Blogda Aramak İçin TIKLAYINIZ

Fen Bilgisi Konu Anlatimlari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fen Bilgisi Konu Anlatimlari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sıcaklık Ölçümü


SICAKLIK ÖLÇÜMÜ




Günlük hayatta sıcaklık ölçümü, Celcius sıcaklık ölçeği ile ölçülür. Hava tahminlerinde


kullanılan sıcaklık dereceleri, Celcius derecesi cinsinden verilir. Bu sıcaklık ölçeği, suyun


donma ve kaynama noktasına göre düzenlenmiştir. Suyun donma noktası O°Cdir. Suyun


kaynama noktası ise 100°C dir. 0-100°C arası eşit olarak derecelendirilir. Sıvılı bir termometre


çevre sıcaklığı ile değişme gösterir. Vücut sıcaklığını ölçen termometreler bu esasa


göre çalışır. Normal bir insanın vücut sıcaklığı 36°Cdir. Hastalanınca vücut sıcaklığı yükselir.


Açıköğretim Fakültesi Yayınları No: 331
Devamını Oku

*

Bileşik Formüllerin Bulunması


Bileşik Formüllerinin Bulunması




Bileşik formülleri basit formül ve molekül formülü olmak üzere iki türlüdür:




Basit (Ampirik) Formül




Basit formül, bir bileşikteki elementlerin türünü ve atom sayılarının oranını gösterir.




CH2, CH2O, NO2 .....gibi




Basit formül bulmak için:




Bir bileşikteki elementlerin kütlece yüzde bileşimi (ya da sabit kütle oranı) ile elementlerin atom kütlelerini (ya da atom kütleleri arasındaki oranı) bilmek yeterlidir.




Örn; X ve Y’den oluşan bir bileşikte sabit kütle oranı 7 ise, bileşiğin basit




3




formülü nedir? (X=14, Y=12)




Atom sayılarını bulmak için verilen element kütleleri atom kütlelerine bölünür.




nx = 7 = 0,5 ny = 3 = 0,25




12




değerleri yerlerine yazıldığında X0,5 Y0,25 bulunur.Bu bileşikte katsayılar 0,25’e bölünerek kısaltılır ve basit formül X2Y bulunur.






Molekül Formülü




Bir bileşikteki elementlerin türünü ve atom sayılarını gösterir.Basit formülün uygun katsayısı ile genişletilmesiyle bulunur.




C2H6O2, C6H12O6.... gibi.




Molekül formülünü bulmak için






Yanma Tepkimelerinde:






Ürünlerin mol sayıları




Yanan maddenin ve O2’nin mol sayıları




nicelikleri bilinmelidir.Böylece tepkime eşitlenerek 1 mol bileşikteki elementlerin atom sayıları bulunur.






Kütlece Bileşim Verilen Örneklerde:






Elementlerin kütlece yüzde bileşimi (sabit kütle oranı)




Elementlerin atom kütleleri




Bileşiğin mol kütlesi (ya da örneğin özkütle gibi bileşiğin mol kütlesinin bulunmasını sağlayan veriler)




nicelikleri bilinmelidir.




Bileşiğin mol kütlesi biliniyorsa 1 mol bileşikteki elementlerin atom sayıları da bulunur.




Örn; CXHYO2 bileşiğinin 0,2 molü 1 mol O2 ile tam yanarak 0,8 mol CO2 ile 0,8 mol H2O oluşturuyor.Bu organik bileşiğin molekül formülü nedir?




Tepkime ile ilgili verilerden yararlanarak 1 mol CXHYO2 ‘nin yanma tepkimesindeki katsayılar bulunur.




0,2 mol 1 mol 0,8mol 0,8 mol




CXHYOZ + .........O2 ® .........CO2 +..........H2O




1 mol 5 mol 4 mol 4 mol




1 mol CXHYOZ için denkleşmiş haldeki yanma tepkimesi şöyledir:




1 CXHYOZ + 5O2 ® 4CO2 + 4H2O




Atom sayıları eşitlendiğinde x = 4, y = 8, oksijen sayıları eşitlendiğinde




Z + 10 = 8 + 4’den z = 2 bulunur.




Bu değerler 1 mol bileşikteki atomların katsayıları olduğundan molekül formülü C4H8O2 olur.
Devamını Oku

*

Beyin Monoaminleri Nedir, Tanımı, Özellikleri


Beyin Monoaminleri Nedir, Tanımı, Özellikleri




(biojenik aminler ve monoaminler) Serotonin (5HT) (bkz.), histamin ile adrenalin (bkz, ), noradrenalin (NA) (bkz.) Ve dopamin (DA) (bkz.) adlı üç katekolamin beyinde bulunurlar ve iletici fonksiyonu gördüklerine inanılmaktadır.




Bu monoaminler kendilerine tekabül eden aminoasitlerden oluşur ve amin oksidaz enzimi aracılığıyla aside metabolize olurlar. Ayrıca bir kısım katekolaminler de katekol-O-metiltransferaz (COMT) enzimi aracılığıyla metadrenalin ve vanilmandelik asit (VMA) gibi bileşiklere metabolize olurlar.




Monoaminlerin, ruhsal durum ve davranışın kontrolunda çok önemli fonksiyonlara yardımcı olduklarına inanılmaktadır. Beyin histamini ve adrenalinin fonksiyonları bilinmemektedir. 5HT ve DA ihtiva eden hücreler beyin sapındaki iki çekirdekte toplanmıştır ve buradan, bütün beyne aksonlar gider. Dopamin ihtiva eden hücreler ekstrapiramidal sistem de toplanmıştır. Parkinsonizm bu ileticinin düşük seviyede olmasıyla ilgilidir. Dopamin ayrıca daha kompleks motor sistemlerin kontroluyla ilgilidir. Serotonin ve noradrenalin birçok fonksiyonlarla ilgilidir; meselâ ruhsal durumun (depresyon yaratan amin seviyelerinin düşmesi ile depresyon oluşumu) ve uykunun kontrolü. Serotonin EEG'de yavaş dalga gösteren hafif uykuyu, noradrenalin ise REM'li (hızlı göz hareketleri) uykuyu kontrol etmektedir. Noradrenalin ayrıca öfke reaksiyonları ile iştahın kontrolü ile ilgilidir ve organizmanın olumlu bir stimulus aldığını beyne iletmede aracı olur. Böylelikle, birçok klinik depresyon semptomları — keyifsizlik, iştahsızlık, uyku bozukluğu, zevk alma ve hayata ilgi duyma eksikliği — doğrudan doğruya beyin aminlerindeki bir bozuklukla ilgili olabilir. Bu sistemde depresyon etkisini önleyen ilaçlar şunlardır; monoamin oksidaz inhibitörleri (bkz. , serotonin ve noradrenalin ayrışmasını engeller; trisiklik antidepresanlar (bkz.) Ve amfetaminler, aminlerin pre-sinaptik terminale dönüp depolanmalarını etkileyerek etkilerini güçlendirir. Rauwolfia alkaloidleri (bkz.) Amin depolarını azaltarak depresyona yol açabilir, fenotiazinler (bkz.) Psikozlarda aşırı etkinlik gösterebilen santral noradrenalin sistemlerini inhibe eder.
Devamını Oku

*

Zehirli Kimyasallar


Zehirli Kimyasallar








İnsan yapımı kimyasal maddeler, 20. yüzyılın en büyük yenilikleri arasındadır. Sentetik kimyasallar olmasaydı ne televizyondan, ne bilgisayardan, ne de pet şişelerden söz edebilirdik. 1930 yılında, tüm dünyada 1 milyon ton olan kimyasal madde üretimi, bugün 400 milyon tona çıkmıştır.




İnsan yapımı kimyasal maddelerin büyük miktalarda üretimi, yeryüzünde son 70 yıldır var olmasına karşın, bu süre içinde dünyanın uygarlıktan en uzak noktaları bile kimyasal maddelere maruz kalmıştır. Bugün, kutup ayılarından yağmur ormanlarında yaşayan bir kurbağaya, ıssız bir köşede yeni doğmuş bir bebeğe kadar, insan yapımı kimyasalların bulaşmadığı tek bir canlı kalmamıştır. Yapılan testler insan vücudunda 300'den fazla kimyasal madde bulunduğunu ortaya koyar.




En büyük üretim hacmine sahip kimyasalların %86'sının güvenilirliği, hala kesin olarak bilinmemektedir. Bazı kimyasalların insan vücudunda biriktiği, bazılarının insan ve hayvanlarda hormon sistemine ciddi zararlar verdiği bilinmektedir. Hormonların bozulması yalnızca üremeyi değil, vücut gelişimini ve davranışları da etkiler. Hem hayvanlar, hem de insanlar, henüz rahimde cenin halindeyken insan yapımı birçok kimyasala maruz kalır.




Vücutta biriken kalıcı kimyasallar, tüm dünyada toplu halde artış göstermektedir. Bunlar yemek zinciri, yumurtalar, plasenta ve emzirme yoluyla nesilden nesile geçer. Bu durum, hem insanlarda, hem de hayvanlarda, gelecek nesiller için bilinmeyen tehlikeler yaratır. Bazı kimyasalların zehirli olduğu henüz kanıtlanmış olmasa da, geçmişte, vücutta biriken kalıcı kimyasalların zaman içinde zehirli hale gelebildiğinin örnekleri görülmüştür.




Avrupa Birliği, kanepelerde ve yumuşak mobilyalarda kullanılan, yanmayı geciktirici bir kimyasal maddeyi, bu maddenin anne sütünde tehlike yaratacak ölçüde bulunması sonucu yasaklamıştır.




İnsan yapımı kimyasalların giderek artan bazı kanser türleri, doğuştan gelen sakatlıklar ve çocukların bağışıklık sistemindeki sorunlar gibi bir takım rahatsızlıklarla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Son yıllarda hormonlarla ilgili kanser türleri hızla ve önemli ölçüde artış göstermiştir. Tüm dünyada göğüs kanseri oranı % 50 oranında artarken, prostat ve testis kanserleri neredeyse iki katına çıkmıştır.




WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı), öncelikli tehlike oluşturduğu düşünülen kimyasalları üç gruba ayırır:




Hormon sistemine zarar veren kimyasallar: Normal biyolojik süreci etkileyerek nörolojik rahatsızlıklara, davranış ve gelişim üzerinde olumsuz sonuçlara, üreme ile ilgili bozukluklara yol açarlar.


Kalıcı kimyasallar: Parçalanmadıkları için çok uzun süreler boyunca doğada kalarak kirliliğe sebep olurlar.


Vücutta biriken kimyasallar: Nesilden nesile geçerek hem insan hem de hayvanlarda önemli hasarlara yol açar.


Sitemizdeki ipuçlarını izleyerek hem bizler hem de gelecek nesiller için büyük tehditler oluşturan kimyasal maddelerle temasınızı en aza indirebilir, kendi sağlığınızın, ailenizin sağlığının ve hepimizin yaşamının bağlı olduğu doğal çevrenin korunmasına katkıda bulunabilirsiniz.




Siz neler yapabilirsiniz?



Oturma ve yatak odasında




Sentetik halılar; sentetik köpüklerden yapılan şilteler ve döşemeler; köpük, lateks ya da plastik malzemeden yapılan örtüler kullanmayın; bunlar uçucu organik kimyasallar (VOC) yayar. Yün, pamuk, jüt gibi organik doğal liflerden üretilmiş halıları tercih edin.


Halı yerine ahşap, seramik ya da mantar taban malzemelerini tercih edin.


Ürünlerde bulunan, brom içeren yanmayı önleyici maddelere kısıtlama getiren TCO 95 etiketi taşıyan bilgisayarları ve monitörleri alın.


Eğer hamileyseniz, halı kaplatma ya da önceden kaplanmış halıları kaldırtma, badana-boya işleri yaptırmayın.


Oda spreyleri ve koku yayıcılar yerine temiz havayı yeğleyin; pencerelerinizi açın! Bunu yapamıyorsanız, bir kase kabartma tozu gibi doğal koku gidericileri ya da vazo çiçekleri kullanın.


Kuru temizlemeden olabildiğince uzak durun. Makinede yıkanabilen kumaşları tercih edin.


Yatak odanızda televizyon, bilgisayar, video gibi elektronik aletler bulunmamasına özen gösterin.


Çocuk bakımında




İçeriğinde polikarbonat bulunan biberonları satın almayın. Piyasadaki biberonların çoğu, bisfenol A içeren polikarbonattan yapılmıştır. Bisfenol A, biberonun içindeki sıvıya geçebilen, hormon sistemine zarar verici bir kimyasaldır. Biberonun ambalajındaki PC7 yazısı ya da geri dönüşüm üçgeni içindeki 7 rakamı, ürünün içeriğinde polikarbonat kullanıldığını belirtir.


Eskimiş biberonları kullanmayın.


Çocukların iki yıldan daha eski PVC oyuncaklarla oynamasına izin vermeyin.


Çocuklar için plastik logo taşımayan ve kimyasal işlemden geçmemiş giysileri tercih edin.



Banyoda




Sentetik kokulu kozmetikleri kullanmak yerine; doğal ürünlerden yapılmış, kokusuz kozmetikleri kullanın.


Triklosan içeren diş fırçalarını, diş macunlarını ve ağız sularını kullanmayın.


Tehlikeli kokuları ve uçucu organik kimyasalları emebilen vinil yer malzemesinden uzak durun.


Klorinle ağartılmış kağıt bazlı temizlik ürünlerini kullanmayın.


Ürünlerinde phthalates kullanılmadığını belirten markaları tercih edin.


İçinde böcek öldürücü bulunan bit şampuanlarını kullanmayın. Bunlar tümüyle zehirli kimyasallardır. Plastik bit tarağı kullanarak, saçları ıslakken tarayın.


Mutfakta




Taze meyve ve sebzeleri iyice yıkamadan ve soymadan yemeyin.


Konserve gıdalardan uzak durun.


Triklosan içeren plastik kesme tahtalarını, bulaşık bezlerini, süngerleri, deterjanları, sabunları ve dezenfektanları kullanmayın.


Streç film kullanmayın.


Ambalajında PVC3 ve PC7 yazılarını ya da geri dönüşüm üçgeni içinde 3 ve 7 sayılarını gördüğünüz ürünleri almayın.


Taze, organik gıdaları işlenmiş gıdalara tercih edin.


Su filtresi kullanın.


Yağ oranı yüksek yiyeceklerin tüketimini en aza indirin.


Ton balığı gibi yağ oranı yüksek balıklar, yüksek düzeyde kimyasal madde içerebilir. Bu durum özellikle çocuklar, hamile kadınlar, hamile kalmayı planlayan ya da bebek emziren kadınlar için zararlıdır.
Devamını Oku

*

Atölye Fiziği


Atölye Fiziği




Bu yaklaşımda, klasik yöntemdeki gibi ders işlenmez. Ders, laboratuar ve


ders anlatma arasındaki keskin sınırlar ortadan kalkmıştır. Öğrenciler haftada üç


kere ikişer saatlik ders yapmak üzere toplanırlar. Öğrenciler çiftler halinde çalışırlar


ve her çifte bir çalışma istasyonu (bilgisayar ve deney ekipmanı) tahsis edilir. Bu


bilgisayarlar hızlı veri elde edilmesi amacıyla çok sayıdaki deney düzeneğine


kolayca bağlanabilmektedir. Burada hedef fiziği yaparak öğrenmektir. Öğrenciler


dersin her safhasında derse aktif olarak katılırlar.


Öğrenciler, Atölye Fiziği Faaliyet Klavuzu'ndaki faaliyetleri gerçekleştirirler


(Laws 1997b). Bu faaliyetlerden bazıları veri toplamak ve bu verileri analiz etmek,


kavramsal problemlerle uğraşmak, problem analizi yapmak ve tablolama programı


kullanarak hesap yapmaktır. Öğrenciler hem eşleriyle hem de öğretmenle etkileşim


içindedir. Öğretmen arasıra faaliyetleri durdurarak kısa bir anlatım yapabilir veya


belirli bir konuyu tüm sınıfın tartışmasına açabilir. Bu yaklaşımda hemen hemen


tüm aktiviteler bilgisayar kullanımını gerektirmektedir: veri toplamak, video


yakalama ve analiz yazılımı kullanmak, tablolama ve çizim programlan kullanmak,


simülasyonlan izlemek vb. Bu nedenle, bu yaklaşım öğretmen başına düşen öğrenci


sayısının az olduğu okullarda uygulanabilir. Buna ek olarak okulun bilgisayar ve


deney ekipmanı açısından donanımlı olması gerekmektedir.


Yrd. Doç. Dr. Mesut ÖZEL
Devamını Oku

*

mayoz bölünme


arkadaşlar bana mayoz bölünmenin evreleri ile ilgili powerpoint sunusu lazım hiçbiryerden bulamadım ne olursunuz :'( yardım edin[img]images/smilies/fie.gif[/img]
Devamını Oku

*

Periyodik Tablo I Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)


Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.
Devamını Oku

*

Parmak izi ve Parmak İzinin tarihçesi





Parmak izi, parmakların son eklemi ve uç kısmındaki kıvrımların meydana getirdiği iz. Parmak izi insan vücudunun tabii halinden istifade edilerek bulunmuş ve bugün şahıs tespitinde çok fazla kullanılan bir metoddur.


İnsan vücudunun dış derisinde bulunan her kıvrımda ter gözenekleri vardır. Bunların herbiri iç deriye kadar uzanır. Her gözenek orada çiviye benzeyen ve Papila denen iki sıralı çıkıntılarla iç deriye sanki çivi atmış gibidir.


Bu sebeple dış deri hasara uğrasa, hatta tamamiyle dökülse bile, bu Papilalar yine de parmak izinin tespiti için yeterlidirler. Yine, yeni çıkan derilerdeki izler de eskisinin aynısı olurlar. Fakat iç deride bulunan papilalar tamamiyle kaybolursa o zaman parmak izini tespit etmek mümkün olmaz; zira bu durumda parmak içi kıvrımları tamamen kaybolmaktadır.





Parmak izinin tarihçesi


Parmak izi sisteminin bulunuşu çok eski tarihlere dayanır, fakat bu izden istifade etmek oldukça yenidir. Eski literatürde parmak izi konusunda bazı kayıtlar varsa da bu kayıtlarda parmak izinin kullanılması hususunda herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır.


İlk önce, Nehemiah Grew (1684), Marcello Malpighi (1686) ve J. E. Purkinje (1823) gibi anatomistler insanların parmaklarındaki kıvrımların bazı özellikleri bulunduğuna dikkat çekmekle beraber, bu izlerden faydalanma metodlarını belirtmemişlerdir.


Modern manada parmak izi tespiti ve faydalanma konusunda ilk adım 1880′de atılmıştır. Bu tarihte İngiliz bilgini olan Henry Faulds ve Wiliam James Herschel adlı iki İngiliz, Nature adlı bir ilmi mecmuada parmak izi hakkında makale yazmışlardır.


Bu bilginler önceleri pişmiş çömleklerdeki parmak izleriyle ve matbaa mürekkebiyle parmak izi alma metoduyla uğraştılar. Bu gün kullanılan parmak izi metodu da aynı esasa dayanır.


Parmak izi konusunda daha sonra çalışan Galton da, kalıtım yolu ile geçen parmak izi olmadığını açıkladı. Her insanın parmak izinin birbirinden farklı olduğunu kaydetti.


Bugünkü parmak izi metodu Henry tarafından bulunmuş olandır. Henry Sistemi olarak bilinen bu sisteme göre parmak izinde, beş genel biçim kabul ediyor: Yay, fitilli yay, radyal ilmik, uhnar ilmik ve demet.


Bu tipler genel olarak A,T,R,U,W harfleriyle ifade edilirler. Dünyadaki bütün parmak izleri örneklerinin % 65′ini ilmikler, % 30′unu demetler, geri kalan % 5′iniyse diğerleri meydana getirir. Demet ve ilmik tipi de kendi arasında birçok kısımlara ayrılır.


Benzer bir parmak izi usulünü de Vucetich geliştirmiştir. Bu bilginse dört temel parmak izi kabul etmiştir: Yay, iç ilmik (sola yatık ilmik), dış ilmik (sağa yatık ilmik) ve demet.


Henry ve Vucetich dışında da bazı yazarlar parmak izi konusunda çalışmışlarsa da bunlar bir iki ülke tarafından kabul edilmiştir. Henry ve Vucetich sistemi ise, dünyanın birçok ülkesi tarafından kabul edilmiştir.


Parmak izinin alınması


Herhangi bir madde veya eşya üzerinde yer etmiş olan parmak izinin örneğini almak, ihtisası gerektiren bir iştir. Parmak izi ter, yağlı maddeler veya parmaktaki başka maddeler yardımı ile eşya üzerine çıkmış olduğundan bunların gözle görülmeleri oldukça güçtür. Bu izleri görünür hale getirmek için pudra ve muhtelif kimyevi maddeler kullanılır.


Bir yerde bulunan iz bu şekilde tespit edildikten sonra bunun fotoğrafı çekilir veya pudralanmış izler saydam bir banda alınır. Elde edilen parmak izleri parçalar halinde olsa bile işe yaramaktadır. Hatta 5-6 mm²lik bir iz parçası dahi parmak izinin tespiti için yeterli olmaktadır.


Parmak izi yanında avuç izleri ve hatta ayak ve ayak parmağı izleri de tespit edebilmektedir. Parmak izi yanında bunlardan da faydalanılmaktadır.


Parmak izinden faydalanma


Parmak izi, bugün suçlunun tespitinde oldukça önem kazanmıştır. Kesin delil teşkil etmektedir. Bilhassa silah, tabanca vs. kullanılarak işlenen suçlarda parmak izi çok önem kazanmıştır.


Parmak izini ilk bulanlar İngilizler olmakla beraber, bunu en modern hale getiren ABD olmuştur. Washington’da Federal Bureau of Investigation (FBI, Federal Araştırma Bürosu) kuruldu.


FBI 49.000.000′dan fazla insanın parmak izini tespit edecek hacme ulaşmıştır. Her gün, FBI’nın 13.000 ajansından 20.000′den fazla parmak izi gelmektedir. 100′e yakın yabancı ülke FBI teşkilatında parmak izi tespiti yaptırmaktadır. İsteyen vatandaşlar da bu teşkilata müracaat ederek kendi parmak izini tespit ettirmektedir.


FBI teşkilatı sayesinde, bilhassa kitle halindeki ölüm, vakalarında ölülerin hüviyetinin tesbiti de mümkün olabilmektedir. Hatta aylarca gömülü olan ölülerin hüviyetlerinin tespiti bile bu teşkilat sayesinde mümkün olabilmektedir.


Parmak izleri benzemezlik,değiştiri lmezlik ve tasnif edilebilirlik yönleri olması itibariyle tercih edilmektedir.AFİS(Aut omatic Fingerprint Identification System) sayesinde bilgisayar ortamında taranan izler adli görevlileri daha hızlı sonuca götürmektedir.


İlmi araştırmalar parmak izinin kimlik tespitinde kesin delil olduğunu göstermiştir. İnsanların parmak izleri birbirlerinin kesinlikle aynısı olmadığından, parmak izi suçlunun tespitinde çok önemli bir delil olmaktadır. Kişinin parmak kıvrımları yaşlanması ile değişmez ve kaybolmaz. Kolay ve ucuz bir metod olduğu için parmak izi bugün hüviyet tesbitinde oldukça sık kullanılmaktadır.


Parmak izi, ayrıca imza atamayan kişilerin ve bilhassa kadın ve yaşlıların faydalandıkları bir usuldür. Hukuken aynen imza gibi geçerli olmaktadır. Parmak izinin imza olarak kullanılmasında mürekkepten istifade edilmektedir.


DNA parmak izi


İnsan hayatı üzerinde son derece hassas kararlar vermek zorunda kalan mahkemeler, büyük ölçüde kriminal laboratuvarlarıyla adli tıbbın raporlarına başvurmaktadırlar.


1985 yılında İngiltere’de Leicester Üniversitesi Genetik Bölümü öğretim üyelerinden Allec Jeffreys, kalıtım maddesinin incelenerek bir kişiye has DNA karakterinin tespit edilebileceğini öne sürdü. DNA parmak izi (DNA fingerprint) veya genetik parmak izi olarak tarif edilebilecek bu özellikler, rekombinat DNA teknikleriyle el parmak izinden daha güvenli olarak kişiyi belirlemede kullanılabilmektedir.


Bir canlıya ait bütün DNA parmak izleri birbirinin eşididir. İki kişinin tesadüfen aynı genetik parmak izine sahip olabilme ihtimali, istatistiki olarak milyarda bir ile ifade edilebilecek kadar düşük bir derecededir.




Sadece bir damla kan, idrar, tükürük, sperma, vaginal sıvı, menstruasyon kanı, süt, biyolojik bir doku parçası, bir adet kıl veya saç teli kişinin genetik kimliğini belirlemek için yeterlidir. Bir suç mahallinde bulunan böyle küçük bir vücut kalıntısından DNA izole edilmekte ve az elde edilen DNA’nın PCR metodlarıyla çoğaltılıp ASO teknolojisiyle polimorfik genotipi tespit edilebilmektedir.


Nükleik veya moleküler sondalama denen yeni teknikle; saç teli, bir damla kan, sperma veya biyolojik bir doku parçasının proteininden hareket edilerek, genetik koddan faydalanmak suretiyle, bu proteinin üretimini sağlamış olan gen dizisini bulmak mümkündür.


Günümüzde suç failini, bıraktığı genetik parmak izinin incelenmesiyle ortaya çıkarmak mümkün olmaktadır. DNA parmak iziyle % 99′un üzerinde bir başarıya ulaşılabilmektedir. Halen Amerika’da FBI laboratuvarlarında ve İngiltere, Almanya, Hindistan’da genetik sondalama çalışmalarının sonuçları mahkemelerde delil olarak kabul edilmektedir. Aynı usul İngiltere’de babalığın tespitinde de kullanılmaktadır. Genetik parmak izi deliline dayanarak alınan ilk mahkumiyet kararı, 1987 Ekiminde Bristol Mahkemesine aittir.


Genetik parmak izi usulüyle, bir çocuğun babası belirlenebildiği gibi, kalıtımla ilgili veya bulaşıcı hastalıklar da teşhis edilebilmekte ve bir sığırın cinsiyeti önceden anlaşılabilinmektedir . Bu usul sayesinde hayvan yetiştiricilirei, isteğe bağlı olarak erkek veya dişi embriyoları ineklere aşılayabileceklerdir
Devamını Oku

*

Zayıf Nükleer Kuvvet


Zayıf Nükleer Kuvvet






Zayıf kuvvet, ya da zayıf nükleer kuvvet, pek çok parçacığın ve hatta pek çok atom çekirdeğinin kararsız olmasından sorumludur. Zayıf kuvvetin etki ettiği parçacık, bozunarak, kendisiyle akraba bir parçacığa dönüşür. Bu esnada bir elektron ile bir nötrino çiftini ortaya çıkartır.




Enrico Fermi, 1930′ların ortasında zayıf kuvvet için genel bir formül buldu. Daha sonra teori, George Sudarshan, Robert Marshak, Murray Gell-Mann ve Richard Feynman tarafından geliştirildi.


Kuvvet her parçacığa evrensel bir şekilde etki eder. Şiddeti her parçacık için aynıdır.




Çok kısa menzillidir.




Adından da anlaşılacağı üzere, kuvvet oldukça zayıftır.




Zayıf kuvveti taşıyıcıları W+, W-’dir. Bu parçacıklar 1980′lerin başında bulunmuştur. Spinleri 1, kütleleri çok büyüktür. Ayrıca yüksüz akım taşıyıcısı Z0 da zayıf kuvvet taşıyıcılarından biridir.




Devamını Oku

*

Tıbbi Biyoloji Konu Özetletleri


HÜCRENİN YAPISI




Hücrenin tanımı ilk defa 1665'lerde Robert Hooke yapmıştır.


Hücre sayısı, yetişkin bir insan organizmasında kan hücreleri hariç 1013-14 arasında değişir.




Sıvı-mozaik hücre zarı, 75-80 Aº kalınlığındadır. (Aº=angstom=milimetre nin onbinde biri)




Ayda bir kereden daha az sıklıkla yapılan bir harekette lipid molekülü lipid çift tabakanın bir yüzünden diğer yüzüne göç etmesine flip-flop adı verilir.




Lipid çift tabakanın bir yüzünde yer alan bir molekülün kolayca kendi yanındaki komşusuyla yer değiştirmesine lateral difüzyon denir.




Tek tip lipid molekülünün çok hızlı olarak kendi uzun ekseni boyunca dönmesine rotation denir.




Lipi çift tabakanın ortalarında özellikle oldukça büyük açılarla bükülme olayı görülür. Bu hareket tarzına da fleksiyon adı verilir.




Glikokaliksi, hücre zarına antijen özellik veren, virüs reseptörü olarak iş gören ve hücrelerin birbirini tanımasını sağlayan yapıdır. Hücre zarının dış yüzeyinde bulunur.




İki hücre birbirine yapışık değildir. Aralarında 80-200 Aº 'lık bir açıklık bulunur. Bu alana interselüler alan adı verilir. (Kodluyoruz hücreler siyam ikizi değildir)




Serbest yüzey farklılaşmaları : Mikrovilluslar, Titrek tüyler(Kinocilia), Sabit tüyler(Sterocilia), Kamçı(Flagel).




Yan yüzey farklılaşmaları : Terminal tıkaç, Desmosom, Gap junction (neksus).




Hücre zarı ile nukleus arasında yer alan viskoz kısma sitoplazma adı verilir. Stoplazma çeşitli protein, enzim, karbonhidrat, mineral v.b. ihtiva eden ve sitozol adı verilen sıvı kısım ile bunun içine dağılmış, bir zar ile kuşatılmış, organel adı verilen, şekilli şekilli elemanlardan meydana gelmiştir.


Endoplazmik Retikulum (E.R) : Kanal ve keseciklerden yapılmış zar sistemidir. İki çeşidi vardır. Protein sentezi yapabilen Granüllü E.R. ve enzim salgılaması yapan Granülsüz E.R (Düz).




Ribozomlar : %60'ı rRNA, %40'ı proteinden oluşur. Tek takılan ribozomlara monomer, grup halinde gezenlere ise polizom ya da poliribozom adı verilir.




Golgi kompleksi : Granüllü E.R. ribozomlarında paketlenen proteinlerler E.R.'nin kuryeliğiyle Golgi'ye getirilirler. Bu arada son hallerini alırlar (bir nevi son rutüşlar), salgılanacak proteinler, veziküller halinde sitoplazmaya geçerler.




Lizozomlar : Hücre içinde bir sindirim sistemi oluştururlar. Golgide son rutüşları verilen proteinlerle çıkar bunlar ilk. Primer lizozom denir bu ilk çıkanlara. Sonra fagositoz(hücre dışından içeri madde alma) ile içeri alından maddelerin oluşturduğu fagozomlarla birleşirler, bu son oluşuma da heterolizozom(sekonde r lizozom) adı verilir.




Mitokondriler : Memeli eritrositi, bakteri ve mavi-yeşil algler haricinde her hücrede bulunur bu elemanlar.Endoplazmik retikulumle beraber en ünlü organeldir. Mitokondri matriksi çift zarla sarılıdır. Dış zar düzdür fakat iç zar krista adı verilen çıkıntılar taşır. Hücrenin enerji deposudur.


Mitokondri yapısında %60 protein, %40 lipid, çok az da olsa RNA ve DNA bulunur. DNA taşıdıklarından nükleuse bağlı olmadan anında üreyebilirler.




Sentriol : Hücre bölünmesinde görev yaparlar.




Koful (VAKUOL) : Zarla çevrili içi boş birimler daha çok bitki hücrelerinde görülürler. Koful (vakuol) zarına tonoplast, koful (vakuol) sıvısına da tonoplasma denir. Genç bitki hücrelerinde sayıca az ve küçük, yaşlılarda ise hem çok, hem büyüktürler.




+ Plastitler : Kloroplastlar renklidirler ve fotosentez olayını yürütürler. Leukoplastlar renksizdirler ve bitkinin depo organlarında şekerin nişastaya çevrilip depolanmasını sağlarlar.




Nükleus : Hücre çoğalmasını ve hücrede geçen kimyasal reaksiyonları yöneten merkezdir. Genelde her hücrede bir tane nükleus bulunur. karaciğer, böbrek üstü bezi, kabuk (korteks) veya testis(leydig) 2 veya daha fazla nükleus bulunabilir. Nükleusun yapısı bazen yan çizip interfaz ve döllenme durumlaında farklılık gösterebilir.




İnterfaz durumundaki hücre nükleusu


Bu durumda 4 alan ayırt edilir.


- Çekirdek Zarı (Karyoteka) : Çekirdek çift zarlı olup, yapısı hücre zarında olduğu gibidir. Zarlar arasında 400-700 Aº kadar bir aralık bulunur. Buna perinuklear aralık denir.


- Çekirdek Sıvısı (Karyoplazma) : Sitoplazmadan daha yoğun kıvamdadır.


- Kromatin Ağı


- Çekirdekçik (Nükleolus)
Devamını Oku

*

Sodyum Sülfat













Sodyum sülfat nötr bir tuzdur ve doğal kaynaklardan (göl ve deniz suları), tabii minerallerden, yeraltından ve kimyasal proseslerden yan ürün olarak üretilmektedir. Anhidr sodyum sülfat beyaz kristal yapıda, kristal sodyum sülfat, şeffaf kristaller şeklindedir.


Saf Glauber tuzu teorik olarak % 44 Na2SO4 içerir. % 56 kristal suyu oluşturur ve 10 mol kristal suyu içerir. Sodyum sülfat içeren cevherlerin çeşitli ünit operasyon ve proseslerle zenginleştirilmesi gerekir. Bazı durumlarda deterjan ve textil sanayiinde Na2SO4 . 10 H2O olarak da kullanılmaktadır.


Sodyum sülfat üretim kaynakları ve yöntemlerine göre sınıflandırılmaktadır . Doğada başlıca mineralleri mirabilit, glauberit, tenardit, astrakonit ve jöveit’dir. Göl sularından üretilen sodyum sülfat cevheri glauber tuzu şeklinde ve kristal yapıdadı





Aşağıdaki ekli dosyamızı indirerek daha geniş bir bilgiye sahip olabilirsiniz..158 sayfa'dır...





Link için Tıkla



Sodyum Sülfat














.
Devamını Oku

*

Tıbbi Biyoloji ve Genetik Sınavı 2


Tıbbi Biyoloji ve Genetik


Sınav-2 1) Tek tip lipid molekülünün çok hızlı olarak kendi uzun ekseni boyunca dönmesi hareketine verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?




A) Rotation


B) Fleksiyon


C) Lateral difüzyon


D) Flip-flop


E) Pasif difüzyon




--------------------------------------------------------------------------------


2) Protoplazmanın bölümleri aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?




A) Sitozol – organel


B) Sitoplazma – nükleus


C) Tonoplast – leukoplast


D) Mitokondri – Peroksizom


E) Lizozom – koful




--------------------------------------------------------------------------------


3) Karbonhidratların formülü aşağıdakilerden hangisidir?




A) Cn(H2O)SUB>n


B) CSUB>6HSUB>12O SUB>6


C) CSUB>12H SUB>22O SUB>11


D) CSUB>3H SUB>6OSUB>3


E) C SUB>5H SUB>10O SUB>5




--------------------------------------------------------------------------------


4) Aşağıdakilerden hangisi, glukoz ve fruktozun dehidrasyonuyla oluşur?




A) Selüloz


B) Sakkaroz


C) Maltoz


D) Amilaz


E) Galaktoz




--------------------------------------------------------------------------------


5) Aşağıdakilerden hangisi, insan vücudunda sindirilemeden atılır?




A) Nişasta


B) Glikojen


C) Laktoz


D) Selüloz


E) Maltoz




--------------------------------------------------------------------------------


6) Hücrede teşekkül eden bazı salgı veya artık maddelerin veziküller halinde hücre dışına atılması olayı aşağıdakilerden hangisidir?




A) Difüzyon


B) Eksositoz


C) Endositoz


D) Pinositoz


E) Osmos




--------------------------------------------------------------------------------


7) Aktif transportla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?




A) Enzimler olmadan gerçekleşir


B) Taşıyıcı moleküllere ihtiyaç yoktur


C) ATP’ye ihtiyaç vardır


D) Moleküller çok yoğun ortamdan az yoğun ortama taşınır


E) Glukoz molekülleri aktif transportla taşınamaz




--------------------------------------------------------------------------------


8) Hücre yüzeyinde bulunan özel reseptör yardımıyla moleküllerin hücre içine alınması aşağıdakilerden hangisidir?




A) Fagositoz


B) Pinositoz


C) Reseptör bağımlı endositoz


D) Eksositoz


E) Osmos




--------------------------------------------------------------------------------


9) Ekstrasellüler sinyaller etkileyeceği hedef hücrenin uzaklığına bağlı olarak aşağıdaki uyarı mekanizmalarından hangilerini göstermez?




A) Eksokrin uyarı


B) Endokrin uyarı


C) Sinaptik uyarı


D) Parakrin uyarı


E) Otokrin uyarı




--------------------------------------------------------------------------------


10) Aşağıdaki hormonlardan hangisi, suda çözünmez?




A) G proteini


B) Guanil siklaz


C) Tirozin kinaz


D) Serin – treoin


E) Steroid




--------------------------------------------------------------------------------


11) Hücrede geçen metabolik olaylar aşağıdakilerden hangisidir?




A) Ototrof beslenme - heterotrof beslenme


B) Fotosentez - kemosentez


C) Oksidasyon - fermentasyon


D) Anabolizma - katobolizma


E) Enositoz - eksositoz - difüzyon - osmos




--------------------------------------------------------------------------------


12) CO2’nin redüklenerek besin maddesi yapılması aşağıdakilerden hangisidir?




A) Fotosentez


B) Kemosentez


C) Karbonhidrat oksidasyonu


D) Fermentasyon


E) Protein oksidasyonu




--------------------------------------------------------------------------------


13) Mantarların çürümüş maddeler üzerindeki beslenmesi aşağıdakilerden hangisidir?




A) Saprofit beslenme


B) Parazit beslenme


C) Ortak beslenme


D) İnsektivor beslenme


E) Kemosentez




--------------------------------------------------------------------------------


14) Amitoz bölünmeyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?




A) Bir hücreden iki yavru hücre meydana gelir


B) Nükleus uzar, nükleolusta değişiklik gözlenmez


C) Nükleus zarı kaybolur


D) Kromozomlar belirir


E) Sentrioller iğ ipliklerini oluşturur




--------------------------------------------------------------------------------


15) Kromozomların ışık mikroskobunda görülebildiği evre aşağıdakilerden hangisidir?




A) Telofaz


B) Anafaz


C) Metafaz


D) İnterfaz


E) Profaz




--------------------------------------------------------------------------------


16) Nükleus zarının kaybolduğu an başlayan evre aşağıdakilerden hangisidir?




A) İnterfaz


B) Profaz


C) Metafaz


D) Anafaz


E) Telofaz




--------------------------------------------------------------------------------


17) Ökaryotik hücrede sentezlenen ve prosese uğramamış öncül mRNA molekülleri aşağıdakilerden hangisidir?




A) tRNA


B) rRNA


C)


D) snRNA


E) RNA primerleri




--------------------------------------------------------------------------------


18) DNA zincirindeki kalıtsal bilginin RNA polimeraz enzimi tarafından mRNA moleküllerine şifrelenerek yazılması aşaması aşağıdakilerden hangisidir?




A) Replikasyon


B) Rekombinasyon


C) Santral doğma


D) Translasyon


E) Transkripsiyon




--------------------------------------------------------------------------------


19) Aşağıdakilerden hangisi, DNA’nın klonlanması için kullanılan vektörlerden biri değildir?




A) Plazmid kökenli vektörler


B) Bakteriyofaj vektörleri


C) Maya


D) Plazmatid vektörler


E) Kosmid vektörler




--------------------------------------------------------------------------------


20) Saç teli, sperm gibi değişik dokulardan bile sonuç alma olanağı sağlayan yöntem aşağıdakilerden hangisidir?




A) YAC’s


B) PCR


C) Southern Blot Hibridizasyonu


D) Northern Blot Hibridizasyonu


E) Dot Blot Hibridizasyonu




--------------------------------------------------------------------------------


21) Özdeş alellerin ortaya çıkardığı gamet topluluğu aşağıdaki genotiplerden hangisini oluşturur?




A) Letal


B) Dominant


C) Resesif


D) Heterozigot


E) Homozigot




--------------------------------------------------------------------------------


22) Belli bir gen ya da gen topluluğunun herhangi bir derecede fakat kesinlikle fenotipik olarak belirmesi aşağıdakilerden hangisidir?




A) Mutant tip


B) Taşıyıcı


C) Penetrans


D) Ekspressivite


E) Antisipasyon




--------------------------------------------------------------------------------


23) Hem anne hem de baba otozomal dominant kalıtım hastalığı oluşturan gen taşıyorsa çocukların hasta olma olasılığı aşağıdakilerden hangisidir?




A) %80’i hasta %20’si sağlam


B) %50’si hasta %50’si sağlam


C) %75’i hasta %25’i sağlam


D) %25’i hasta %75’i sağlam


E) %90’ı hasta




--------------------------------------------------------------------------------


24) X’e bağlı dominant kalıtımla ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?




A) Bu kalıtımda hasta olan kadın, hastalığı hem kız hem de erkek çocuklarının yarısına verir


B) Hastalık erkeklerde daha sık görülür


C) Hasta olan erkek hastalığı çocuklarının tümüne verecektir


D) Hasta olan babaysa erkek çocuklar normal olacaktır


E) Kadınlarda iki X kromozomuna karşılık erkeklerde bir X bir de Y kromozomu bulunur




--------------------------------------------------------------------------------


25) Aşağıdaki kromozom çeşitlerinden hangisi insanda bulunmaz?




A) Median kromozom


B) Submetasentrik kromozom


C) Akrosentrik kromozom


D) Submedian kromozom


E) Telosentrik kromozom




--------------------------------------------------------------------------------


26) Kısa kollarında satellit bulunan, en küçük ve akrosentrik kromozomlar aşağıdaki kromozom gruplarından hangisidir?




A) A grubu


B) D grubu


C) E grubu


D) G grubu


E) B grubu




--------------------------------------------------------------------------------


27) Yabancı kimselerle evlilik yapmış birinci yeğen çocukları arasında yapılan evlilikler aşağıdaki evlilik çeşitlerinden hangisini tanımlar?




A) Yarım yeğen evlilikleri


B) Bir ileri ikinci yeğen evlilikleri


C) Birinci yeğen evlilikleri


D) Bir ileri birinci yeğen evlilikleri


E) İkinci yeğen evlilikleri




--------------------------------------------------------------------------------


28) Aşağıdakilerden hangisi, gen frekanslarının değişmesine verilen addır?




A) Mutasyon


B) Genetik kayma


C) Genetik bozukluk


D) Başkalaşım


E) Seleksiyon




--------------------------------------------------------------------------------


29) Aşağıdakilerden hangisi, aynı ırktan hayvanlar arasında yapılan çifleştirmelere dayalı yetiştirmedir?




A) Melezleme


B) Kombinasyon melezlemesi


C) Kullanma melezlemesi


D) Çevirme melezlemesi


E) Saf yetiştirme




--------------------------------------------------------------------------------


30) Bir ailede otozomal resesif genlerle oluşturulan hastalık taşıyan bir çocuk doğmuşsa aynı anne babadan doğacak diğer çocukların aynı hastalıkla doğma olasılığı kaçtır?




A) %75 hasta %25 sağlam


B) %50 hasta %50 sağlam


C) %25 hasta %75 sağlam


D) %10 hasta %90 sağlam


E) %15 hasta %85 sağlam




Doğru Cevaplar


1 A


2 B


3 A


4 B


5 D


6 B


7 C


8 C


9 A


10 E


11 D


12 B


13 A


14 A


15 E


16 C


17 D


18 E


19 D


20 B


21 E


22 C


23 C


24 B


25 E


26 D


27 E


28 E


29 E


30 C
Devamını Oku

*

Foton


F O T O N






Foton, ışık duvarı üzerinde her iki aleme ait pozitif ve negatif kütleleri dengede olan ve ışık hızıyla hareket eden bir birleşimdir. Foton, saniyede yaklaşık olarak 300.000 km. hızla hareket etmek zorunluğundadır. Fotonun her iki parçacığı kendi alemleri üzerinde hareket etmektedir. Fotonun bir kanadı zahiri alemde, bir kanadı gayb aleminde olan ve ışık duvarı denilen iki alemi her noktada birbirinden ayıran bir hayali hız duvarı üzerinde uçan bir uçağa benzetebiliriz. Foton hangi alemde vücuda gelmişse o alemde gözlenebilir. Karşıt alemde gözlenemez. Çünkü karşıt kütle asıl kütleye bağımlıdır ve asıl kütle ile eşit negatif ağırlık taşımaktadır. Ve bir alemde karşıt kütle (negatif kütle) serbest olmadığı takdirde gözlenemez. Serbestçe saniyenin çok küçük bir parçası süresince gözlenebilir. Sonra gözden kaybolur. Bir Gama fotonu bir elektron ve bir karşıt elektrondan oluşmuştur. Karşıt elektron, (+) elektrik yükü taşıyan karşıt aleme ait bir elektrondur. Ağırlığı da bir elektrona eşittir. Fakat negatif kütleye sahip olduğu için, bir elektronun pozitif ağırlığına eşit negatif ağırlığa sahiptir.


Bir fotonun ağırlıksız olmasının, yani sıfır ağırlıkta olmasının sebebi, asıl kütlesinin (+) pozitif ağırlığı kadar, karşıt kütlesinin (-) negatif ağırlığa sahip olmasıdır. Bir Gama fotonunda da negatif ağırlık pozitif ağırlığa eşit olduğu için (+x) ağırlığa sahip bir elektron ve (-x) ağırlığa sahip bir karşıt elektron bu sebeple birbirlerinin ağırlıklarını yok ederler ve 1 kütle değil, 2 karşıt kütle var olduğu halde ağırlık sıfır olur;


(+x) + (-x) = O


Foton hangi alemde oluştuysa, hakim unsur o aleme ait olan partiküldür (kütledir). Ve sadece o alemde gözlenebilmesinin sebebi budur. Kendi aleminde hareket halinde bulunan bir partikül, ancak o alemde gözlenebilir. Ancak, fotonun bir özelliği vardır; oluştuğu alemde yol alır. Karşıt kütle ise, asıl kütleye bağımlı olduğundan, fotonun hareket halinde olduğu doğrusal çizgideki her nokta, karşıt kütle için ışık duvarıdır. Ve bu sebeple karşıt kütle her noktada ışık duvarının diğer tarafındadır. Bu durumda fotonun kendi içinde bir devamlı duvarın varlığı sözkonusudur. Koordinatları aynı olan içiçe iki alemde her nokta hem asıl alemdir, hem de karşıt alemdir. Dünyamız böyledir. Hem zahiri alem, hem de gayb alemi içiçedir. Her koordinat, hangi alemde yaşamakta isek, o alemde fiziktir, asıldır, gözlenebilir, yaşanabilir.


İnsanların yaşadığı dünya boyutu zahiri alemdir. Ve biz insanlara göre asıl alemdir. Cinlerin yaşadığı dünya boyutu gayb alemidir. Bu da biz insanlara göre diğer alemdir. (Ref:5)


Doğu, batı, güney, kuzey ve yükseklik koordinatları verilmiş herhangi bir nokta, her iki alemde de aynı noktadır. Fakat bu aynı noktada bulunan bir cin ile bir insan birbirlerini göremezler ve diğer aleme ait hiçbir şey hissedemezler. Bu sebeple de dünyamızda müspet ilimlerle uğraşan alimler, dünyanın aynı zamanda başka boyutta bir diğer alemi de kapsadığı gerçeğini kabul etmek istemezler. Böyle yaptıkları için de ilmî tekamülü engellemektedirler.


Çünkü bilindiği gibi atomlar, merkezde nükleus ve çevrede elektronlar olmak üzere hünnes ve künneslerden meydana gelmiştir. (Ref: 7)


Nükleus'un yani merkezdeki çekirdeğin en önemli parçaları proton ve nötrondur. Çevrede ise elektronlar dönmektedir.


Dünya üzerinde yüzlerce laboratuarda antiproton, antinötron ve antielektron kesin bir şekilde tespit edilmiştir. Bu anti parçacıkların varlığı kesindir. Bütün nükleer kimya ve fizik alimleri için bu parçacıkların varlığı tartışmasız olarak kabul görmüştür.


Fakat aynı alimler, varolduğuna kesinlikle inandıkları bu parçacıkların teşkil edeceği atomlardan oluşacak bir gayb aleminin, bir diğer alemin varlığını kabul etmemektedirler.


Oysa ki, diğer alem (gayb alemi) vardır. Ve antiproton, antinötron ve antielektronlardan oluşmaktadır. (Ref:5)


İlim, bu alemin ötesinde başka bir alemi kabul etmedikçe, kendi tekamülüne set çekmiş olmaktadır. Ve alimlerin körü körüne var olan şeyleri "yoktur" diyerek inkâr etmeleri, maddenin ötesine ulaşmayı engellemektedir.


Maddenin ötesi (antimadde), artık kesinlik kazanmış bir gerçektir.


Kirlian metoduyla, yüksek frekans altında çekilen kenarı kesilmiş bir yaprığın fotoğrafı, yaprağın bir kısmı kesilerek atılmış olduğu halde tamam çıkmaktadır. Yaprağın 1/3 'ünden fazlası kesilene kadar, normal fotoğraflarda kesilip atılan parça eksiktir. Fakat Kirlian sistemiyle çekilen fotoğraflarda yaprak, hiç kesilmemiş gibi bütün olarak ve eksiksiz olarak görünmektedir. Yani yaprak nomal fotoğraflarda madde olarak ve kesilen kısmı eksik olarak görünmektedir. Kirlian metodu ile çekilen fotoğraflarda ise antimadde olarak, bütün ve eksiksiz görünmektedir. Bugüne kadar çekilen binlerce fotoğraf şu gerçeği artık isbat etmiştir ki, antimadde vardır.


Antimadde vardır ve mesele sadece antimadde'nin kabulü ile çözülecek kadar basit değildir.


Her foton bir ışık kaynağında oluşur. Hangi alemde olay cereyan ediyorsa, ışık kaynağı o alemdedir ve sadece o alemde gözlenebilir. Işık var ise, fotona dönüşmüş enerji var demektir. Fotonun oluşması için mutlaka enerjinin, yani nötrinoların varlığı gereklidir. Üstelik en az bir çift nötrino var olmalıdır. Böylece her nötrino grubunda nötrinonun primer çift enerji küresi ile karşıt nötrinonun primer çift enerji küresi birleşirken, nötrinonun sekonder çift enerji küresi ile karşıt nötrinonun sekonder çift enerji küresi birleşir ve 2 nötrino 2 foton vücuda getirir.


Birleşim çift enerji küreleri ile oluşur. Enerji küresi, primer gruptan olsun, sekonder gruptan olsun tek başına bir fotonun bir kutbunu oluşturamaz. Oluşturabilmesi için, içice en az iki enerji küresi gerekir. Yani elektrik üreten ve çift teşkil etmiş bir primer veya sekonder grup gerekir. Yüksek hızda dönen büyük enerji küreleri çiftine primer grup, düşük hızda dönen küçük enerji küreleri çiftine sekonder grup diyoruz. Sadece asıl aleme ait bir primer grupla, diğer aleme ait bir primer grup beraberce bir foton teşkil edebilirler. Asıl aleme ait primer grup asıl alemde hareket eden kesimi, diğer aleme ait primer grup ise karşıt kesimi oluşturur. Asıl alemdeki grup fotonun pozitif ağırlığını, karşıt grup ise fotonun negatif ağırlığını oluşturur. Pozitif ve negatif kesimler, ağırlık olarak birbirine eşit oldukları için negatif ağırlık, pozitif ağırlığı yok eder ve foton sıfır ağırlıkta olur.


Sekonder gruplardan da foton oluşabilir. Ancak, bir aleme ait sekonder grup ile diğer aleme ait sekonder grup birleşebilir. Bir alemin primer grubu ile diğer alemin sekonder grubu birleşemez. Her iki tarafın da, ya primer, ya da sekonder olmaları gerekir.


Işık kaynağından etrafa dağılan enerji parçaları, önce kendi aralarında birleşip elektronları meydana getirdikten sonra da foton teşkil edebilirler. Bu aleme ait bir elektron bu aleme ait kesimi, diğer aleme ait karşıt bir elektron da, diğer aleme ait kesimi oluştururlar. Elektronun (+) pozitif ağırlığına karşı, karşıt elektronun (-) negatif ağırlığı vardır, ve iki ağırlık eşittir. Böylece karşıt elektronun (-) negatif ağırlığı, elektronun (+) pozitif ağırlığını yok eder. Elektron ve karşıt elektronun birleşerek meydana getirdiği bu foton bir gama fotonudur



Foton



Foton, elektromanyetik dalganın toplam enerjisini oluşturan enerji paketçiklerinden her biri için kullanılan isimdir.Elektromanyet ik dalga, ışık hızı ile ilerlediği ve enerji içeriğini de fotonlar halinde kendisi ile beraber taşıdığı için fotonun hızı da c'dir.Sonsuz ömrü vardır, yani artık başka şeylere bozunmaz(dönüşmez).Du rgun kütlesi sıfır olarak kabul edilir (2005 yılındaki son verilere göre kütlesinin üst limiti eV şeklinde ifade edilmektedir), ancak enerjisi ve momentumu vardır. Fotonların enerjisi, frekansına bağlıdır.



Fotonlar




Bilim adamları, ışığın bir tür elektromanyetik dalga olduğunu düşünüyorlardı ve içleri rahattı; ta ki Max Planck bazı deneylerinde ışığın tanecikmiş gibi davrandığını farkedinceye dek. Işık sanki devamlı dalgalar değil de, enerji paketcikleri gibi geliyordu. Einstein ve Planck bu enerji paketlerini ışık quantumu veya foton olarak adlandırdılar. Fotonlar sanki birer parçacıklarmış gibi davranıyordu. Relativite teorisine göre, bir parçacığın ışık hızında gidebilmesi için kütlesinin sıfıra eşit olması gerekiyordu! Demek ki ışığın enerjisi sadece kinetik enerjiydi; kütlesinden kaynaklanan hiçbir enerjisi yoktu. Einstein o güne dek açıklanamamış olan fotoelektrik olayını bu kavramla açıkladıktan sonra, bilim adamlarının ağızında yeniden 'ışık nedir?' sorusu gündeme gelmişti. Eğer ışık dediğimiz olgu parçacıklardan oluşuyorsa, frekans veya dalgaboyunun ne anlamı var acaba? Aslında sorulması gereken en iyi soru: "ışık gerçekten nedir?" Cevap: 'Hem dalga, hem parçacık!' Işığın bazı özellikleri sadece dalga konsepti ile açıklanırken (girişim veya kırınım gibi), bazı özellikleri ise sadece foton konsepti ile açıklanabiliyor (Fotoelektrik olay veya atomların enerji soğurması ve salması gibi).



Foton nedir?




"Foton nedir?" sorusuna cevap ararken, birçok değişik perspektiften bakan cevaba gerek vardır. En bariz özelliklerini şöyle sayabiliriz: Durgun kütlesi sıfırdır; ışık hızıyla gider; etkileşimlere parçacık olarak girebilir ancak dalga olarak yayılır; E=h x f, p=h/l ve E=pc bağıntılarına uyar; kütlesi sıfır olduğu halde, diğer parçacıklar gibi kütle çekiminden bile etkilenir.
Devamını Oku

*

Barit Nedir ? Barit in Kullanım alanları (yerleri)


Barit




(BaSO4) baryum sülfattan oluşan bir mineraldir. Genellikle beyaz ya da renksizdir , bazen de sarı ve gri olabilir. Baryumun ana kaynağıdır. Işıma yapan şekline bazen Bologna Taşı da denir.


Barit genellikle kireçtaşlarındaki kurşun - çinko damarlarında, sıcak kaynak yataklarında ve hematit cevheriyle birlikte oluşur. Sıklıkla anglesit ve selestit mineralleriyle birlikte bulunur.


Barit ismi Yunanca βαρύς (ağır) sözcüğünden türetilmiştir. Mohs sertliği 3. Kırılma indeksi 1,63. Özgül ağırlığı 4,3-5. Kristal yapısı ortorombiktir.




Tarihçesi




Amerika Birleşik Devletleri'nde 19. yy.da çıkarılmaya başlanan barit ilk olarak 1845 yılında boya üretiminde kullanılmış ancak 1908 yılından sonra sondaj çamurlarında katkı maddesi olarak kullanılmaya başlanmasıyla hem üretimi hem de tüketimi artış göstermiştir. Türkiye'de ise 1964 yılından sonra barit madenciliği gelişmiş...




Kullanım yerleri




Barit kullanımı genel olarak üçe ayrılarak incelenir: Sondajlık (%90), kimyasal (%7) ve dolgu malzemesi (3%).


Kaba haliyle, ya da sadece yıkama, sudan geçirme, eleme, yüzdürme ve manyetik ayırma gibi basit işlemlerden geçirilen barit ilk ürün olarak alıcı bulur. Kaba hâldeki baritin çoğunluğu minimum bir saflığa ve yoğunluğa ulaşana kadar işlemden geçirilir. "ağır" çimento olarak kullanılan barit ezildikten sonra elenerek aynı büyüklüğe getirilir. Baritin çoğu öğütülerek sanayi ürünlerinde katkı malzemesi olarak ya da petrol veya doğalgaz kuyularını açarken ağırlık yapan katkı malzemesi olarak kullanılır. Dünya üzerinde sondajda kullanılan barit, API 13A uluslarası standardına göre , Türkiye'de ise TS 919 standardına göre üretilmektedir.


Barit boya ve kağıt yapımında da kullanılır. Her ne kadar baritin içinde ağır metal olan baryum bulunsa da , baryumun yüksek çözünürlüğü nedeniyle birçok hükümet tarafında toksik maddeler arasında sayılmaz.

Devamını Oku

*

Genel Mikrobiyoloji ve İmmünoloji Deneme Sınavı 2


Genel Mikrobiyoloji ve İmmünoloji


Sınav-2


1) Aşağıdakilerden hangisi verem mikrobunu bulmuştur?




A) Bruce


B) Koch


C) Calmette


D) Hansen


E) Magendie




--------------------------------------------------------------------------------


2) Sert bir duvar yapısı bulunmayan, dış ortamdan besin maddeleri alıp beslenebilen protozoon şekillerine ne ad verilir?




A) Kist


B) Phycomycetes


C) Enfastasyon


D) Vejetatif


E) Helmint




--------------------------------------------------------------------------------


3) Aşağıdakilerden hangisi parazitin olumsuz etkilerinin konakta yol açtığı hücresel ve dokusal reaksiyonlar arasında yer almaz?




A) İnflamasyon


B) [bubirreklamdirdikkate almayiniz.][bubirreklamdirdikkate almayiniz.][bubirreklamdirdikkate almayiniz.][bubirreklamdirdikkate almayiniz.]plazi


C) Hiperplazi


D) Ascaplazi


E) Neoplazi




--------------------------------------------------------------------------------


4) Bazı maddelerin kısa dalga boylu ışığı, gözle görülebilir ışığa dönüştürebilmesi olayı aşağıdakilerden hangisidir?




A) Analin blue


B) Fluoresans


C) Acridine orange


D) Trichomonas


E) Auramin




--------------------------------------------------------------------------------


5) Sterilizasyon işleminde basınçlı buhar akımı kullanan alet aşağıdakilerden hangisidir?




A) Sterilizatör


B) Etüv


C) Otoklav


D) Güvenlik kabinleri


E) Benmari




--------------------------------------------------------------------------------


6) Mor ötesi ışık için geniş bir dalga boyu aralığında düzeltilen objektif aşağıdakilerden hangisidir?




A) Monokromat objektif


B) Aynalı objektif


C) Ultrafluar objektif


D) Apokramatik objektif


E) Fluorit objektif




--------------------------------------------------------------------------------


7) Aşağıdakilerden hangisi prokaryot hücre yapısına sahiptir?




A) Protozoon


B) Gelişmiş canlı


C) Bakteri


D) Alg


E) Mantar




--------------------------------------------------------------------------------


8) Aşağıdakilerden hangisi sitoplazma zarının görevleri arasında yer almaz?




A) Aktif transport yapar


B) Solunum işlevini yapar


C) Mitoz aygıtını sevk eder


D) Biyosentez görevini yürütür


E) Sindirim işlevini görür




--------------------------------------------------------------------------------


9) Bakterilerin “L formu” durumu aşağıdakilerden hangisini ifade eder?




A) Bakterilerin bölünmesini


B) Hücre duvarlarını kaybetmelerini


C) Başka bir bakteri ile birleşmesini


D) Solunum işlemi yaptıklarını


E) Kapsül oluşturduklarını




--------------------------------------------------------------------------------


10) Bakterilerde DNA sentez yeri aşağıdakilerden hangisidir?




A) Endoplazmik retikulum


B) Ribozom


C) Mezozom


D) Golgi aygıtı


E) Sitoplazma




--------------------------------------------------------------------------------


11) DNA ile ilgili olarak aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?




A) Bir DNA molekülü iki iplikçiğin sarmal halde bulunmasıyla oluşur.


B) DNA molekülünün birimleri nükleotidlerdir.


C) Bir nükleotidde fosforik asit, deoksiriboz, organik baz bulunur.


D) Nükleotidlerin arasında 3151 fosfodiester bağı vardır.


E) DNA molekülü üzerinde A+T miktarı, C+G miktarına eşittir.




--------------------------------------------------------------------------------


12) Birbirleriyle çok yakın ilişkide bulunan enzimlere ait genlerin oluşturdukları gen grupları aşağıdakilerden hangisidir?




A) Operon


B) Nükleosid


C) Transcription


D) Translation


E) Konjugasyon




--------------------------------------------------------------------------------


13) Aşağıdakilerden hangisi protein molekülünün yapımından sorumlu olan genlerdeki bilginin ribozoma ulaştırılmasını sağlayan moleküldür?




A) nRNA


B) mRNA


C) pRNA


D) rRNA


E) tRNA




--------------------------------------------------------------------------------


14) İhtiyacı olan enerjiyi inorganik maddelerden oksidasyon yoluyla elde eden mikroorganizma aşağıdakilerden hangisidir?




A) Ototrof mikroorganizma


B) Foto ototrof mikroorganizma


C) Heterotrof mikroroganizma


D) Kemoototrof mikroorganizma


E) Kemoheterotrof mikroorganizma




--------------------------------------------------------------------------------


15) Aşağıdakilerden hangisi temel olarak et suyu, pepton+tuz gibi maddelerden hazırlanmış besi yerine verilen addır?




A) Jeloz


B) Selektif besiyeri


C) Pepton


D) Buyyon


E) Agar




--------------------------------------------------------------------------------


16) Kolonilerden alınan parçaların başka besiyerine aktarılması işlemi aşağıdakilerden hangisidir?




A) Kolon


B) Doku kültürü yöntemi


C) Agar difüzyon metodu


D) Pasaj


E) İnklüzyon




--------------------------------------------------------------------------------


17) Kanın şekilli elemanlarının değerlendirilmesinde ve kan parazitlerinin tanısında yararlanılan boyama yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?




A) Parazit boyama yöntemi


B) Giemsa boyama yöntemi


C) Gram boyama yöntemi


D) Modifiye Wirtz boyama yöntemi


E) ARB boyama yöntemi




--------------------------------------------------------------------------------


18) I. Metilen mavisi


II. Karbol füksin


III. Kristal viyolet


IV.Asit alkol


V. Lugol


ARB boyama yöntemindeki işlem sırası aşağıdaki seçeneklerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?




A) III, I, IV


B) V, II, IV, I


C) II, IV, I


D) I, V, IV


E) III, V, IV, I




--------------------------------------------------------------------------------


19) Sağlıklı insan veya hayvan vücudunda bulunan ve organizmaya zarar vermeden yaşayan mikroorganizma topluluklarına verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?




A) Bakteri


B) Mikrop


C) Aminoasit


D) Makroorganizma


E) Vücudun normal mikrop florası




--------------------------------------------------------------------------------


20) Antibiyotik kullanımı etkileri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?




A) Antibiyotiklere duyarlı normal flora üyelerinin sayısı artar


B) Antibiyotiğe dirençli olan mikroorganizmaların sayısı artar


C) Normal flora üyelerinin dağılımı ve dengesi bozulur


D) Geçici flora mikroorganizmaları hastalık oluşturur


E) Antibiyotik kesildikten sonra tekrar kalıcı flora oluşur




--------------------------------------------------------------------------------


21) Aşağıdakilerden hangisi, mukozalar üzerine dezenfektan olarak kullanılır?




A) Kristal viyole


B) Metilen mavisi


C) Brillant yeşili


D) Fuksin


E) Malaşit yeşili




--------------------------------------------------------------------------------


22) Aşağıdakilerden hangisi dezenfeksiyon düzey sayısını verir?




A) 5


B) 3


C) 4


D) 2


E) Dezenfeksiyon tek düzeyde gerçekleşir




--------------------------------------------------------------------------------


23) Aşağıdakilerden hangisi canlıların kendi kalıtsal yapılarına yabancı olan maddelere karşı gösterdiği reaksiyonlardır?




A) İmmünite yoğunluğu


B) Vaccination


C) İnfeksiyöz


D) İmmün cevap


E) İnfeksiyon




--------------------------------------------------------------------------------


24) Tüm kan hücrelerinin yapım yeri aşağıdakilerden hangisidir?




A) Timus


B) Heterous


C) Epitel hücreler


D) Kırmızı kemik iliği


E) Makrofaj




--------------------------------------------------------------------------------


25) T-lenfositlerin ve antijen sunucu hücrelerin bulunduğu bölge aşağıdakilerden hangisidir?




A) Segonder lenf follikülü


B) Primer lenf follikülü


C) Parakortikal bölge


D) Germinal merkez


E) Kırmızı pula




--------------------------------------------------------------------------------


26) Aşağıdakilerden hangisi fetüse geçebilen immünglobulindir?




A) IgM


B) IgE


C) IgA


D) IgG


E) IgD




--------------------------------------------------------------------------------


27) Zararlı immün cevap olaylarına ne ad verilir?




A) İnfeksiyon


B) Bakteriyal interferans


C) Alerjik reaksiyon


D) Pasif bağışıklık


E) Vücut direnci




--------------------------------------------------------------------------------


28) Fagositoz yapacak hücrenin olay bölgesine doğru hareket etmesine verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?




A) Yapışma


B) Sindirilme


C) Kemotaksis


D) Nötrofil


E) Gezici makrofaj




--------------------------------------------------------------------------------


29) Aşağıdakilerden hangisi canlının infeksiyon hastalıklarından korunmasını sağlayan maddelere verilen addır?




A) Aşı


B) Serum


C) Toksin


D) Antikor


E) Vücut salgıları




--------------------------------------------------------------------------------


30) Aşağıdakilerden hangisi teslim alınan maddeye numaranın verildiği ve özelliklerinin kayıt edildiği laboratuvar bölümüdür?




A) Hazırlık bölümü


B) Yıkama yeri


C) Örnek kabul yeri


D) Kirli malzeme toplama yeri


E) Besiyeri hazırlama bölümü




Doğru Cevap Verilen Cevap


1 B


2 D


3 D


4 B


5 C


6 C


7 C


8 C


9 B


10 C


11 E


12 A


13 B


14 D


15 D


16 D


17 B


18 C


19 E


20 A


21 B


22 B


23 D


24 D


25 C


26 D


27 C


28 C


29 A


30 C
Devamını Oku

*

Cevap: Çevre Kimyası Ozon


Ozon






Oksijen ve ozon birbirlerinin allotroplari olup aralarindaki mevcut bir takim farkliliklarin ozon molekülü yapisinin kompleksliliginden kaynaklanmaktadir, trioksijen diatomik molekül, (O2) ve ozon ise triatomik molekül (O3) halinde tabiatta bulunurlar.


Kimyasal benzerliliklerinin sebebi ise hiç kütle degisimine ugramadan birinin digerine dönüstürülebilirlilik gerçegi ile gösterilir, yani;


3O2(g) 2O3(g)


96 gram 96gram




Ozon, açik mavi, -111,3 °C de kaynayan bir gaz olup, bir hayli zehirleyicidir. Ozonun keskin kokusu çalisan elektrikli aletlerin arkalarindan veya önemli elektrik desarj isleminin oldugu yeralti metro istasyonlarinda hissedilir.




Ozon ya moleküler oksijen'in fotokimyasal yöntemlere maruz birakilarak ya da, elektrik desarj metoduyla elde edilir.


1. Fotokimyasal metod : 3O2 + hv (Energy) 2O3(g)


2. Elektriksel desarj yöntemi ile




Bu gün Ozon baslica içme suyu temizleme islemlerinde, havayi ve artik gazlarin pis kokusunu gidermede, kandillerin, yaglarin lekelerini çikarma ve beyazlatmada, tekstil sanayiinde de gene ayni agartma amaçlar için kullanilir.




Ozon, atmosferin yüksek tabakalarinda O2 molekülü tarafindan gerek günesten gelen o yüksek Elektro-magnetik Radyasyon emilmesi ile gerekse yildirim bosalmasi esnasinda açiga çikan büyük enerjinin absorbe edilmesi sonucu olusur. Ozonun atmosferdeki konsantrasyonu, yerden 25 ile 35 km yukaridaki stratosfer tabakasinda, yaklasik 10 ppm e kadar çikar, o yüzden bu kusak ozon tabakasi olarak bilinir. Deniz seviyesine yaklastikça O3 ün konsantrasyonu 0,04 ppm e kadar iner. Stratosferdeki bu ozon tabakasi, uzaydan ve özellikle günesten gelen 240 ile 320 nm dalga boylarina sahip yüksek enerjili radyasyonlar gibi isimalari emerek yeryüzündeki hayatin varligi ve devamliligi adina büyük rol oynar. Bilindigi üzere E.M.R adi verilen ve içerisinde her türlü ultraviole zararli isimalari içeren radyasyonlar, diger biyolojik organizmalarda da oldugu gibi insanliga zarar verir, özellikle deri kanseri ve göz hastaliklarina yol açar.




Ozon molekülü bu zararli ultraviole isinlari absorblar, bu islem sonucunda bir miktar isi açiga çikar. Bu isi O3 ü geriye (O2) ye parçalar ve böylelikle özellikle atmosferdeki isi dengesinin korunmasinda büyük rol oynar.




O3 + hv(Enerji) O2 + O (O3 ün O2 ye ayrismasi )


O3 + O 2O2 + Enerji (atmosfere isi yayilimi ve isi dengesi korunmasi)




Simdi de sizlere ozon tabakasinda bazi kimyasallarin etkisiyle meydana gelen ozon deliklerinden bahsetmek istiyorum. Nasil ki yagmurlu bir havada delik semsiye ile yürüyüse islanmamak için çikamazsiniz ayni sekilde delik olan bir ozon semsiyesi ile de o bölgede hayatinizi sürdüremezsiniz. Ozon bizlere o büyük yaraticinin hediye ettigi, bizleri kozmik isinlardan koruyan ancak lüzumlulari asagi veren harikulade bir hayat semsiyesidir.




Ancak bas döndürücü hizla gelisen günümüz teknolojisinde biz insanlar bazen bilerek ya da bilmeyerek bu büyük hediye ye zarar vermekteyiz. Her ne kadar ozon bazi tabii olaylarla, dogal bir takim oksitlerin özellikle Azot oksitlerinin olusumu veya ultraviole isinlarin emilmesi gibi, olaylarla da tüketilmekte ise de, gene karsiliginda bir takim dogal olaylarla da üretilir ve atmosferdeki ozon dengesi tabii bir regülatörle ayarlamis, sabitlenmis olur. Karsiligi olan ozon tüketimi ise insanlarin tüketmis oldugu ozondur.




Son yillarda antropojenik orijinli (insan aktiviteleri sonucu üretilmis) bazi gazlar özellikle kozmetik sanayii ve CFC gazlari... vb. stratosferdeki ozonla reaksiyona girdigi ve o tabakanin giderek incelmesine ve devaminda ise o bölge de yok olmasina yol açtigi ortaya çikarilmistir. Meselâ asagida da görülecegi gibi, havanin oksijeni ile yakilmasi sonucu olusturulan Azot oksit, ozon tüketiminine sebep olmaktadir;




NO + O3 NO2 + O2




Bu zarar verici ve yok ediciler arasinda en tehlikeli ve kötü olani CFC diye bilinen parfümlerden atmosfere yayilan klorofloro karbon gazidir. Bu gaz molekülleri havada uzun müddet yasayabilirler. Bu sirada havanin atomik oksijeni ile reaksiyona girerek, bir çok reaktif madeler, Cl ve ClO gibi, olusur, bu ürünlerde yeri gelince O3 ile reaksiyona asagidaki gibi girebilirler;




CCl2F2 + hv CClF2 + Cl sonra


Cl + O3 Cl + O2




Bu saydigimiz gazlarin etkilerinin yaninda, meteorolojik durumlardan da etkisinden bahsetmeden geçemeyiz. Bu gün özellikle güney kutupta stratosfer bulutlarinda bulunan buz kristalleri normalde gerçeklesmeyecek reaksiyonlara zemin hazirladigina inanilir. Meselâ HCl ile ClONO2 (klorin nitrat) stratosferde var olan ve O3 ile normalde reaksiyon vermeyen gazlardir, ancak bu gazlar buz kristalleri üzerinde asagidaki gibi reaksiyona girerler;




HCl + ClONO2 HNO3 + Cl2,


olusan Cl2 günes isigini absorbe ederek bireysel Cl atomlarina ayrisir, ve daha önce de bahsettigimiz gibi atomik Cl olusumu O3 tüketiminin baslangici demektir. Özellikle ilkbahar ve yaz mevsimlerinde CFC nin ozon tabakasina yaptigi etki Antarktika bölgesinde, ozon deligi halinde çok belirginlesir, o zaman atmosferdeki O3 miktari normalinden %50 nin altina iner, bu inmede en büyük rolü o yöredeki ClO konsantrasyonunun artmasi oynar.




Antarktika bölgesindeki bu O3 tüketimi her yil artmaktadir. Bunun yaninda bazi ölçüm ve arastirmalar göstermistir ki, küçük ama ciddi sayilabilecek O3 tüketimi dünyanin diger bazi bölgelerinde de mevcuttur.




Günümüzde bu kötü gidisi geriye çevirecek herhangi bir adim atilamamis, ancak birazcik olsun yavaslatma ve durdurma adina bir takim gelismis ülkeler arasi CFC kullanimini azaltmaya yönelik anlasmalar imzalanmistir.
Devamını Oku

*

Tıbbi Biyoloji ve Genetik Deneme 2 Soruları


Tıbbi Biyoloji ve Genetik


Sınav-2 1) Tek tip lipid molekülünün çok hızlı olarak kendi uzun ekseni boyunca dönmesi hareketine verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?




A) Rotation


B) Fleksiyon


C) Lateral difüzyon


D) Flip-flop


E) Pasif difüzyon




--------------------------------------------------------------------------------


2) Protoplazmanın bölümleri aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?




A) Sitozol – organel


B) Sitoplazma – nükleus


C) Tonoplast – leukoplast


D) Mitokondri – Peroksizom


E) Lizozom – koful




--------------------------------------------------------------------------------


3) Karbonhidratların formülü aşağıdakilerden hangisidir?




A) Cn(H2O)SUB>n


B) CSUB>6HSUB>12O SUB>6


C) CSUB>12H SUB>22O SUB>11


D) CSUB>3H SUB>6OSUB>3


E) C SUB>5H SUB>10O SUB>5




--------------------------------------------------------------------------------


4) Aşağıdakilerden hangisi, glukoz ve fruktozun dehidrasyonuyla oluşur?




A) Selüloz


B) Sakkaroz


C) Maltoz


D) Amilaz


E) Galaktoz




--------------------------------------------------------------------------------


5) Aşağıdakilerden hangisi, insan vücudunda sindirilemeden atılır?




A) Nişasta


B) Glikojen


C) Laktoz


D) Selüloz


E) Maltoz




--------------------------------------------------------------------------------


6) Hücrede teşekkül eden bazı salgı veya artık maddelerin veziküller halinde hücre dışına atılması olayı aşağıdakilerden hangisidir?




A) Difüzyon


B) Eksositoz


C) Endositoz


D) Pinositoz


E) Osmos




--------------------------------------------------------------------------------


7) Aktif transportla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?




A) Enzimler olmadan gerçekleşir


B) Taşıyıcı moleküllere ihtiyaç yoktur


C) ATP’ye ihtiyaç vardır


D) Moleküller çok yoğun ortamdan az yoğun ortama taşınır


E) Glukoz molekülleri aktif transportla taşınamaz




--------------------------------------------------------------------------------


8) Hücre yüzeyinde bulunan özel reseptör yardımıyla moleküllerin hücre içine alınması aşağıdakilerden hangisidir?




A) Fagositoz


B) Pinositoz


C) Reseptör bağımlı endositoz


D) Eksositoz


E) Osmos




--------------------------------------------------------------------------------


9) Ekstrasellüler sinyaller etkileyeceği hedef hücrenin uzaklığına bağlı olarak aşağıdaki uyarı mekanizmalarından hangilerini göstermez?




A) Eksokrin uyarı


B) Endokrin uyarı


C) Sinaptik uyarı


D) Parakrin uyarı


E) Otokrin uyarı




--------------------------------------------------------------------------------


10) Aşağıdaki hormonlardan hangisi, suda çözünmez?




A) G proteini


B) Guanil siklaz


C) Tirozin kinaz


D) Serin – treoin


E) Steroid




--------------------------------------------------------------------------------


11) Hücrede geçen metabolik olaylar aşağıdakilerden hangisidir?




A) Ototrof beslenme - heterotrof beslenme


B) Fotosentez - kemosentez


C) Oksidasyon - fermentasyon


D) Anabolizma - katobolizma


E) Enositoz - eksositoz - difüzyon - osmos




--------------------------------------------------------------------------------


12) CO2’nin redüklenerek besin maddesi yapılması aşağıdakilerden hangisidir?




A) Fotosentez


B) Kemosentez


C) Karbonhidrat oksidasyonu


D) Fermentasyon


E) Protein oksidasyonu




--------------------------------------------------------------------------------


13) Mantarların çürümüş maddeler üzerindeki beslenmesi aşağıdakilerden hangisidir?




A) Saprofit beslenme


B) Parazit beslenme


C) Ortak beslenme


D) İnsektivor beslenme


E) Kemosentez




--------------------------------------------------------------------------------


14) Amitoz bölünmeyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?




A) Bir hücreden iki yavru hücre meydana gelir


B) Nükleus uzar, nükleolusta değişiklik gözlenmez


C) Nükleus zarı kaybolur


D) Kromozomlar belirir


E) Sentrioller iğ ipliklerini oluşturur




--------------------------------------------------------------------------------


15) Kromozomların ışık mikroskobunda görülebildiği evre aşağıdakilerden hangisidir?




A) Telofaz


B) Anafaz


C) Metafaz


D) İnterfaz


E) Profaz




--------------------------------------------------------------------------------


16) Nükleus zarının kaybolduğu an başlayan evre aşağıdakilerden hangisidir?




A) İnterfaz


B) Profaz


C) Metafaz


D) Anafaz


E) Telofaz




--------------------------------------------------------------------------------


17) Ökaryotik hücrede sentezlenen ve prosese uğramamış öncül mRNA molekülleri aşağıdakilerden hangisidir?




A) tRNA


B) rRNA


C)


D) snRNA


E) RNA primerleri




--------------------------------------------------------------------------------


18) DNA zincirindeki kalıtsal bilginin RNA polimeraz enzimi tarafından mRNA moleküllerine şifrelenerek yazılması aşaması aşağıdakilerden hangisidir?




A) Replikasyon


B) Rekombinasyon


C) Santral doğma


D) Translasyon


E) Transkripsiyon




--------------------------------------------------------------------------------


19) Aşağıdakilerden hangisi, DNA’nın klonlanması için kullanılan vektörlerden biri değildir?




A) Plazmid kökenli vektörler


B) Bakteriyofaj vektörleri


C) Maya


D) Plazmatid vektörler


E) Kosmid vektörler




--------------------------------------------------------------------------------


20) Saç teli, sperm gibi değişik dokulardan bile sonuç alma olanağı sağlayan yöntem aşağıdakilerden hangisidir?




A) YAC’s


B) PCR


C) Southern Blot Hibridizasyonu


D) Northern Blot Hibridizasyonu


E) Dot Blot Hibridizasyonu




--------------------------------------------------------------------------------


21) Özdeş alellerin ortaya çıkardığı gamet topluluğu aşağıdaki genotiplerden hangisini oluşturur?




A) Letal


B) Dominant


C) Resesif


D) Heterozigot


E) Homozigot




--------------------------------------------------------------------------------


22) Belli bir gen ya da gen topluluğunun herhangi bir derecede fakat kesinlikle fenotipik olarak belirmesi aşağıdakilerden hangisidir?




A) Mutant tip


B) Taşıyıcı


C) Penetrans


D) Ekspressivite


E) Antisipasyon




--------------------------------------------------------------------------------


23) Hem anne hem de baba otozomal dominant kalıtım hastalığı oluşturan gen taşıyorsa çocukların hasta olma olasılığı aşağıdakilerden hangisidir?




A) %80’i hasta %20’si sağlam


B) %50’si hasta %50’si sağlam


C) %75’i hasta %25’i sağlam


D) %25’i hasta %75’i sağlam


E) %90’ı hasta




--------------------------------------------------------------------------------


24) X’e bağlı dominant kalıtımla ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?




A) Bu kalıtımda hasta olan kadın, hastalığı hem kız hem de erkek çocuklarının yarısına verir


B) Hastalık erkeklerde daha sık görülür


C) Hasta olan erkek hastalığı çocuklarının tümüne verecektir


D) Hasta olan babaysa erkek çocuklar normal olacaktır


E) Kadınlarda iki X kromozomuna karşılık erkeklerde bir X bir de Y kromozomu bulunur




--------------------------------------------------------------------------------


25) Aşağıdaki kromozom çeşitlerinden hangisi insanda bulunmaz?




A) Median kromozom


B) Submetasentrik kromozom


C) Akrosentrik kromozom


D) Submedian kromozom


E) Telosentrik kromozom




--------------------------------------------------------------------------------


26) Kısa kollarında satellit bulunan, en küçük ve akrosentrik kromozomlar aşağıdaki kromozom gruplarından hangisidir?




A) A grubu


B) D grubu


C) E grubu


D) G grubu


E) B grubu




--------------------------------------------------------------------------------


27) Yabancı kimselerle evlilik yapmış birinci yeğen çocukları arasında yapılan evlilikler aşağıdaki evlilik çeşitlerinden hangisini tanımlar?




A) Yarım yeğen evlilikleri


B) Bir ileri ikinci yeğen evlilikleri


C) Birinci yeğen evlilikleri


D) Bir ileri birinci yeğen evlilikleri


E) İkinci yeğen evlilikleri




--------------------------------------------------------------------------------


28) Aşağıdakilerden hangisi, gen frekanslarının değişmesine verilen addır?




A) Mutasyon


B) Genetik kayma


C) Genetik bozukluk


D) Başkalaşım


E) Seleksiyon




--------------------------------------------------------------------------------


29) Aşağıdakilerden hangisi, aynı ırktan hayvanlar arasında yapılan çifleştirmelere dayalı yetiştirmedir?




A) Melezleme


B) Kombinasyon melezlemesi


C) Kullanma melezlemesi


D) Çevirme melezlemesi


E) Saf yetiştirme




--------------------------------------------------------------------------------


30) Bir ailede otozomal resesif genlerle oluşturulan hastalık taşıyan bir çocuk doğmuşsa aynı anne babadan doğacak diğer çocukların aynı hastalıkla doğma olasılığı kaçtır?




A) %75 hasta %25 sağlam


B) %50 hasta %50 sağlam


C) %25 hasta %75 sağlam


D) %10 hasta %90 sağlam


E) %15 hasta %85 sağlam




Doğru Cevaplar


1 A


2 B


3 A


4 B


5 D


6 B


7 C


8 C


9 A


10 E


11 D


12 B


13 A


14 A


15 E


16 C


17 D


18 E


19 D


20 B


21 E


22 C


23 C


24 B


25 E


26 D


27 E


28 E


29 E


30 C
Devamını Oku

*

Kömür Nedir? Nasıl Oluşur?


Kömür






"Kömür"




Çoğunlukla siyah renkli, bazıları ise kahverengi, katmanlaşmış bir tortul kayaç olan kömür, aslında karbonun katışkılı bir biçimidir. Milyonlarca yıl önce yetişen büyük ve sık ormanların, başka tortul çökellerin altına gömülmesi sonucunda oluş*muştur.




Sanayileşmiş ülkelerde kömüre duyulan gereksinim oldukça büyüktür, çünkü kömür bugün hâlâ başlıca ısı ve enerji kaynağıdır. Kokkömürü ve havagazının yanı sıra, sanayi*de kullanılan pek çok kimyasal madde kö*mürden üretilir. Dünya kömür rezervlerinin büyük bölümü kuzey yarıkürededir; nitekim, önde gelen kömür üreticisi ülkeler SSCB, ABD, Çin, Polonya, İngiltere, Alman De*mokratik Cumhuriyeti, Almanya Federal Cumhuriyeti ve Hindistan'dır. Kömür güney yarıkürede daha az bulunmakla birlikte, Gü*ney Afrika, Avustralya ve Yeni Zelanda'daki yataklardan oldukça büyük miktarlarda kö*mür çıkarılmaktadır. Kuzey Kutup Bölgesinde de kömür bulunmuştur; kâşif Robert Falcon Scott ise Antarktika'da kömür yatak*ları keşfetmiştir. Ekvator yakınlarında ise kömüre çok az rastlanır. Dünyanın çeşitli yerlerinde kömür aramaları sürdürülmektedir ve son zamanlarda bazı yeni zengin kömür yatakları bulunmuştur. Dünya toplam kömür üretimi, yılda yaklaşık 3 milyar tondur. Bugün yeraltında ne kadar kömür kaldığını söylemek pek kolay değildir, ama gene de birkaç yüzyıl kadar yetecek yatakların bulun*duğu tahmin edilmektedir.

Kömür Nasıl Oluştu


Kömürün büyük bölümü, günümüzden yakla*şık 340 milyon yıl önce başlayıp yaklaşık 60 milyon yıl önce sona eren Karbonifer Dönem' de oluşmaya başladı. Karbonifer Dönem'den önceki Devoniyen Dönem'de, kuzey yarıkürede büyük dağlar oluşmuştu. Karbonifer Dönem'de, bu sıra*dağlar havanın etkisiyle aşınmaya uğradı. Irmak ve yağmur sularınca dağlardan aşağıla*ra taşınan kumlar ile öteki molozlar, çevrede*ki sığ denizlerin kıyılarında birikti; böylece buralarda deltalar, bataklıklar, sulak düzlük*ler oluştu.




Bu bataklıklarda dev ağaçlardan oluşan sık ve geniş ormanlar yetişti; bu ağaçların günü*müze kalan yegâne akrabası, "kibritotu" ya da "kurtpençesi" denen ve atalarına hiç ben*zemeyen minik bitkilerdir. Bu dev ağaçlar öldüklerinde, çürümekte olan bitkisel madde*lerden oluşan ıslak bir zeminin içine devrili*yordu. Su, ağaçların çürümesini yavaşlatıyor, bunun sonucunda da orman alanı turbalık haline geliyordu. İşte bu turba yatakları, milyonlarca yıl sonra, bugün bizim yaktığımız kömüre dönüştü. Çoğu yerde geniş bataklık*lar sular altında kaldı, ormanlar ölüp gitti ve turbalar çamurlara gömüldü. Sonra, gene dağlardan bölgeye akan ırmaklarca taşınan kumlar çökelmeye başladı. Kum setleri yükselip su düzeyinin üstüne çıkınca, yeni orman*lar yetişti ve bu süreç tekrarlandı. Kömür yataklarının bulunduğu alanların üst üste sıralanmış farklı kayaç katmanlarından oluş*masının nedeni budur.




Çamurlardan oluşan şeyllerin üzerinde kumtaşları bulunur. Her kumtaşı katmanının üst kesimleri, bitki kökleriyle doludur ve bu katmanın üzerinde de bir kömür yatağı ya da damarı yer alır. Sonra bunun üzerinde gene bir şeyi katmanı görülür. Deniz basmasına uğramış kesimlerde ayrıca, içi deniz kabuklarıyla dolu ince bir kireçtaşı katmanı da bulu*nur. Bazı kömür yataklarında birçok kömür damarı vardır; bu damarlar, ağacın yetişme, çürüme, sular altında kalma ve mille örtülme süreçlerinin, ne kadar sık tekrarlanmış oldu*ğunu gösterir. Bazı damarlar çok incedir, örneğin yalnızca 3 santimetredir; bu durum, turba yataklarının çok kısa bir zaman içinde sular altında kaldığını gösterir. Bazı yerlerde ise 30 metreden daha kalın damarlara rastla*nır; bu da oluşum sürecinin çok daha uzun bir zaman dilimi içinde gerçekleşmiş olduğu anla*mına gelir. Hindistan'da Singrauli kömür havzasındaki damarlardan biri 152 metre kalınlığındadır; Avustralya'nın Victoria eyale*tinde de 225 metre kalınlığında bir linyit yatağı bulunmaktadır. Damarlar arasındaki derinlik de birkaç metreden birkaç yüz metre*ye kadar değişebilir; bu, turba yataklarının suda ne kader derine gömülmüş olduğuna, çamur ve kum katmanlarının birikim hızına bağlıdır. 20 metre kalınlığındaki bir turba yatağı, sonuçta 2 metre kalınlığında bir kö*mür yatağı oluşturur.




Bakterilerce başlatılan bitkilerin kömürleş*me süreci milyonlarca yıl sürer; Yer'in iç kesimlerinden kaynaklanan ısının, turbaların üstünde biriken çamur ve kumun yarattığı basıncın etkisiyle tamamlanır. Katman sıkış*tıkça içindeki su ve gazlar dışarı kaçar; turba önce linyite (kahverengi kömür) dönüşür; linyit, genellikle kahverengi, yumuşak, yarı oluşmuş bir kömürdür. Linyit, daha sonra taşkömürüne dönüşür; madenkömürü de de*nen siyah renkli taşkömürü en yaygın kullanı*lan kömür türüdür. Taşkömürü de sonunda en sert ve bileşim bakımından katışıksız kar*bona yakın kömür türü olan antrasite dönü*şür. Turbadan antrasite kadarki bu kömürleş*me sürecinin hangi aşamada olduğu, sürecin başlangıcından bugüne kadar geçen zamanın uzunluğuna ve o bölgenin jeolojik koşullarına bağlıdır. Bu nedenle turba, linyit, taşkömürü ve antrasit, birlikte ya da ayrı ayrı yerlerde bulunabilir. Kömür alanı dev bir peynirli sandviçe benzetilebilir; bu sandviçin peyniri kömür, ekmeği ise kayaçlardır. Ama bu her zaman düz bir sandviç değildir; bazı yerleri bükülmüş ya da ezilmiş olabilir. Bunun nede*ni, kömürün oluşum dönemindeki yerkabuğu hareketleridir. Damar, yüzeye çıkıp havayla temas ettiği yerlerde aşınmaya uğrar. Kalan kömürün büyük çoğunluğu, aradaki çukurlarda bulunur. Maden ocakları*nın açıldığı bu çukur bölgelere kömür havzası denir. Bir kömür damarının yüzeyde görün*düğü yere mostra ya da çıkma denir. Örneğin, Soma, Muğla ve Elbistan linyit yatakları yüzeydedir ve açık işletme denen bir maden kazı yöntemiyle kazılır.
Devamını Oku

*

Zincirleme Çekirdek Tepkimesi Nedir?


Zincirleme Çekirdek Tepkimesi Nedir?




Radyoaktif elementlerin kararlı bir element oluşturması işlemi sırasında bunlar birkaç sayıda farklı reaksiyonlara uğrayabilirler. Nükleer fisyon (bölünme) böyle bir reaksiyondur. Fisyon bölünme demektir. Atom sayısı 90 ‘dan büyük olan elementler fisyona uğrayabilirler. Uranyum böyle bir elementtir. Nükleer fisyonda, bir atomun çekirdeği parçalanabilir. Uranyum -235 bir nötron bombardımına tutulursa, çekirdeği eşit olmayan iki çekirdeğe ayrılabilir. Şayet uranyum - 236 teşkil eden bir nötron kazanılırsa, çekirdek parçalanacaktır. Uranyum - 236 çok farklı fisyon ürünleri meydana getirmek üzere parçalanabilir. Bir reaksiyonda, baryum- 144 ve kripton- 90 oluşur. İki nötron da serbest bırakılır. Bu olayın reaksiyonu şöyle yazılabilir:




Uranyum atomlarının bölünmesi bir zincirleme reaksiyonla sonuçlanabilir.


Nükleer bir zincirleme reaksiyon bir seri hızlı nükleer bölünmelerdir. Küçük bir uranyum nümunesi, milyarlarca atom bulundurur. Bir uranyum - 235 çekirdeği bir nötronla parçalanırsa, iki nötron salınır. Bu iki nötron iki tane daha uranyum çekirdeğini parçalamakta kullanılır. Her çekirdek iki tane daha nötron çıkarır. Bu nötronlar, dört adet çekirdek tarafından yakalanırlar ve bunların parçalanmasına yol açarlar. Çekirdeklerin bölünmesi ve nötronların salınması bir zincirleme reaksiyona sebep olur. Bir zincirleme reaksiyonda, her saniyede milyarlarca fisyon reaksiyonları oluşabilir.
Devamını Oku

*

Genel Mikrobiyoloji ve İmmünoloji


Genel Mikrobiyoloji ve İmmünoloji


Sınav-1


1) Aşağıdakilerden hangisi DNA virüsleri arasında yer almaz?




A) Picorna virüsler


B) Parvovirüsler


C) Adenovirüsler


D) Papovavirüsler


E) Poxvirüsler




--------------------------------------------------------------------------------


2) Su, deniz, göl, havuz gibi yerlerde yaşayabilen ve -80C ile 15 0C arasında üreyebilen bakteriler aşağıdakilerden hangisidir?




A) Mezofil bakteriler


B) Termofil bakteriler


C) Hidrotif bakteriler


D) Redüktiatif bakteriler


E) Psikrofil bakteriler




--------------------------------------------------------------------------------


3) Ortamdaki elektron verici güç ölçme birimi aşağıdakilerden hangisidir?




A) Milielektrot


B) Voltarmetre


C) PH


D) İnhibitör/kbs


E) Milivolt




--------------------------------------------------------------------------------


4) Aşağıdakilerden hangisi yalnız, tek veya sınırlı sayıda mikroorganizmanın üretilmesi amacıyla kullanılan besiyeridir?




A) Özgül besiyeri


B) Ayırtıcı besiyeri


C) Seçici besiyeri


D) Ayıraçlı besiyeri


E) Transport besiyeri




--------------------------------------------------------------------------------


5) I. Metilen mavisi


II. Giemsa


III. Kristal viyole


IV. Wright


Yukarıdaki boyaların hangileri nötral boyalar arasında yer alır?




A) I ve III


B) II ve IV


C) I ve II


D) III ve IV


E) I, II ve III




--------------------------------------------------------------------------------


6) Gram boyama yöntemine göre gram pozitif bakterileri hangi renge boyar?




A) Sarı


B) Kırmızı


C) Mavi


D) Mor


E) Yeşil




--------------------------------------------------------------------------------


7) Sporları boyayarak gösterebilmek için kullanılan yöntem aşağıdakilerden hangisidir?




A) Virüs boyama yöntemi


B) ARB boyama yöntemi


C) Modifiye Wirtz yöntemi


D) Gram boyama yöntemi


E) Metilen mavisi ile boyama




--------------------------------------------------------------------------------


8) Nitrosomonas bakterileri için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?




A) Proteini amonyağa çevirirler


B) Amonyağı nitrite çevirirler


C) Nitriti nitrata çevirirler


D) Nitratı azota çevirirler


E) Üreyi amonyağa çevirirler




--------------------------------------------------------------------------------


9) Aşağıdakilerden hangisi, normal boğaz flora türlerine örnek olamaz?




A) Stafilokoklar


B) Neisserilarlar


C) Mikrokoklar


D) Difteroid basiller


E) Hemofilusler




--------------------------------------------------------------------------------


10) Ağız ve üst solunum yollarında aşağıdakilerden hangisi normal flora taşımaz?




A) Dilaltı


B) Boğaz


C) Gırtlak


D) Sinüsler


E) Damak




--------------------------------------------------------------------------------


11) Bir maddenin üzerinde veya içinde bulunan tüm mikroorganizmalardan arındırılma işlemi aşağıdaki ifadelerden hangisiyle tanımlanır?




A) Dezenfeksiyon


B) Pastörizasyon


C) Liyofilizasyon


D) Sterilizasyon


E) Tindalizasyon




--------------------------------------------------------------------------------


12) Bakteriler üzerinde öldürücü etkinlik gösteren maddeler aşağıdakilerden hangisidir?




A) Bakteristik


B) Dezenfektan


C) Antiseptik


D) Fungusit


E) Bakteriostatik




--------------------------------------------------------------------------------


13) Aşağıdaki mikroorganizmalardan hangisi, ancak sterilizasyonla etkisiz hale getirilebilir?




A) Bakteri sporları


B) Gram pozitif bakteriler


C) Mantarlar


D) Zarfsız büyük virüsler


E) Gram negatif bakteriler




--------------------------------------------------------------------------------


14) Aşağıdakilerden hangisi, tüm memelilerde oksijen taşımakla görevli bir proteindir?




A) Bazofil


B) Lökosit


C) Trombosit


D) Polipeptid


E) Hemoglobin




--------------------------------------------------------------------------------


15) Bağışıklık olaylarında rolü olan organ ve hücrelerin tümüne ne ad verilir?




A) İmmün cevap


B) Kök hücre kompleksi


C) İmmün sistem


D) Transport parçalar


E) Lenfositler




--------------------------------------------------------------------------------


16) Kemik iliğinden göç eden öncü lenfositlerin olgun T-lenfosit haline geldikleri organ aşağıdakilerden hangisidir?




A) Timus


B) Transplasman


C) Medulla


D) Kortex


E) Trabekül




--------------------------------------------------------------------------------


17) Oval veya fasulye biçiminde 1 ile 25 mm çapında olan ve antijenik uyarımlara karşı immün cevabı oluşturma görevine sahip olan aşağıdakilerden hangisidir?




A) Lenf düğümleri


B) Lenf damarları


C) Lif salgı bezleri


D) Plasma hücreleri


E) Lenfoblast




--------------------------------------------------------------------------------


18) Aşağıdakilerden hangisi, immünglobulin çeşitleri arasında yer almaz?




A) İmmünglobulin A


B) İmmünglobulin G


C) İmmünglobulin C


D) İmmünglobulin D


E) İmmünglobulin E




--------------------------------------------------------------------------------


19) Aşağıdakilerden hangisi immün sisteminin temel hücresidir?




A) Transport parça


B) Antikor


C) Antijen


D) Polipeptid


E) Lenfosit




--------------------------------------------------------------------------------


20) Kendi kalıtsal yapısına yabancı olan maddeleri ayırt edebilen canlıların bu antijenlerle ilişki kurdukları taktirde meydana gelen reaksiyonların tümüne verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?




A) İmmün cevap


B) Alerjik reaksiyon


C) Refleks


D) İnfeksiyon hastalığı


E) Bakteriyel interferans




--------------------------------------------------------------------------------


21) İmmünolojik olgunluğa erişmiş canlıların immün cevap vermek durumunda oldukları, yabancı, belli bir Ag e karşı immün cevap oluşturmamalarına verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?




A) İmmünolojik hoşgörü


B) İmmün baskılama


C) İmmünoloji


D) Duyarsızlaştırma


E) İmmün cevap bozuklukları




--------------------------------------------------------------------------------


22) Aşağıdakilerden hangisi, tüm mikroorganizmalara karşı ayrım yapmadan ve süreklilik içinde gözetici ve önleyici görev yaparak organizmayı hastalıklardan koruyan dirençtir?




A) Edinsel bağışıklık


B) Aktif bağışıklık


C) Pasif bağışıklık


D) Doğal bağışıklık


E) Yapay bağışıklık




--------------------------------------------------------------------------------


23) Aşağıdakilerden hangisi serumda bulunan ve globulin yapısında yaklaşık 20 serum proteininden oluşan sisteme verilen addır?




A) Kemotaksis


B) Sitoliz


C) Opsonizasyon etkisi


D) Properdin


E) Kompleman




--------------------------------------------------------------------------------


24) Aşağıdakilerden hangisi hastalandırıcılık özelliği yavaşlatılmış mikroplardan hazırlanan aşılara verilen addır?




A) Atenüe aşılar


B) Virüs aşıları


C) Toksoid aşılar


D) Polisakkarit aşılar


E) DNA aşıları




--------------------------------------------------------------------------------


25) Aşağıdakilerden hangisi, daha önce hiç aşılanmamış bir canlıya aşının ilk uygulanışına verilen addır?




A) Polivalan aşı


B) Primovaksinasyon


C) Rapel


D) Monovalan aşı


E) Kombine aşı




--------------------------------------------------------------------------------


26) Aşağıdakilerden hangisi aşının kalite özelliklerinden biri değildir?




A) Aşılar stabil olmalıdır


B) Dışardan mikroplarla kontamine edilmelidir


C) Aşılar güneş ışığına maruz kalmamalıdır


D) Aşıların bozulmaması için içine koruyucu maddeler ve antibiyotikler konulabilir


E) Bayat veya stabilitesi bozulmuş aşılar kesinlikle kullanılmamalıdır




--------------------------------------------------------------------------------


27) Aşağıdakilerden hangisi mikrobik hastalıkların tanısında izlenecek ilkeler arasında yer almaz?




A) Hikaye alma


B) Otopsi


C) Laboratuvar incelemeleri


D) Klinik inceleme


E) Hasta olan kişiyi evinde inceleme




--------------------------------------------------------------------------------


28) Aşağıdakilerden hangisi hematalojik testlerden biri değildir?




A) Lökosit sayımı


B) Kanın biyokimyasal analizi


C) Eritrosit sayımı


D) Hemoglobin miktarı


E) Periferik kan yayması




--------------------------------------------------------------------------------


29) Aşağıdakilerden hangisi suda eriyebilen partikül halindeki antijenlerin elektrolitli ortamda özgül antikorları ile karşılaştırıldıkların da onlarla birleşmesi esasına dayanan testlerdir?




A) Aglütinasyon deneyleri


B) Kompleman birleşme deneyi


C) EIA deneyleri


D) İşaretlenmiş antikor deneyleri


E) Presipitasyon deneyleri




--------------------------------------------------------------------------------


30) Bazı sentetik partiküllerin, taşıdıkları antijene karşı antikor içeren serumla karşılaştırıldıkların da gözle görülebilen parçacıklar halinde çöktürülmesine verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?




A) Aglütinasyon


B) Titrasyon


C) Presipitasyon


D) Konjugat


E) Elektroimmünodiffüzyo n




Doğru Cevap


1 A


2 E


3 E


4 A


5 B


6 D


7 C


8 B


9 C


10 D


11 D


12 A


13 A


14 E


15 C


16 A


17 A


18 C


19 E


20 A


21 A


22 D


23 E


24 A


25 B


26 B


27 E


28 B


29 E


30 A
Devamını Oku

*
Academics Art History  Blogs - BlogCatalog Blog DirectoryAcademics Blogs - Blog Top Sites