür tozları ve yakılması güç fuel-oil kullanılabildiği için ekonomiktir.

2-) Yakıtın taşınabildiği her yere kurulabilir.



DEZAVANTAJLARI



3-) Kuruluş masrafları azdır.Fakat;

Çok aşırı toprak,su ve hava kirliliğine neden olurlar.

Termik Santraller Yerine;a-) Modem teknoloji ile güvenlik ön plana alınarak kurulmuş nükleer santralleri,

b-) Hidroelektrik santraller,

c-) Güneş ışınlarından,rüzgarlardan,dalgalardan ve yer altı sıcak sularından (jeotermal enerji) elde edilecek enerji santralleri kurulmalıdır.

Devamını Oku

*

Ayrıntılı Adana Hakkında....


ADANA



GENEL BİLGİLER



Yüzölçümü: 17.253 km²



Nüfus: 1.934.907 (1990)



İl Trafik No: 01



İLÇELER:



Adana ilinin ilçeleri; Seyhan, Yüreğir, Aladağ, Ceyhan, Feke, İmamoğlu, Karaisalı, Karataş, Kozan, Pozantı, Saimbeyli, Tufanbeyli ve Yumurtalık' tır.



Aladağ: Adana'ya 105 km. uzaklıkta olan bu ilçede antik devirden kalma bir ören yeri ile harap Ortaçağ kalesi, Akören beldesindeki Kırık Kilise harabeleri çok önemlidir. 40 km mesafedeki Acısu içmesi, Meydan yaylasında Bığbığı mağarası bulunmaktadır.



Ceyhan: Adana il merkezine 47 km uzaklıktadır. Adana-Ceyhan karayolu üzerinde 700 m. uzunluğunda dört cepheli masif kaya üzerinde etkileyici görünümlü Yılan Kale, Ulucami, Mecidiye Cami ve Durhasan Dede Türbesi ilçenin önemli turistik değerleridir. Yılankale'nin güneybatısında, Sirkeli Höyüğü vardır.Höyüğün Ceyhan nehrine bakan kuzey kayalıklarında Hitit Krallarından Muvattali'nin sakallı ve uzun elbiseli rölyefi görülür. Anadolu'nun en eski Hitit kabartmasıdır. Kurtkulağı Beldesi'nde bulunan Kurtkulağı Kervansarayı 1693 yılında yapılmış olup eski Halep kervan yolu üzerindedir. Kervansaray 'da yörenin etnografik eserleri sergilenmektedir.



Feke: İl merkezine bağlı Tepe Mahallerinde 1945 yılında Bizans tapınağının zemin mozaikleri ortaya çıkarılmıştır. Feke kalesinin 12. yy.da Bizanslılar veya Selçuklular tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Rafting için ülkemizin en elverişli ırmaklarından olan Göksu, bu ilçede bulunmaktadır. Ayrıca çok sayıda yaylalar vardır.



İmamoğlu: İl merkezine 45 km. uzaklıktaki ilçenin önemli turistik değeri İmamoğlu Yeraltı Şehridir.



Karaisalı: İl merkezine 47 km. mesafede bulunan ilçenin 8 km. kuzey batısında Milvan Kale, 17 km. batısında 1912 yılında Almanlar tarafından yapılan Alman Köprüsü, 12 km. güneyinde Altınova köyü yakınlarında tarihi İpek Yolu güzergahında Kesiri Han önemli tarihi eserleridir. Yerköprü mesire yeri ve Kızıldağ Yaylası görülmeye değerdir.



Karataş: İl merkezine 47 km. mesafedeki ilçe coğrafi konumu ile İlk Çağda büyük önem taşımış bir şehirdir. Magarsus adıyla anılan bu kent bugünkü yerleşim yerinin 5 km. batısında yer almaktaydı. Karataş'ta Osmanlılardan kalma iki han vardır. Ramsar sözleşmesinde yer alan Akyatan Gölü ve Kuş Cenneti bu ilçededir.



Kozan: İl merkezine 72 km. mesafededir. Kozan Kalesi, As***ular tarafından yapılmıştır. Önemli eserlerinden biri olan Hoşkadem Cami 1448 yılında Mısır Kölemen Sultanı Abdullah Hoşkadem tarafından yaptırılmıştır.



Kozan'ın 22 km. güney doğusunda Dilekkaya köyünün 2 km. uzağında bir ada gibi yükselen tepenin üzerinde Anavarza şehri M.Ö. 9. yüzyılda As***ular tarafından kurulmuştur. Kaya mezarları, kilise, sarnıç gibi eserler bugüne ulaşan kalıntılardır. Ayrıca 18 çeşit deniz hayvanını gösteren Anavarza mozaikleri bulunmaktadır. Kozan ilçesine 10 km. uzaklıktaki Dağılcak, mesire yeri ve yaylaları ile ünlüdür.



Pozantı: İl merkezine 116 km. mesafededir. Coğrafi konumu nedeniyle tarihte önemli olaylara sahne olmuştur. Eski ve yeni Anakşa kaleleri, Torosların en önemli geçidi olan Gülek Boğazı'nın girişindedir. Gülek boğazı ile Tekir yaylası arasındaki Kızıltabya ve Aktabya kaleleri ilçenin önemli turistik mekanlarındandır.



Saimbeyli: Adana il merkezine 156 km. mesafededir. Eski adı Haçin'dir. Burada Orta Çağda yapılmış kale ve kiliseler bulunmaktadır.



Seyhan: İlçenin bulunduğu yöre, pek çok uygarlıklara sahne olmuştur. İlçenin başlıca eserleri Büyük Saat Kulesi, Taş Köprü, Yağ Cami ve Medresesi, Hasanağa Cami, Kemeraltı Cami, Ulu Cami Külliyesi, Yeni Cami, Çarşı Hamamı, Bebekli Kilise (Kilisenin tepesinde tunçtan yapılmış Meryem Ana heykelinin bebeğe benzemesi nedeniyle bu ad verilmiştir.) dir. Ayrıca Eski Adana Mahalleleri ve evleri görülmeye değerdir.



Tufanbeyli: İl merkezine 200 km. mesafededir. İlçenin 20 km. kuzeydoğusunda Hititlerin dini merkezi konumunda olan "Şar" kenti Hieropolis ve Çomana adları ile tanınır. Romalılardan kalma açık hava tiyatrosu, Bizans kilise kalıntısı, ana tanrıça tapınağının kapısı olduğu sanılan Alakapı antik şehrin sağlam kalmış yapılarıdır. Şar harabelerinin güneyinde Doğanbeyli köyü yakınında höyükler, batıda Hanyeri yakınında Hitit anıtı önemli eserlerdir.



Yumurtalık: İl merkezine 81 km mesafededir. İlçenin en önemli eserleri Ayas ve Atlas kalesi, Süleymaniye Kulesi ve Marko Polo İskelesidir. Akdeniz'de kıyısı bulunan ilçenin balıkçı barınağı bulunmaktadır.



Yüreğir: Yüreğir'in en önemli eseri Ceyhan nehri kıyısında bugün Yakapınarı'nın bulunduğu yerde kurulan Misis Antik Kenti, Roma ve Memluk Döneminde önemini korumuştur. Ceyhan nehri üzerinde 4. yüzyılda Bizans imparatoru Flauius Constantinus tarafından yaptırılan Misis Köprüsü'nün yakınındaki mozaikler, Roma bazilikası, su kemeri, stadyum, hamam, kervansaray ve mescit görülebilir.



NASIL GİDİLİR



Karayolu: D-400 Karayolu ve uluslararası TEM otoyolu ile Adana'ya ulaşılır. Ankara' dan Aksaray , Pozantı üzerinden 472 km, İzmir'den Afyon Konya Ereğli üzerinden 873 km. İstanbul'dan Bolu, Ankara, Aksaray Pozantı 909 km sonra Adana'ya ulaşılabilir. Şehir merkezine uzaklığı 5 km. olan otogardan, Türkiye'nin her yerine otobüs seferleri bulunmaktadır.



Otogar Tel: (+90-322) 428 20 47



Demiryolu: Adana demiryolu ile İç Anadolu , Antep ve Mersin'e bağlıdır.



Adana Garının şehir merkezine uzaklığı 1 km.' dir.



İstasyon Tel: (+90-322) 453 31 72



Havayolu: Havayolu Şakirpaşa HAva Limanı'ndan sağlanmaktadır. 2750 x 45m² ebadında her türkü gövdeli uçağın iniş ve kalkışına uygun bir piste sahiptir. Şakirpaşa Hava Limanı uluslararası trafiğe açıktır. Tarifli ve düzenli seferlerle direk olarak Almanya, K.K.T.C. ve Arabistan'a İstanbul üzerinden de tüm dünya ülkelerine dış hat seferleri yapılmaktadır. Yaz aylarında trafik yoğunluğuna paralel olarak charter seferleri bulunmaktadır.



Denizyolu: Adana il sınırları içerisinde uluslararası petrol ve yük taşımacılığına açık Botas Limanı ve Toros Gübre Fabrikaları Limanı bulunmaktadır.



GEZİLECEK YERLER



MÜZELER VE ÖRENYERLERİ



Adana Müzesi



Adres: Seyhan Cad. Adana



Tel: (322) 454 38 55



Faks: (322) 454 38 56



Adana Etnografya Müzesi



Adana Arkeoloji Müzesi



Adana Atatürk Müzesi



Misis Mozaik Müzesi



Anavarza (Dilekkaya Köyü) Ören Yeri: Adana’nın Ceyhan ilçesi, Kozan-Kadirli yolunun yaklaşık 20. km’sinde Dilekkaya köyü yakınındadır. Çukurova’nın ortasında birdenbire yükselen büyük bir kaya kütlesinin önünde kurulmuştur. Roma İmparatorluğu döneminde “Anazarbus” olarak anılmıştır. Kentin Roma imparatorluk devri öncesi tarihi hakkında hemen hemen hiçbir bilgi yoktur. Roma imparatorlarından Septimius Severus’un, Pescennius Niger ile yaptığı iktidar savaşı sırasında, Severus’un tarafını tutan kent, Severus’un 194 yılında galip gelerek imparatorluğun tek hâkimi olmasından sonra ödüllendirilerek tarihinin en parlak dönemini yaşamaya başlamıştır. M.S.204-205 yılında Kilikia, İsauria ve Likaonia eyaletlerinin metropolisi olmuştur. Anavarza, 408 yılında antik Kilikia eyaletinin baş kenti olmuştur. Şehrin Kalesi, Roma ve İslami dönemlere ilişkin izler taşımaktadır. Ören yerinde ayakta kalan kalıntılardan s***ar, zafer takkı, kale, sütunlar ve mozaikli iki havuz görülmeye değer niteliktedir. Günümüzde açık hava müzesi olarak faaliyet göstermektedir.



Şar (Şar Köy) Ören Yeri: Toros Dağları üzerinde Adana’ya 210 km. uzaklıktaki Tufanbeyli ilçesinin 20 km. kuzeydoğusundaki Şar Köyü’nde yer almaktadır. Şar, Hitit döneminde “Komana” adıyla bilinen önemli bir merkezdir. Ayrıca Roma devrinden kalma açık hava tiyatrosu, Bizans devrinden kalma kilise ve mermer bloklardan inşa edilmiş 6 m. boyundaki "Ala Kapı" görülmeye değer eserlerdendir.



Misis (Yakapınar) Ören Yeri: Misis antik kenti, Ceyhan Nehri kenarında, tarihi İpek Yolu üzerinde kurulmuş, Adana’dan sonra gelen ikinci bir geçit durumundadır. Misis'in tarihi, antik kentin üzerinde bulunduğu ve Neolitik Çağ’a tarihlenen höyük ile başlar. Misis’i Truva kahramanlarından Mopsos’un kurmuş olduğu söylenmektedir. Hitit, Assur, Makedonya ve Seleukosların eline geçmiş, Roma ve Bizans devirlerinde de önemli bir merkez olmuştur. M.S. 8. yüzyıldan itibaren Abbasiler döneminde yeniden imar edilmiştir. 1517 yılından sonra Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine girmiş olan Misis’te bugün ayakta kalmış olan eserler M.S. 4. yüzyıla ait bir bazilikanın mozaik taban döşemeleri, dokuz gözlü bir taş köprü, akropoldeki s***ar, sukemerleri ve hamam kalıntıları ile Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan Havraniye Kervansarayı ve tek kubbeli mescittir.



Magarsos Ören Yeri: Adana’nın sahil ilçesi Karataş’ta Dört Direkli mevkiindedir. Antik Kilikia’nın önemli kentlerinden olan Mallos’un dini merkezi olan Magarsos, tapınaklarıyla tanınmış, özellikle Büyük İskender’in dua ettiği Athena Tapınağı ile ün kazanmıştır. Deniz boyunca uzanan şehir s***arı, tiyatro, stadium, kilise ve hamam kalıntıları ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.



Ayas (Aigaiai - Yumurtalık) Ören Yeri: Kurulduğu tarih tam olarak bilinmeyen Ayas (Aigaiai) antik kenti Helenistik devirde Bergama’daki gibi dünyanın üç asklepieion tapınağından biri ile ünlü idi. Roma imparatorluk döneminde gelişmesini devam ettiren Ayas, Ortaçağ’da doğunun Akdeniz’e açılan en önemli liman kentlerinden biri olmuştur.



Özellikle Ceneviz ve Venedikli tüccarlar Aigaiai Limanı’nda koloniler kurmuşlardır. Ünlü seyyah Marco Polo Çin seyahati için 1268 yılında bu limandan karaya çıkmış, seyahatini tamamladıktan sonra yine bu limandan gemiye binip Venedik’e dönmüştür. Ayrıca Ayas ve Atlas kaleleri, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılan üç katlı gözetleme kulesi, Osmanlı ve Roma hamamları kentin tarihi zenginliğini artırmaktadır.



Akören Ören Yeri: Toroslar üzerindeki Aladağ ilçesinin bir beldesi olan Akören yeni tespit edilmiş bir ören yeridir. Yapılan araştırmalara göre iki mahalleden oluşan ören yerinde ayakta kalmış dört adet kilise, yapı kalıntıları ve caddeler saptanmıştır. Kazılardan elde edilen yazıtların incelenmesinden burasının Roma devrinden beri yayla olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.



Ceyhan-Sirkeli Muvattali Kabartması ve Ören Yeri: Eski Misis-Ceyhan karayolu üzerinde yer alan Sirkeli köyünde Ceyhan Nehri kenarında bir kaya kütlesinin üzerinde bulunmaktadır.



Yakında Sirkeli Höyüğü bulunur. Hitit İmparatoru Muvattali, Mısır Firavunu Ramses ile yaptığı ünlü Kadeş Savaşı’na giderken buraya uğramış ve bu olaydan sonra Hititler tarafından bu yerin kutsallığına inanılmıştır. Muvattali kabartması Anadolu’daki en eski Hitit kabartması olması ile de ayrı bir öneme sahiptir.



Tepebağ Evleri: Eski Adana evleri, aynı adlı Tepebağ Höyüğü'nün üzerinde ve eteklerindedir. Tarihi sur içindeki Adana şehrinin yüzlerce yıllık kültürü burada saklıdır. Tepebağ Evleri'nin çoğu 18. yüzyılda yapılmıştır.



Kastabala Örenyeri



KALELER



Yılan Kale: Misis ile Ceyhan arasında, ovaya hâkim bir tepe üzerindedir. İç Anadolu’dan gelip Gülek Boğazı yoluyla Adana, Misis, Payas ve Antakya’dan geçen tarihi istila ve kervan yolunun üzerinde bulunan kale, dağ kaleleri zincirinin ilk halkasıdır. Halk arasında “Şahmeran Kalesi” olarak da bilinen kalede Şeyh Meran adlı bir kişinin yılan yetiştirip terbiye ettiği söylentisi yaygındır.



Dumlu Kalesi: Ceyhan’ın 17 km. kuzeybatısında Sağkaya bucağının Dumlu (Tumlu) köyünün batısında ve 75 m. kadar yükseklikteki sert kalkerli bir tepe üzerindedir. 12. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Çevresi 800 metredir. Sekiz burçludur. Ovaya bakan doğu köşesinde gözetleme kulesi bulunmaktadır. Tek kapısı doğuya bakmaktadır. Kale içerisinde yapı kalıntıları ve sarnıçlar yer almaktadır. Tepe etrafında kaya mezarları görülmektedir.



Kozan Kalesi ve Manastırı: Ass***ular tarafından yaptırılmıştır. Kozan Kalesi (Sis) tarihi yol üzerinde stratejik yönden önemli bir konumdadır. 9. yüzyılda Abbasilerin, 11. yüzyılda Selçukluların ve daha sonra Haçlıların eline geçmiştir. Her üç yılda bir yapılan vaftiz yağı çıkarma törenleri nedeniyle, Hıristiyan dünyasının önemli merkezlerinden olmuştur.



KONAKLAR



Ramazanoğlu Konağı: Ramazanoğlu Halil Bey tarafından 1489 yılında yaptırılmıştır. Üç katlıdır ve kesme taştandır. Adana’nın en eski ev örneklerindendir. Harem bölümü ayakta olup, selamlık kısmı yıkılmıştır. Daha sonraki yıllarda tüccarların tuz pazarı kurması nedeniyle “Tuz Hanı” adı verilmiştir.



CAMİLER



Cami ve Kiliseler



Akça (Ağca) Mescit: Adana’nın en eski Türk yapısı olan Akça Mescit, 1489 yılında Türkmen Beyi Ağca tarafından yaptırılmıştır. Kapısı ve mihrabı göz alıcı üç sıra taş mermerle kaplıdır.



Bebekli Kilise: 1880-90 yılları arasında yapılan kilisenin esas ismi Saint Paul’dür. Kilisenin tepesinde Meryem Ana’nın 2.5 metrelik tunç heykeli bulunmaktadır. Heykelin bebeğe benzemesi nedeniyle halk arasında Bebekli Kilise olarak bilinir.



Büyük Saat Kulesi: Tarihi Ulu Cami Külliyesi içinde, 1882 yılında Vali Abidin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan dikdörtgen kesitli 32 m. yükseklikte bir kuledir. Resmi dairelerin zamanlarını ve ezan vakitlerini göstermek için yapılmıştır.



HAMAMLAR



Çarşı Hamamı: Ramazanoğlu Piri Bey tarafından 1529 yılında yaptırılmıştır. Soğukluk, sıcaklık bölümü ve halvet odalarıyla klasik Osmanlı hamam mimarisinin tipik örneklerindendir. Giriş kapısındaki taş işçiliği ilginçtir.



KERVANSARAYLAR, BEDESTENLER



Kurtkulağı Kervansarayı: Kurtkulağı Kervansarayı, Ceyhan’ın 12 km. güneydoğusunda Kurtkulağı beldesindedir. 17. yüzyıl sonunda Hüseyin Paşa tarafından eski Halep kervan yolu üzerinde yaptırılmıştır. Büyük kesme taşlarla yapılmıştır. 23.60x45.75 m. boyutlarındadır. 1.80x2.15 m’lik kalın ayaklar ve kemerlerle örtülü odalar sivri kemerli ikişer pencere ile aydınlanmaktadır. Kervansarayın hemen yanında, aynı döneme ait ilginç bir mimarisi olan tarihi cami bulunmaktadır.



Bedesten: Eski Belediye Caddesi üzerindedir. Ramazanoğlu Halil Bey ve oğlu Piri Mehmet Paşa tarafından 16. yüzyılda yaptırılmıştır. “Kapalı Çarşı” olarak da bilinmektedir. Adana’nın en canlı ticaret merkezi olmuştur. Halen bu önemi sürmektedir.



KAPLICALAR



Termal



Bahçe ilçesindeki Haruniye Termal Turizm Merkezi, Aladağ yakınlarındaki Acısu içmesi, Ceyhan'daki Tahtalıköy, Kokarpınar içmesi ve Kurttepe içmesi çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan şifalı sulardır.



PLAJLAR



İlin Akdeniz kıyısındaki Karataş ve Yumurtalık ilçeleri kıyı turizmi açısından önemlidir.



YAYLALAR



Tekir, Bürücek, Aladağlar, Horzum Fındıklı, Hamidiye, Asar, Asmacık, Armutoluk, Belemedik, Meydan, Çamlıyayla ve Kızıldağ yaylaları eşsiz güzelliğiyle yayla turizmi için önemlidir.



KÖPRÜLER



Taşköprü: Adana Müzesi’ndeki kitabede mimar Auxentios tarafından 4. yüzyılda yapıldığı yazılıdır. 319 m. uzunluğunda ve 13 m. yüksekliğinde olan köprü, yanlardan ortaya doğru büyüyen 21 yuvarlak kemerden ibarettir. Bunlardan ancak 14’ü sağlamdır. Ortadaki büyük kemerde iki aslan kabartması vardır.



KORUNAN ALANLAR



Yumurtalık Tabiatı Koruma Alanı





Konumu Doğu Akdeniz Bölgesinde, Adana ili, Karataş ilçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Saha; 16430 Ha. büyüklüğündedir.



Ulaşım Karataş-adana yolu ile Yumurtalık-Adana yoluyla ulaşılmaktadır. Tabiatı Koruma Alanı Karataş ilçe merkezine 35. km,Yumurtalık ilçe merkezine 30 km. mesafededir.



Özellikleri Seyhan-Ceyhan deltası, göl lagünleri, kıyı kumulları, barındırdığı bitki ve hayvan türleri, tarihi ve kültürel değerleri ile kompleks bir yapı oluşturmaktadır.



Sulak alan kompleksi, kuş göç yolu üzerinde bulunmakta olup, kışın kuş populasyonları çok yüksek değerlere ulaşmaktadır. Kuşların göçlerinin emniyetleri bir şekilde tamamlanması bakımından son derece önemli bir mevkiinde bulunmanın yanı sıra, soğuk kış şartlarında Orta Anadolu'daki göllerin donması su kuşlarına çok önemli bir kışlak görevi yapmaktadır.



Akyatan ve Ağyatan gölleri barındırdığı kuş türleri açısından Türkiye'deki "A sınıfı" niteliğindeki 19 sulak alandan 2'sini oluşturmaktadır. Ayrıca nesli tehlikeye düşmüş 2 tür deniz kaplumbağasının (Caretta caretta) ve özellikle (Cheloria Mydas) Akdeniz'de varlığını sürdürebilmesi açısından da bu alanlar önemlidir. Ayrıca Yumurtalık Lagünü ülkemizde Halep Çamının(Pinus Halepensis)'in nadir yayılış alanıdır.



Saha; Türkiye'nin Akdeniz kıyılarında yer alan 17 deniz kaplumbağası yuvalama alanlarından birisidir. Özellikle Akdeniz'de yok olma tehlikesi içinde bulunan Chelonia Mydas türü kaplumbağa için son sığınma alanlarıdır.



SPORTİF FAALİYETLER



Adana ili baraj gölünde sörf yapılmaktadır. Yaylalarda trekking ve atlı doğa sporu güzergahları mevcuttur. Bisiklet sürüşü için çok elverişli güzergahlar vardır. Seyhan ve Ceyhan nehirleri baraj gölleri olta balıkçılığı için uygun mekanlardır.



Av potansiyeli yüksek olan ilde Torosların yamaçlarında yaban keçisi, ala geyik ve karaca av hayvanı üretme sahaları kurulmuştur. Akarsularda bol miktarda alabalık yaşamaktadır.



Rafting için çok elverişli ırmaklarından biri olan Göksu, Adana il merkezine 121 km. mesafede olan Feke ilçesindedir.



KUŞ GÖZLEM ALANI



Aladağlar: Kuş Alanı, Tuzla Gölü Kuş Alanı, Akyatan Gölü Kuş Alanı, Ağyatan Gölü Kuş Alanı, Yumurtalık Lagünleri Kuş Alanı Adana İli sınırlarında bulunmaktadır.



COĞRAFYA



Adana Seyhan nehrinin her iki yakasında kurulmuş, Akdeniz de yaklaşık olarak 160 km. kıyısı bulunan, nüfus büyüklüğü açısından Türkiye'nin 4. ilidir. Adana, kuzeyden Kayseri, kuzey batıdan Niğde, batıdan İçel, doğudan Kahramanmaraş ve Osmaniye, güneybatıdan Hatay il sınırları ile çevrilidir.



Adana'da coğrafi yapıya uygun olarak dağlık ve ovalık kesimde iklim değişiklik göstermektedir. Ovalık alanın iklim yapısı Akdeniz iklimidir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Dağlık alanlarda ise kara iklimi hakimdir ve kışın yağışlar kar şeklindedir.



TARİHÇE



1950’den sonra yoğun bir gelişme gösteren kentin yerleşim tarihi Tepebağ Höyüğü’ndeki s***arla çevrili yerleşim ile Neolitik Çağ’a inmektedir. Kent prehistorik devirlerden itibaren Anadolu’yu Gülek Boğazı ile Tarsus’a bağlayan yol üzerinde olduğundan önemlidir. Hitit İmparatorluğu yıkıldıktan sonra kurulan Geç Hitit Krallığı sınırları içinde kalan bölge daha sonra sırasıyla Assur, Pers ve Büyük İskender’in egemenliğine girmiştir. İskender’in ölümünden sonra önce Seleukoslar, M.Ö. 66’da da Romalı Konsül Pompeius tarafından ele geçirilmiştir. Roma ve Bizans devirlerinde önem kazanan kent, 704’te Araplarca ele geçirildiyse de 9. yüzyılda tekrar Bizans egemenliğini tanımıştır. 11. yüzyıl sonunda Selçukluların, 14. yüzyıl ortalarında da Memlukluların egemenliği görülmektedir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. 1833’te Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın işgaline uğrayan kent, 1840’ta Londra Antlaşması ile yeniden Osmanlı yönetimine girmiştir. 1867’de kurulan Adana vilayetinin merkezi olan Adana, I. Dünya Savaşı’nın ardından Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Fransızlar 5 Ocak 1922’de Adana İtilafnamesi hükümleri uyarınca kenti boşaltmışlardır.



NE YENİR?



Adana yöresinin zengin bir mutfağı bulunmaktadır. Mutfağın bu kadar zengin olmasının nedeni çeşitli kültürlerin etkisinde kalmasıdır. Adana yemeklerinin en büyük özelliği un, bulgur, et ve çeşitli baharatların kullanılmasıdır. Aynı zamanda süt, yoğurt, peynir ve çökelek de bol miktarda kullanılmaktadır. Adana kebabı çok ünlüdür. Bunun yanında bol yeşillik, ezme, salata yenir ve mevsimine göre ayran veya yöreye özgü şalgam suyu içilir. Kesme ya da hamur çorbası, yüzük çorbası, düğün çorbası, sebze yemeklerinden süllüm, mercimekli ıspanak başı, kabak çintmesi, bulgur yemeklerinden ekşili topalak, sarmısaklı köfte, içli köfte, sakatat dolması, kebaplardan Adana kebabı, çingene kebabı, içeceklerden şalgam veya meyan kökü, tatlılardan karakuş tatlısı, taş kadayıfı ve halka tatlısı Adana mutfağının özgün yemeklerindendir.



Adana'dan Yemek Tarifleri



Ispanaklı veya Etli Kömbe



Malzemeler:



4 kg. un



1 su bardağı yağ



1 tatlı kaşığı maya



2 kg. ıspanak veya 1 kg. kıyma



1 çay kaşığı susam



yeterince tuz ve su



5 baş kuru soğan



2 çorba kaşığı salça



Hazırlanışı:



Ortası açılan un tuz ve su eklenerek hamur haline getirilir. Mayalanması için 1-2 saat bekletilir. Mayalanan hamur beş eşit parçaya bölünerek bezi yapılır. Büyükçe bir tepsinin içi bir çay bardağı yağla iyice yağlanır. Beziler tepsinin çapına göre açılarak tepsiye yayılır. Soğan ıspanak ve salçadan hazırlanan iç koyularak dört kat yapılır. Başka bir kapta susam, 1 bardak un ve 1 bardak su karıştırılarak bulamaç yapılır, hazırlanan bulamaç tepsideki hamurun üzerine sürülür. En üste bir su bardağı yağ dökülür. Baklava dilimi şeklinde dilimlenen yemek fırında pişirilir.



Çingene Kebabı



Malzemeler:



1/2 kg. patlıcan



1 kg. domates



2 baş soğan



4-5 yeşil biber



1/2 demet maydanoz



yeterince tuz ve sumak



Hazırlanışı:



Patlıcan ve domatesler şişlenerek közde pişirilir. Piştikten sonra kabukları soyulur ve dilimlenerek tepsiye dizilir. Diğer tarafta ise kuru soğan halka halka doğranarak tuz ve sumakla ovalanır, sonra içine doğranmış maydanoz konur ve tekrar karıştırılır. Bu karışım kızgın yağda kavrularak domates ve patlıcanın üzerine dökülür. Hazırlanan tepsinin üzeri hava almayacak şekilde örtülüp mangalda yarım saat daha pişirilir. Sıcak servis yapılır.



Karakuş



Malzemeler:



1/2 kg. irmik



1 bardak şeker



2 bardak süt



1 adet limon kabuğu rendesi



1 adet yumurta



Yeterince un



1/2 kg. ceviz içi



Şurup için:



6 bardak şeker-5 bardak su, 1/2 adet limon



Hazırlanışı:



Bir gece önceden irmik ılık süt ile ıslatılır, üzerine yağ ve yumurta eklenerek yoğrulur. Kulak memesi yumuşaklığına gelinceye kadar üzerine un serpilir. Hazırlanan hamur 8 eşit parçaya bölünür ve üzerine nemli bez örtülerek dinlendirilir. Bezeler tek tek üzerine un serpilerek açılır. Açılan yufkaya dövülmüş ceviz içi ve limon rendesi serpilir. Tekrar oklavaya sarılarak rulo haline getirilir ve baklava dilimi halinde kesilir. Diğer taraftan şurup malzemeleri kaynatılarak soğutulur. Kesilen karakuşlar ise bol yağda kızarıncaya kadar pişirilerek şerbetin içine atılır. Bastırılarak şurubu emmesi sağlanır. Bu tatlı yapılırken iki ayrı tava kullanılmalıdır. Her kızartmadan sonra yağ süzülmelidir.



NE ALINIR?



Geleneksel motiflerle yapılan el sanatları çok gelişmiştir. Keçecilik, koşumculuk, at arabacılığı, demircilik ve bakırcılık, yemenicilik, mermercilik, kilimcilik, hasır ve boyra örücülüğü ilin önemli el sanatları arasında yer alır.



YAPMADAN DÖNME



Kent Merkezindeki Bölge Arkeoloji Müzesini, Etnografya Müzesini, Atatürk Evini gezmeden,



Merkezde Ulu Cami, Sabancı Merkez Cami, Bebekli Kilise, Taş köprü ve Tepebağ Eski Adana evlerini görmeden,



Merkez dışındaki Anavarza, Şar ve Misis ören yerleri Akyatan ve Ağyatan Kuş Cennetlerini görmeden,



Adana Kebabı yemeden, Şalgam suyu ve Aşlama (meyan kökünden yapılmaktadır) içmeden,



Eski çarşıları gezmeden, Karatepe kilimlerinden almadan,



Uzun yıllardan beri yapılan Altın Koza Festivalini izlemeden



...Dönmeyin...

Devamını Oku

*
Academics Art History  Blogs - BlogCatalog Blog DirectoryAcademics Blogs - Blog Top Sites