Blogda Aramak İçin TIKLAYINIZ

Coğrafya Konu Anlatımları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Coğrafya Konu Anlatımları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Atlas-80 Seçme Harita Full İndir








Dünya ve Türkiye'ye ait 80 seçme harita program yardımı ile exe formatında hazırlandı.




Boyutu 36 Mb. Şifresizdir.Özel yapım!




İndirmeden önce ön izlemelerine bir göz atın.














http://rapidshare.com/files/11735052...taner.exe.html









http://www.4shared.com/file/48781079..._-_Ataner.html
Devamını Oku

*

Coğrafya Ders Notları Ödev İndir

Devamını Oku

*

Deprem Türleri


Depremler oluş nedenlerine göre degişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa baska doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle "TEKTONİK" depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında olusurlar.Yeryüzünde olan depremlerin %90'ı bu gruba girer. Türkiye'de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler "VOLKANİK" depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluşurlar.Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin meydana geldiği bilinmektedir.Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya'da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye'de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır. Bir başka tip depremler de "ÇÖKÜNTÜ" depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir. Odağı deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya'da Tsunami'den 1896 yılında 30.000 kisi ölmüstür
Devamını Oku

*

Deprem Terimleri ve açıklamaları


Şiddet cetvellerinin açıklamasına geçmeden önce, burada kullanılacak terimlerin belirtilmesine çalışılacaktır. Özel bir şekilde depreme dayanıklı olarak projelendirilmemiş yapılar üç tipe ayrılmaktadır:



A Tipi : Kırsal konutlar, kerpiç yapılar, kireç ya da çamur harçlı moloz taş yapılar.



B Tipi : Tuğla yapılar, yarım kagir yapılar, kesme taş yapılar, beton biriket ve hafif prefabrike yapılar.



C Tipi : Betonarme yapılar, iyi yapılmış ahşap yapılar.




Siddet derecelerinin açıklanmasında kullanılan az, çok ve pekçok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5, %50 ve %75 oranlarını belirlemektedir.



Yapılardaki hasar ise beş gruba ayrılmıştır :



Hafif Hasar : İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle tanımlanır.



Orta Hasar : Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır.



Ağır Hasar : Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla tanımlanır.



Yıkıntı : Duvarların yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır.




Fazla Yıkıntı :
Yapıların tüm olarak yıkılmasıyla tanımlanır.




Şiddet çizelgelerinin açıklanmasında her şiddet derecesi üç bölüme ayrılmıştır.



Bunlardan;



a) Bölümünde depremin kişi ve çevre,



b) Bölümünde depremin her tipteki yapılar,



c) Bölümünde de depremin arazi üzerindeki etkileri belirtilmistir.


MSK Siddet Cetveli :

I- Duyulmayan

(a) : Titreşimler insanlar tarafından hissedilmeyip, yalnız sismograflarca kaydedilirler.



II- Çok Hafif

(a) : Sarsıntılar yapıların en üst katlarında ,dinlenme bulunan az kişi tarafından hissedilir.



III- Hafif

(a) : Deprem ev içerisinde az kişi, dışarıda ise sadece uygun şartlar altındaki kişiler tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen hafif bir kamyonetin meydana getirdiği sallantı gibidir. Dikkatli kişiler, üst katlarda daha belirli olan asılmış eşyalardaki hafif sallantıyı izleyebilirler.



IV- Orta Şiddetli

(a) : Deprem ev içerisinde çok, dışarıda ise az kişi tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen ağır yüklü bir kamyonun oluşturduğu sallantı gibidir. Kapı, pencere ve mutfak eşyaları v.s. titrer, asılı eşyalar biraz sallanır. Ağzı açık kaplarda olan sıvılar biraz dökülür. Araç içerisindeki kişiler sallantıyı hissetmezler.



V- Şiddetli

(a) : Deprem, yapı içerisinde herkes, dışarıda ise çok kişi tarafından hissedilir. Uyumakta olan çok kişi uyanır, az sayıda dışarı kaçan olur. Hayvanlar huysuzlanmaya başlar. Yapılar baştan aşağıya titrerler, asılmış eşyalar ve duvarlara asılmış resimler önemli derecede sarsılır. Sarkaçlı saatler durur. Az miktarda sabit olmayan eşyalar yerlerini değistirebilirler ya da devrilebilirler. Açık kapı ve pencereler şiddetle itilip kapanırlar, iyi kilitlenmemiş kapalı kapılar açılabilir. İyice dolu, ağzı açık kaplardaki sıvılar dökülür. Sarsıntı yapı içerisine ağır bir eşyanın düşmesi gibi hissedilir.

(b) : A tipi yapılarda hafif hasar olabilir.

(c) : Bazen kaynak sularının debisi değişebilir.



VI- Çok Şiddetli

(a) : Deprem ev içerisinde ve dışarıda hemen hemen herkes ratafından hissedilir. Ev içerisindeki birçok kişi korkar ve dışarı kaçarlar, bazı kişiler dengelerini kaybederler. Evcil hayvanlar ağıllarından dışarı kaçarlar. Bazı hallerde tabak, bardak v.s.gibi cam eşyalar kırılabilir, kitaplar raflardan aşağıya düşerler. Ağır mobilyalar yerlerini değiştirirler.

(b) : A tipi çok ve B tipi az yapılarda hafif hasar ve A tipi az yapıda orta hasar görülür.

(c) : Bazı durumlarda nemli zeminlerde 1 cm.genişliğinde çatlaklar olabilir. Dağlarda rastgele yer kaymaları, pınar sularında ve yeraltı su düzeylerinde değişiklikler görülebilir.



VII- Hasar Yapıcı

(a) : Herkes korkar ve dışarı kaçar, pek çok kişi oturdukları yerden kalkmakta güçlük çekerler. Sarsıntı, araç kullanan kişiler tarafından önemli olarak hissedilir.

(b) : C tipi çok binada hafif hasar, B tipi çok binada orta hasar, A tipi çok binada ağır hasar, A tipi az binada yıkıntı görülür.

(c) : Sular çalkalanır ve bulanır. Kaynak suyu debisi ve yeraltı su düzeyi değişebilir. Bazı durumlarda kaynak suları kesilir ya da kuru kaynaklar yeniden akmaya başlar. Bir kısım kum çakıl birikintilerinde kaymalar olur. Yollarda heyelan ve çatlama olabilir. Yeraltı boruları ek yerlerinden hasara uğrayabilir. Taş duvarlarda çatlak ve yarıklar oluşur.



VIII- Yıkıcı

(a) : Korku ve panik meydana gelir. Araç kullanan kişiler rahatsız olur. Ağaç dalları kırılıp, düşer. En ağır mobilyalar bile hareket eder ya da yer değiştirerek devrilir. Asılı lambalar zarar görür.

(b) : C tipi çok yapıda orta hasar, C tipi az yapıda ağır hasar, B tipi çok yapıda ağır hasar, A tipi çok yapıda yıkıntı görülür. Boruların ek yerleri kırılır. Abide ve heykeller hareket eder ya da burkulur. Mezar taşları devrilir. Taş duvarlar yıkılır.

(c) : Dik şevli yol kenarlarında ve vadi içlerinde küçük yer kaymaları olabilir. Zeminde farklı genişliklerde cm.ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Göl suları bulanır, yeni kaynaklar meydana çıkabilir. Kuru kaynak sularının akıntıları ve yeraltı su düzeyleri değişir.



IX- Çok Yıkıcı

(a) : Genel panik. Mobilyalarda önemli hasar olur. Hayvanlar rastgele öte beriye kaçışır ve bağrışırlar.

(b) : C tipi çok yapıda ağır hasar, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda yıkıntı, B tipi az yapıda fazla yıkıntı ve A tipi çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Heykel ve sütunlar düşer. Bentlerde önemli hasarlar olur. Toprak altındaki borular kırılır. Demiryolu rayları eğrilip, bükülür yollar bozulur.

(c) : Düzlük yerlerde çokça su, kum ve çamur tasmaları görülür. Zeminde 10 cm. genişliğine dek çatlaklar oluşur. Eğimli yerlerde ve nehir teraslarında bu çatlaklar 10 cm.den daha büyüktür. Bunların dışında, çok sayıda hafif çatlaklar görülür. Kaya düşmeleri, birçok yer kaymaları ve dağ kaymaları, sularda büyük dalgalanmalar meydana gelebilir. Kuru kayalar yeniden sulanır, sulu olanlar kurur.



X- Ağır Yıkıcı

(b) : C tipi çok yapıda yıkıntı, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda fazla yıkıntı, A tipi pek çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Baraj, bent ve köprülerde önemli hasarlar olur. Tren yolu rayları eğrilir. Yeraltındaki borular kırılır ya da eğrilir. Asfalt ve parke yollarda kasisler olusur.

(c) : Zeminde birkaç desimetre ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Bazen 1 m. genişliğinde çatlaklar da olabilir. Nehir teraslarında ve dik meyilli yerlerde büyük heyelanlar olur. Büyük kaya düşmeleri meydana gelir. Yeraltı su seviyesi değişir. Kanal, göl ve nehir suları karalar üzerine taşar. Yeni göller olusabilir.



XI - Çok Ağır Yıkıcı

(b) : İyi yapılmış yapılarda, köprülerde, su bentleri, barajlar ve tren yolu raylarında tehlikeli hasarlar olur. Yol ve caddeler kullanılmaz hale gelir. Yeraltındaki borular kırılır.

(c) : Yer, yatay ve düşey doğrultudaki hareketler nedeniyle geniş yarık ve çatlaklar tarafından önemli biçimde bozulur. Çok sayıda yer kayması ve kaya düşmesi meydana gelir. Kum ve çamur fışkırmaları görülür.



XII- Yok Edici (Manzara Değişir)

(b) : Pratik olarak toprağın altında ve üstündeki tüm yapılar baştanbaşa yıkıntıya uğrar.

(c) : Yer yüzeyi büsbütün değişir. Geniş ölçüde çatlak ve yarıklarda, yatay ve düşey hareketlerin yön miktarları izlenebilir. Kaya düşmeleri ve nehir versanlarındaki göçmeler çok geniş bir bölgeyi kaplarlar. Yeni göller ve çağlayanlar oluşur.
Devamını Oku

*

Türkiye'de Dış Göçler


Bir ülkeden diğer bir ülkeye yapılan göçlere dış göç denir.





Dış göçlerin başlıca nedenleri:


• Ekonomik nedenlerle çalışmaya gidilmesi


• Tabii afetler


• Savaşlar


• Etnik nedenler


• Sınırların değişmesi


• Uluslararası anlaşmalarla sağlanan nüfus değişimi


Dış göçlerin sonuçları


• Göç eden ülkede nüfus artar, göç veren ülkede ise azalır.


• Ülkeler arasında ekonomik ilişkiler gelişir.


• Ülkeler arası kültürel ilişkiler gelişir.





Dış göçler ve Türkiye


Ülkemize 1923 - 1989 yılları arasında çoğu Balkan ülkelerinden olmak üzere 2,2 milyon göç olmuştur. Bu sayı nüfusumuzun % 5'ini oluşturur.


1950'den sonra, başta Almanya olmak üzere yurt dışına işçi gitmeye başlamıştır. Bugün Fransa, Belçika, Hollanda, İngiltere, İsveç, ABD, Avustralya, Libya, S. Arabistan, Kuveyt ve Orta Asya ülkelerinde işçilerimiz bulunmaktadır. Yurt dışındaki nüfusumuz 4 milyonu geçmiştir.


1992 yılı yurt dışındaki Türk nüfusunun dağılışı


Türkiye'den yurt dışına göç sonucunda;


• Ülkemize giren işçi dövizi artmıştır.


• Ülke turizminin gelişmesini sağlamıştır.


• Türk ticaretinin yaklaşık % 20 sine kaynak oluşturmuştur.


• Artan nüfusun işsizlik sorununa kısmen çözüm bulunmuştur.

2000 Yılı Nüfus Sayımı Sonuçları


Ülkemizde Cumhuriyetin ilanından 1950 yılına kadar olan dönemde,ölüm hızının azalması ve doğum hızının artması ile yıllık nüfus artış hızı yükselmiştir. 1923 ve 1955 yılları arasında Türkiye’nin nüfusu, yaklaşık iki kat artarak 13 milyondan 24 milyona ulaşmıştır. Nüfus artış hızının en yüksek olduğu dönembinde 28.5 ile 1955-60 dönemidir. 1950’li yıllardan sonra doğurganlık azalmaya başlamıştır. Ancak, doğurganlıktaki azalma hızı, ölüm hızlarında meydana gelen azalmadan daha az olduğu için nüfus büyümeye devam etmiştir. 1955 ile 1985 yılları arasında, nüfus yeniden ikiye katlanarak 24 milyondan 51 milyona ulaşmıştır. 1985 yılından sonranüfus artış hızı düşme eğilimine girmiştir. Yıllık nüfus artış hızımız; 1980-1985 döneminde binde 24.9, 1985-1990 döneminde binde 21.7 iken 1990-2000 döneminde bu hız binde 18.3’e düşmüştür. Nüfusumuz yaklaşık son 75 yılda beş kat artmıştır.






22 Ekim 2000 tarihinde 14. Genel Nüfus Sayımı uygulanmıştır. Nüfus sayımı, yerleşim yeri bazında nüfus büyüklüğünün ve nüfusun sosyal, demografik ve ekonomik niteliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.


Ulusal ve yerel plan ve programların hazırlanmasında temel veri seti nüfusun büyüklüğü ve nitelikleridir. Bu bilgiler, ulusal bilgi sistemimizde sadece nüfus sayımlarından elde edildiğinden, sayımlarda derlenen veri kalitesi, plan ve programların başarısını doğrudan etkilemektedir.






2000 Genel Nüfus Sayımında sayımın hazırlık çalışmalarına büyük önem verilmiş ve sayımdan sonra, önceki sayımlara göre çok daha geniş kapsamlı kalite kontrol çalışması yürütülmüştür. Ayrıca, verinin değerlendirilmesinde optik veri giriş sistemi kullanılarak geçmiş sayımlara göre daha kısa zamanda hata indeksi daha düşük veri üretilmiştir.


2000 Genel Nüfus Sayımının değerlendirme çalışmaları seçim kararının alınması ile hızlandırılmış ve olağanüstü tedbirlerle değerlendirme süresi planlanandan yaklaşık iki ay öne çekilmiştir.






2000 Genel Nüfus Sayımının değerlendirilmesi 22 ayda tamamlanmış olup il, ilçe ve köy bazında nüfuslar kesinleşmiştir.


2000 Genel Nüfus Sayımından önceki sayımların değerlendirilme süresi yaklaşık 3.5-4 yıldır. 2000 Genel Nüfus Sayımı ise 2 yıldan daha kısa sürede değerlendirilmiştir.






2000 Genel Nüfus Sayımının sonuçları, sayımdan sonra gerçekleşen idari bölünüş değişikliklerini de içerecek şekilde güncelleştirilmiş ve 3 Kasım 2002 tarihinde yapılacak erken Genel Seçimlerindeki milletvekili dağılımına esas olmak üzere Yüksek Seçim Kuruluna gönderilmiştir.





NÜFUS BÜYÜKLÜĞÜ




• Türkiye'nin toplam nüfusu 67 803 927, şehirlerin (il ve ilçe merkezleri) nüfusu 44 006 274, köylerin nüfusu ise 23 797 653'tür.


• 1927 yılında yaklaşık 13 milyon 600 bin olan nüfusumuz 73 yılda beş kat artış göstermiştir.


• Nüfusumuz 1927-1935 döneminde yılda ortalama 314 bin kişi artarken


1990-2000 döneminde yılda ortalama 1 milyon 133 bin kişi artış göstermiştir.

NÜFUS ARTIŞ HIZI


• Yıllık nüfus artış hızı 1940-1945 döneminde binde 10.6 ile en düşük seviyede iken 1955-1960 döneminde binde 28.5 ile en yüksek seviyeye ulaşmıştır


• Nüfusumuzun yıllık artış hızı 1960-1985 döneminde önemli bir değişim göstermemiş ancak 1985 yılından sonra hızla azalma sürecine girmiştir.


• Yıllık nüfus artış hızı, 1980-1985 döneminde binde 24.9, 1985-1990 döneminde binde 21.7 iken 1990-2000 döneminde binde 18.3'e düşmüştür


• 1945 yılından sonra ilk kez 1990-2000 döneminde nüfus artış hızı binde 20'nin altına düşmüştür.

ŞEHİR (İL VE İLÇE MERKEZLERİ) NÜFUSU


• 1927-1950 döneminde şehirlerde bulunan nüfusun oranı önemli bir değişim göstermemiş, 1950 yılından sonra şehirlerde bulunan nüfusun oranı hızla artmıştır.


• Ülkemizde şehirlerde bulunan nüfus, köylerde bulunan nüfusa göre çok büyük bir hızla artmaktadır. 1990-2000 döneminde şehirlerde bulunan nüfusun yıllık artış hızı binde 26.8 iken köylerde bulunan nüfusun yıllık artış hızı binde 4.2'dir.


• 1927-2000 dönemi dikkate alındığında, ülkemizde 1985 yılından sonra şehirlerde bulunan nüfusun köylerde bulunan nüfustan daha fazla olduğu bir dönemin başladığı görülmektedir.


• Ülkemizde şehirlerde bulunan nüfusun oranı son on yılda önemli artış göstererek 1990 yılında yüzde 59 iken 2000 yılında yüzde 64.9'a yükselmiştir.

BÖLGESEL DAĞILIM


• 1990-2000 döneminde yedi coğrafi bölgenin tamamının nüfusu artmaktadır. Bölgeler arasında en yüksek artış hızı Marmara Bölgesinde, en düşük artış hızı ise Karadeniz Bölgesinde gerçekleşmiştir. 1990-2000 döneminde Marmara Bölgesinin yıllık nüfus artış hızı binde 26.7, Karadeniz Bölgesinin yıllık nüfus artış hızı binde 3.6'dır.


• Ülke genelindeki nüfusun yüzde 26'sının bulunduğu Marmara Bölgesi en fazla nüfusa sahip iken, nüfusun yüzde 9'unun bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesi en az nüfusa sahiptir.


• Bölgeler arasında şehir nüfus oranı en fazla olan bölge Marmara Bölgesi iken en az olan bölge Karadeniz Bölgesidir. Marmara Bölgesindeki nüfusun yüzde 79'u, Karadeniz Bölgesindeki nüfusun ise yüzde 49'u şehirlerde bulunmaktadır.




İLLERİN NÜFUS BÜYÜKLÜĞÜ



• 81 ilden toplam nüfusu en fazla olan ilk üç il sırasıyla İstanbul, Ankara ve İzmir'dir. Bu illerden İstanbul ilinin toplam nüfusu 10 018 735, Ankara ilinin toplam nüfusu 4 007 860 ve İzmir ilinin toplam nüfusu 3 370 866'dır. Bu illerin il merkezlerinin nüfusu, İstanbul'un 8 803 468, Ankara'nın 3 203 362 ve İzmir'in 2 232 265'dir.


• İstanbul ilindeki nüfus, ülke toplamındaki nüfusun yüzde 15'ini kapsamaktadır. Bir başka ifadeyle, ülkemizdeki her yüz kişiden 15'i İstanbul ilinde bulunmaktadır.


• İstanbul, Ankara ve İzmir illerindeki nüfusun çoğunluğu il merkezinde bulunmaktadır. İstanbul ilindeki nüfusun yüzde 88'i il merkezinde bulunmakta iken bu oran Ankara ilinde yüzde 80, İzmir ilinde ise yüzde 66'dır.


• Nüfus büyüklüğü en az olan ilk üç il Tunceli, Bayburt ve Kilis illeridir. Tunceli ilinin toplam nüfusu 93 584, Bayburt ilinin toplam nüfusu 97 358 ve Kilis ilinin toplam nüfusu 114 724'tür. Bu illerin il merkezlerinin nüfusu sırasıyla Tunceli'nin 25 041, Bayburt'un 32 285 ve Kilis'in 70 670'dir. Tunceli, Bayburt ve Kilis illeri toplam nüfus açısından son on yıl içinde nüfusları azalan iller arasında yer almaktadır.



İLLERİN NÜFUS ARTIŞI


• Son on yılda 81 ilden 66'sının nüfusu artarken 15'inin nüfusu azalmıştır. Nüfusu azalan iller Artvin, Çorum, Edirne, Kars, Kastamonu, Kırşehir, Sinop, Sivas, Tunceli, Zonguldak, Bayburt, Bartın, Ardahan, Karabük ve Kilis'tir.


• 81 il içinde nüfus artış hızı en yüksek olan ilk üç il sırasıyla Antalya, Şanlıurfa ve İstanbul'dur. 1990-2000 döneminde Antalya'nın yıllık nüfus artış hızı binde 41.8, Şanlıurfa'nın yıllık nüfus artış hızı binde 36.6 ve İstanbul'un yıllık nüfus artış hızı ise binde 33.1 olarak gerçekleşmiştir.


• 81 il içinde nüfus artış hızı en düşük olan ilk üç il sırasıyla Tunceli, Ardahan ve Sinop'dur. 1990-2000 döneminde Tunceli'nin yıllık nüfus artış hızı binde -35.6, Ardahan'ın yıllık nüfus artış hızı binde -20.2 ve Sinop'un yıllık nüfus artış hızı binde -16.2 olarak gerçekleşmiştir.




İLLERİN ŞEHİR NÜFUS ORANI


• İllerin şehir nüfus oranları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. 81 ilin 55'inde nüfusun çoğunluğu şehirlerde bulunurken, 26 ilde nüfusun çoğunluğu köylerde bulunmaktadır.


• Şehir nüfusu en yüksek olan ilk üç il sırasıyla İstanbul, Ankara ve İzmir'dir. Bu illerin şehirlerinde bulunan nüfusun oranı, İstanbul ilinde yüzde 91, Ankara ilinde yüzde 88, İzmir ilinde ise yüzde 81'dir.


• İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde şehirde bulunan nüfusun oranı diğer illerden daha yüksek olmasına rağmen bu illerin köylerindeki nüfusun artış hızları ülke ortalamasından daha yüksektir. 1990-2000 döneminde köylerde bulunan nüfusun yıllık artış hızı İstanbul ilinde binde 81, Ankara ilinde binde 16 iken İzmir ilinde binde 14'tür.


• Köy nüfus oranı en yüksek olan ilk üç il Bartın, Ardahan ve Muş illeridir. Bu illerin köylerinde bulunan nüfus oranı, Bartın ilinde yüzde 74, Ardahan ilinde yüzde 70 ve Muş ilinde yüzde 65'tir.


• Nüfusunun büyük bir kısmı köylerde bulunan Bartın ve Ardahan illerinin köylerdeki nüfusu son on yıl içinde azalmaktadır. Bu illerin köylerindeki nüfusunun yıllık artış hızı Bartın ilinde binde -17, Ardahan ilinde ise binde -32'dir.


• Veri kalitesine yönelik olarak yapılan istatistiksel çalışmalar 2000 Genel Nüfus Sayımında, önceki sayımlara göre daha güvenilir bilgi derlendiğini göstermiştir. Bugüne kadar yapılan nüfus sayımlarında sonu sıfır ve beş ile biten yaşlarda beyan hatası olduğu bilinmektedir. Yanlış yaş bildiriminin ölçülmesi amacıyla Whipple İndeksi uygulanmaktadır. Bu indeks 100 ile 500 arasında değişim göstermekte ve 100'e yaklaştığı ölçüde veri güvenilir bulunmaktadır. İl bazında ve cinsiyet ayrımında uygulanan bu indeks sonuçlarına göre 2000 Genel Nüfus Sayımında derlenen bilgi önceki sayım sonuçlarından daha güvenilirdir.


• Bugüne kadar il yayınları tamamlanan 72 il için yapılan analizlere göre ...................Erkek Kadın


1980 Sayımı 135.0 178.4


1985 Sayımı 133.7 165.3


1990 Sayımı 128.9 150.8


2000 Sayımı 123.9 129.




• Birleşmiş Milletler tarafından veri kalitesinin ölçülmesi amacıyla önerilen bir diğer indeks de "Yaş ve Cinsiyet Tutarlılık İndeksi"dir. Bu indeks yaş ve cinsiyet yapısındaki tutarlılığı ölçmekte ve sıfıra yaklaşması beklenmektedir. İl yayınları tamamlanan 72 il üzerinden yapılan analizlere göre;


Yaş ve Cinsiyet


Tutarlılık İndeksi


1980 Sayımı 31.4


1985 Sayımı 20.8


1990 Sayımı 21.5


2000 Sayımı 18.2




SAYIM SONUÇLARININ YAYINLANMASI



2000 Genel Nüfus Sayımının sonuçları her il için ayrı bir yayın halinde hazırlanarak kullanıcıya sunulmaktadır. Bu yayınlar, farklı kullanıcı kesimlerine hitap edebilecek şekilde hazırlanmıştır. Yayında, 2000 Genel Nüfus Sayımında derlenen tüm değişkenlerin bilgileri ayrıntılı olarak verilmektedir.




Bununla birlikte, nüfus sayımında derlenen bilgilere dayalı olarak nüfus artış hızı, şehir nüfus oranı, yaş ve cinsiyet yapısı, özürlülük, eğitim, doğurganlık, bebek ölümleri, işgücü, işsizlik, istihdamdaki nüfusun faaliyet kolu ve işteki durumu ile hanehalkı büyüklüğü ve konutun niteliklerine ilişkin göstergelere de yer verilmiştir. Nüfus sayımı yayınlarında ilk kez her ilin tarihsel gelişimini yansıtacak şekilde tüm göstergeler yorumlanmış ve ilde zaman içinde oluşan önemli gelişimler kullanıcıya sunulmuştur. Böylece kullanıcı kitlesinin büyük bir kısmı nüfus sayımının bulgularına ek bir çalışma yapmadan ulaşabilmektedir.




Yayında yer alan bilgilerin dışında daha ayrıntılı bilgilere ihtiyaç duyulduğu takdirde Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından bu bilgiler hazırlanarak kullanıcıya verilmektedir.




2000 Genel Nüfus Sayımının ayrıntılı sonuçlarını içeren "2000 Genel Nüfus Sayımı Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri" yayını 72 il için tamamlanmıştır. Diğer illerin yayın çalışması Eylül ayının sonuna kadar tamamlanacaktır.
Devamını Oku

*

Türkiye'de İç Göçler


İnsanların, doğdukları yerden başka yerlere geçici ya da sürekli olmak üzere taşınmasına göç denir.


Göçler ikiye ayrılır




A. İÇGÖÇLER



Ülke içerisinde, nüfusun yer değiştirmesine iç göç denir. İç göçlerle bir ülkenin toplam nüfusunda değişme olmaz. Sadece, bölgelerin ve illerin nüfusunda artma ya da azalma meydana gelir.


İç göçler, sürekli ve mevsimlik göçler olmak üzere ikiye ayrılır.




1. Sürekli İç Göçle
r


Ülke içerisinde yer değiştiren insanların, göç ettikleri yerlere yerleşmesiyle gerçekleşir.




Türkiye'de, Cumhuriyetin başlangıcından günümüze kadar, özellikle kırsal alanlardan kentlere doğru hızlı bir göç olayı görülmektedir.




1927'de kent nüfusu % 24, kır nüfusu % 76 iken 1997'de bu oran kentte % 65, kırda % 35 olarak gerçekleşmiştir. Yani, 70 yılda kent nüfusu % 40 oranında artarken, kır nüfusu aynı oranda azalmıştır. Kır nüfusunun doğurganlık oranı kent nüfusundan daha fazla olduğu halde, oran olarak azalması kırdan kentlere doğru göç olgusunun varlığını gösterir.


Türkiye'de iç göçler 1950 yılma kadar fazla etkili olmamış ve kır - kent nüfus oranlarında önemli bir değişiklik olmamıştır. İç göçler 1950'den itibaren, ulaşım ağının gelişmesi ve kırsal alanlara kadar ulaşmasına, sanayileşmenin artmasına bağlı olarak artış göstermiştir. Bunun sonucunda, kırsal nüfus oran olarak devamlı azalma, kent nüfusu da devamlı artma göstermiştir.



İç göçün nedenleri


• Kırsal alanlardaki hızlı nüfus artışı


• Miras yoluyla tarım alanlarının daralması ve ailelerin geçimini karşılamaması


• Tarım alanlarının yetersiz gelmesi ve erozyonun artmasıyla toprağın verimsiz hale gelmesi


• Tarımda makineleşmenin artması ve buna bağlı olarak tarımsal işgücünün azalması


• Kırsal kesimde iş imkanlarının sınırlı olması


• Ekonomik istikrarsızlık ve sosyal problemler


• Eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği


• iklim ve yerşekıllerının olumsuz etkileri


• Kentlerde sanayinin gelişmiş olmasından dolayı iş imkanlarının fazlalığı


• Kentlerde eğitim ve sağlık hizmetlerinin yaygınlığı




Türkiye'de iç göç, kırsal kesimde nüfusun artması ve kentlerde sanayileşmeye bağlı olarak, iş bulma imkanlarının gelişmesiyle artış göstermistir. Dolayısıyla iç göçteki en büyük etken ekonomik sıkıntılardır.




Ülkemizde yüksek oranda göç veren filerin başlıcaları şunlardır:



• D. Anadolu'da, Kars, Tunceli, Bitlis, Ağrı, Muş, Bingöl, Sımak


• G. D. Anadolu'da, Adıyaman, Mardin


• Karadeniz'de, Zonguldak, Ereğli, Samsun çevresi dışındaki iller


• İç Anadolu'da, Sivas, Yozgat, Çankırı, Kırşehir, Niğde, Nevşehir


• Ege'de, Afyon, Uşak, Kütahya


• Akdeniz'de, Burdur, İsparta, K. Maraş


• Marmara'da, Çanakkale, Kırklareli, Edime, Bilecik




İç göç, özellikle Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerindeki illerde daha fazla olmaktadır.




Yüksek oranda göç alan şehirlerin başlıcaları şunlardır:



İstanbul, Ankara, izmir, Adana, Bursa, Ş. Urfa, Antalya, Mersin, Konya, Samsun, Gaziantep, Diyarbakır gibi illerdir. İç göç, ülkemizde özellikle sanayileşmiş merkezlere daha fazla olmaktadır.




İç göçlerin sonuçları



• Ülke genelinde nüfusun dağılışında dengesizlik görülür.


• Yatırımlar dengesiz dağılır.


• Kırsal kesim yatırımlarında verimsizlik meydana gelir.


• Düzensiz kentleşme görülür. '


• Sanayi tesisleri kent içinde kalır. Kentlerde konut sıkıntısı çekilir. Kent nüfusunda aşırı artış meydana gelir.


• Alt yapı hizmetlerinde (yol, su, elektrik) yetersizlik görülür.


• Kentlerde işsiz insanların oranı artar.


İç göçü önlemek için,


• Tarımda sulama imkânlarını arttırmak,


• Intansif tarım metodunu geliştirmek,


• Besi ve ahır hayvancılığını geliştirmek ve yaygınlaştırmak,


• Kırsal kesimde eğitim ve sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmak,


• Tarım ve hayvancılığa bağlı sanayi kollarını kırsal alanlara yönlendirmek,


• Kırsal kesimde küçük sanayi kollarını geliştirmek, vb. gereklidir.




2. Mevsimlik İç Göçler



Kırsal kesimdeki bazı ailelerin büyük şehirlere, tarımın yoğun olarak yapıldığı yerlere, yaz turizminin geliştiği yerlere bir müddet çalışmak üzere göç etmeleri ile gerçekleşir.




Yaylaya çıkma olayı da mevsimlik göçler içerisinde yer alır. Mevsimlik göçlerle Adana, Mersin, Hatay, Aydın, Muğla, Antalya gibi merkezlerde, yaz ile kış mevsimleri arasındaki nüfus miktarlarında önemli değişmeler olmaktadır.




• Kırsal kesimden göç edenlerin özellikleri


• Genellikle genç nüfus göç etmektedir.


• Erkek nüfus, kadından daha fazla göç etmektedir.


• Göç edenlerin çoğu sanayi ve hizmet sektöründe çalışmaktadır.


• Göç sonucunda kentlerde hızlı nüfus artışı meydana gelmiştir.


• Sanayileşme göçü arttırmaktadır.


• Kentleşme hızı sanayileşme hızından daha yüksektir.


• Bölgelerin toplam nüfusu ve nüfus yoğunluğu göçlerle hızla değişmektedir.
Devamını Oku

*

Ormancılığın Türk Ekonomisindeki Yeri


ORMANCILIĞIN TÜRK EKONOMİSİNDEKİ YERİ








Anayasamızda ve beş yıllık kalkınma planlarında yer alan ormancılık politikası gayeleri üç ana gurupta ifade edilebilir. Bunlar (a) ülkenin çeşitli orman ürünlerime ihtiyacı karşılamak, (b) Toprak taşınmasını önlemek, su rejimini düzenlemek, ülke savunmasına yardımcı olmak, (c) Tabiatı korumak, yurt güzelliğini sağlamak, halkın rekreasyon ihtiyacını gidermek. Ekonomimizin öncelik ve ana sektörlerinden biri olan ormancılık sektörü, belirtilen bu gayeleri gerçekleştire bilmek için, bugün ülkemizin % 26’sını kaplayan orman alanında faaliyetlerini sürdürmektedir.






Ormancılık sektörünün ülke ekonomisine katkıları; ölçülebilen veya nispeten ölçülmesi kolay olan katkıları ile, para ile ifade edilmeyen veya ifadesi güç olan katkılar olmak üzere iki ana gurupta incelenir. Bunlardan ilk guruba giren, yani ölçülebilen katkıların ana unsuru, asli ve tali orman ürünleridir. İkinci guruba giren, yani parasal olarak ölçülmeyen katkıları ise; iklim, su gibi


Tabiat elemanlarını koruması ve denge içinde tutması, su rejimini düzenlemesi, erozyonu önlemesi, çoraklaşmayı önlemesi, barajların önlenmesi, rekreasyonların ihtiyaçlarını karşılaması, insan sağlığını olumlu yönden etkilemesi, ülke turizmine katkıda bulunması, vb dır.






Yukarıda iki gurupta belirtilen katkıların doğal bir sonucu olarak ormancılık sektörünün gayrı safi milli hasılayla katkısı küçümsenmeyecek boyutlardadır. Buna ilaveten ormancılık sektörünün ileriye doğru bağlantıların yüksek olması diğer sektörleri olumlu yönde etkilemektedir. Bu sektör ayrıca istihdama ve bölgeler arası farklılıkların azaltılmasına yardımcı olmaktadır.






Özellikle ikinci gurupta belirtilen ve para ile ölçülemeyen katkılardan dolayı, ormancılık sektörünün, sadece maddi faydalanmalar göz önüne alınarak değerlendirilmesi hatalı olacaktır.


Sektör, parasal katkıları yanında rakamlaştırılması güç olan faydaları da düşünülerek ulaştırma, sağlık ve eğitim sektörleri gibi bir alt yapı sektörü olarak değerlendirilmelidir. Nitekim,ormancılık sektörü diğer sektörlerin çalışmalarına ortam hazırlayan, alt yapı meydana getiren diğer sektörlerin etkilerini arttıran bir sektör durumundadır.






Aşağıda ormancılığın ülke ekonomisindeki rolü; gayrı safi milli hasıla, enerji üretimi, diğer sektörlere bağlantıları, istihdama ve dış ödemeler dengesine katkıları açısından incelenmesi.





ORMANCLIK SEKTÖRÜNÜN GAYRISAFİ MİLLİ HASILA


İÇİNDEKİ PAYI





Orman Genel Müdürlüğü nün bilançolarına yansımayan gizli yakacak odun tüketimi, özel sektör odun üretimi ve Orman Genel Müdürlüğünün yapmakta olduğu subvansiyonlar da dikkate alınarak yapılan hesaplamalar sonucu ormancılık sektörünün gayrı safi milli hasılaya katkısının


Binde 17.6’ya yükseldiği görülmektedir
Devamını Oku

*

Ormanın önemi Ve Yararları


Orman; toprağı, ağaç ve ağaççıkları, yaban yaşamı, otu, çiçeği, mantarı, böceği, kuşları, mikroorganizmaları ile aynı sistem içinde bütün olarak yaşayan doğal bir varlıktır.


Orman ekosistemi içinde barınan her varlık, sistemin uyumlu bir öğesi konumundadır. Ormanda bu hayat çemberi içine düşen her varlık, ister gözle görülemeyecek ölçekte bir bakteri olsun, isterse dev bir ağaç yada bir çiçek veya böcek olsun durmadan bu çemberin içinde döner durur. Böylece durmadan doğan,durmadan didinen, durmadan çözülen, durmadan oluşan ve tabii durmadan dönen milyarlarca varlık, ortaya olağanüstü bir sistem, tek sözcük ile bir orman varlığı çıkarır.


Ormanlar, yaşayan, çoğalan; ekonomik ve teknik yararlanma olgusu içinde tükenmez kaynak özelliği gösteren, bu yanıyla insanoğluna esin kaynağı olan ve ona güç veren, insanlığın kalkınmasını, mutluluğunu, refahını sağlayan önemli bir anahtardır.


İnsanoğlu, başlangıçta ağaçtan ve ormandan yalnızca günlük gereksinimleri için yararlanıyordu. Yaşantısını sürdürürken, çevresindeki zenginlikleri keşfetmesi, bunlardan olanakları ölçüsünde yararlanması, son derece doğal bir davranıştı. Ama uygarlık geliştikçe, insanın günlük gereksinimleri yalnız çeşitlenmekle kalmadı, aynı zamanda boyut da kazandı. Birey, örneğin ruhsal gereksinimleri için de; yücelik, güzellik kavrayışına karşılık veren bir alan olarak estetik duygulanımları için de ormandan yararlanmaya koyuldu.


Ormanın somut-maddi yararları ile soyut, daha doğru ifadeyle manevi-kollektif-sosyal yararlarını ayrı başlıklar altında kısa kısa gözden geçirmeye çalışalım.

Odun ve Odun Dışı Ürünlerİnsanoğlunun ilk keşfettiği ve yararlanmaya koyulduğu doğal kaynakların başında orman gelmektedir. Ormanları, yukarıda, kendi yaşama ortamlarında var olan, çoğalan; ana elemanı ağaç, ağaççık olmak üzeri, diğer bitkisel, hayvansal, mineral öğelere de yaslanan, tüm bu öğeler arasında karşılıklı etkileşim ve kendine özgü yaşama beraberliği bulunan, insanlığa maddi manevi yararlar sunan bir varlık olarak almıştık.


Ancak odun hammaddesinin, günümüzde, artık iki binin üzerinde kullanım olanağına sahip olduğu bilinmektedir. Odunun teknolojik özellikleri üzerinde yapılan araştırmalar, odundan yararlanma çeşitliliğinin her geçen gün biraz daha artacağını göstermektedir.


Bu değerli kaynağın ilk bakıştaki yararları arasında, özellikle çeşitli sanayi dallarında, işkollarında hammadde olarak kullanılışı gösterilebilir nitekim kâğıt sanayiinden kimya, enerji, madencilik, ulaştırma, bayındırlık, tarım sanayiine dek pek çok alanda kullanılan odun, aynı zamanda insanoğlunun bin yıllara yayılan uygarlık serüvenini de özetlemektedir.


Öte yandan ormanlarımızdan odun hammaddesinin yanında odun dışı ürünler de elde edilmektedir. Nitekim ormanlar reçine, tanen, sığla yağı, defne yaprağı, defne yağı, mantar, çamfıstığı, keçiboynuzu (harnup), kestane, somak, cehri, mahlep, kitre (geven), meyankökü, meyan özü, kekik, ıhlamur çiçeği, adaçayı, menengiç, salep vb. sayılamayacak denli çok ürünle insanoğlunun yararlandığı en büyük doğal kaynaktır.


Bu örnekler, bize ormanları, odun olarak sağladığı maddi katkılar kadar, ormanların tükenmez bir kaynak olduğunu da göstermektedir.

Orman Su Varlığını Korur ve Düzenler


Su, doğa olaylarının yönlendirmesiyle hidrosfer (sular dünyası: okyanuslar, denizler, göller, akarsular), pedosfer (karalar dünyası) ve atmosfer arasında sürekli olarak hareket halindedir. Suyun, gaz, sıvı yada katı halde bu dolaşımına hidrolojik döngü denilmektedir.


Ormanlar, ortamların su dengesi üzerinde çok yönlü etkiler yaratabilmektedir. Örneği intersepsiyon olgusu sonucunda, iğneyapraklı ormanlarda yağışların %30-35’i, geniş yapraklılarda ise %15-20’si buharlaşma yoluyla yeniden atmosfere kazandırılmaktadır. Öte yandan bu olgunun, toprağın fiziksel özelliklerin iyileştirerek yüzeysel akışı azalttığı, buna bağlı olarak toprak aşınımını, taşınmasını en aza indirdiği, bu arada toprağın alt katmanlarına giren su miktarını artırdığı da bilinmektedir.


Ormanların yağışları artırdığına ilişkin saptamalar da söz konusudur.


Kaldı ki ormanlar, ağaçların topraktan kökleriyle aldığı suyu yapraklarıyla atmosfere vermesi sonucunda da, havadaki nem oranının artmasını sağlamaktadır. Örneğin bir meşe ağacı, günde 570 litre suyu: ortalama olarak ise bir ağaç, yılda 20 ton suyu bu yolla (transpirasyon) atmosfere verebilmektedir.


Tüm dünyada yıllık su gereksiniminin, 1990’lar itibariyle, 2.850 milyar m3 olduğu, ancak bunun 2015 yılında 11.985 milyar m3’e yükseleceği beklenmektedir. Population Action International’ın (PAI) bir araştırmasına göre ise, halen 505 milyon olan kronik ya da şiddetli su sıkıntısı çekenlerin sayısı da 2025 yılında 2.4 ila 3.2 milyara yükselmiş olacaktır.


Ormanlar, suyun niteliğini iyileştirici yanıyla da önemli bir işleve sahiptir.


Görüldüğü gibi orman, su varlığının yalnızca düzenliliğini değil, aynı zamanda bu suların temizliğini de sağlamaktadır.

Orman Toprağı Korur, Toprağın Verimliliğini Artırır


Toprak, su, iklim ve çevreye yönelik çeşitli kirleticiler karşısında, ormanın koruma işlevi, başlıca dört grupta ele alınabilir. Ormanın, toprakla ilgili işlevi ise, “toprağı koruma” ve “erozyonu önleme” biçiminde kendini gösterir.


Bilindiği gibi, toprağın sularla yıkanmasına ve rüzgârla taşınmasına “erozyon” denilmektedir.


Özellikle ülkemiz gerçeği göz önüne alındığında, ormanlarımızın toprağı koruma, erozyonu önleme doğrultusundaki işlevine örnek oluşturabilecek pek çok çarpıcı olgudan söz edilebilir. Çünkü Türkiye’de selin ve taşkının önlenmesinde, ormanların sergilediği yaşamsal önemi ortaya koyan sayısız örnek söz konusudur.


Hele arazi eğimleri dikkate alındığında ve bunun erozyona yol açtığı gerçeği anımsandığında, konunun Türkiye için taşıdığı önem, kuşkusuz daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Türkiye topraklarının %46’sı, %40’ın üzerinde bir eğime sahiptir. Kaldı ki, ülkemizin %86’sında az yada çok şiddette bir erozyon söz konusudur.


Bu büyük tehlikenin önlenebilmesi, toprak, bitki örtüsü ve su arasında üçlü dengenin korunabilmesin bağlıdır. Çünkü ormanlar su rejimini düzenleyip erozyonu önleyerek barajların kullanım sürelerini de yükseltirler. Ormanların tahrip edilmesi; topraktan, arazi sınıflarının gerektirdiği doğrultuda yararlanılamaması, su ve rüzgâr erozyonuna yol açmakta, sonuçta insanlık, ciddi anlamda bir toprak kaybı gerçeğiyle karşı karşıya kalmaktadır.


Fırat ve Murat Nehirleri, Munzur Çayı, Peri ve Çaltı Suları Keban Barajı’na, yılda toplam 31.5 milyon ton toprak taşımaktadır.
Devamını Oku

*

Ormanın İklim Üzerindeki Etkisi


Ormanlar sıcaklık,yağış,hava hareketleri ve hava nemi gibi iklimi oluşturan öğeleri dengeler . Ormanın bu şekildeki dengeleme işlevleri şu şekilde özetlenebilir,ormanlar:


*Ekstrem sıcaklıkları (en düşük ve en yüksek)ılımlı hale getirir . Böylece çevresindeki bitkileri don ve yanık zararlarından korur . Yazın daha serin , kışın daha ılıman bir iklim yaratır. Aynı etki , gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farklarını yumuşatma bakımından da geçerlidir .


*Hava nemini arttırır.


*Yağışları arttırıcı etki yapar.


*Rüzgar hızını azaltır,yönünü değiştirir.


*Sera etkisiyle meydana gelen küresel ısınmanın şiddetini düşürür


*Ormanlar , gölgeleriyle altındaki havanın sıcaklığını 5 C-8.5 C kadar düşürebilir . Kışın ise sıcaklığı 1.6 C-2.8 C yükseltebilir .


*Orman ağaçları topraktan aldıkları suyun büyük bir kısmını atmosfere verir . Örneğin,çok geniş bir tepe tacına sahip kayın ağacı bir saatte 1 günde 400 litre kadar suyu tranpirasyonla atmosfere verebilmekte ve böylece çevresindeki havayı 5 C kadar serinletebilmektedir .


*Ormanlar fotosentez için tonlarca karbondioksit harcadıklarından ,sera etkisi yapan bu gazı azaltarak küresel ısınma şiddetini düşürmektedir .


*100 ağaçtan oluşan bir orman parçası , dışarıda esen rüzgarın hızını yarı yarıya düşürmektedir .
Devamını Oku

*

Türkiye’ deki Kaplıcalar ve Maden Suları


Türkiye’ deki Kaplıcalar ve Maden Suları


Kaplıcalar Hakkında Genel Bilgi:



Ilıca olarak da bilinir, maden sularından yararlanma amacıyla kaynarcaların çevresinde kurulan tesislere verilen genel addır.


Araştırmalar sonucunda çeşitli hastalıkların tedavisine yardımcı oldu-


ğu anlaşılan mineral iyonlarıyla yüklü maden sularının oluşumuna ilişkin değişik görüşler vardır. Bu görüşlerden biri, çatlaklardan sızan yerüstü sularının, yolu üzerindeki minarelleri eriterek derinlerdeki ısınmış katmanlara ulaştığı ve buradaki sıcaklığın etkisiyle buharlaşıp yoğunlaşarak yeryüzüne geri döndüğü biçimindedir. Magmaya yakın katmanlarda bazı minarelleri eritmiş durumda bulunan suların buhar-


laşıp yoğunlaşarak tektonik olaylarla yeryüzüne çıktığı görüşü ise baş-


ka bir yaklaşımdır. Maden suları fiziksel özellikleri bakımından çok sıcak, sıcak ve soğuk sular olarak sınıflandırılır. Kimyasal özellikleri bakımından ise bikarbonatlı, sülfatlı, tuzlu, kükürtlü, karbon dioksitli,


demirli, arsenikli, iyotlu, karışık ve radyoaktif madensuları vardır.


Maden suyunun yeryüzüne çıktığı kaynağa kaynarca denir. Bir kaynarca suyunun fiziksel ve kimyasal özelliği bir başkasına, hatta çok yakındaki bir kaynaktan çıkan maden suyunun özelliğine benze-


mez. Bu nedenle tıbbi tedaviye yardım amacıyla kullanımında özenli olmak gerekir. Öte yandan kaplıca sularının hastalıkların iyileştirilme-


sine katkıda bulunma ölçüsü hakkında ayrıntılı ve kesin bilimsel açık-


lama yoktur.


Kaplıca sözcüğü, ılıcanın üstüne bir hamam yapılması sonucunda or-


taya çıkan tesisin “kaplı ılıca” biçiminde tanımlanmasından türemiştir.


Kaplıcalar, özellikleri nedeniyle şifalı sular olarak da bilinen maden sularının yeryüzüne çıktığı kaynarcalar ile bunların çevresinde kurulan


hamam, havuz, klinik, otel gibi tedavi ve konaklama tesislerinden olu-


şur. Tesisler, kaplıca suyundan banyo ve içme kürleriyle yararlanılma-


sına göre farklılıklar gösterir. Üç haftayı bulan banyo kürleriyle hekim


denetiminde fizik tedavi yapılan hidroterapi aygıtlarıyla donatılmış


kaplıcalarda daha geniş tesisler kurulur.


Kaplıcalar sağlık açısından olduğu kadar turizm açısından da önem taşır. İnsanlığın eski çağlardan beri sağlık amacıyla şifalı sulardan ya-


rarlandıkları bilinmektedir. Anadolu’ nun çeşitli yörelerindeki kaplıcaların Yunan ve Roma dönemlerinden beri işletildiğini gösteren


yapı kalıntılarına rastlanır.

Türkiye Kaplıcaları:


Türkiye’ de özellikle kaplıca turizmi bakımından önem taşıyan


başlıca kaplıcalar Yalova, Çekirge, Oylat, Pamukkale, Bolu, Kızılca-


hamam, Gönen ve Haymana kaplıcalarıdır.



Pamukkale


Ege Bölgesi’ nde sıcak maden suyu kaynaklarıdır. Denizli ilinin


Merkez ilçesine bağlı Pamukkale köyünün kuzeydoğusuna düşer.Yak-


laşık 400 m yükseklikteki Pamukkale travertenleri yakınında bulunan antik Hierapolis kenti kalıntılarının çevresinde yer alır.


Doğu-batı doğrultusunda uzanan bir kırık (fay) boyunca breşler ara-sından çıkan kaplıca suyu bikarbonatlı acı maden sularındandır. Sülfat


kalsiyum, sodyum, magnezyum ve karbon de dioksit içeren bu şifalı suların sıcaklığı 33-35.5 derece arasında değişir. Eskiden Hierapolis


kentinin içinde bulunduğu anlaşılan kaynarcalardan çıkan maden sula-


rının sıcaklığının 19. yy başlarında 80 derece olduğuna ilişkin tarihsel


kayıtlar vardır. Daha sonra oluşan bazı tektonik olaylar sonucunda kaynarcaların yer değiştirdiği sanılmaktadır. Toplam debileri yaklaşık


330 lt/sn’ dir.




Pamukkale maden sularından sindirim sistemi, solunum, dolaşım


ve romatizma hastalıklarının tedavisinde yaralanılır.









2- Kızılcahamam KaplıcalarıKızılcahamam turizm yönünden Ankara'nın en hareketli ilçelerinden biridir.Hititlere, Friglere, Lidyalılara, Rumlara ait tarihi kalıntılar, mağaralar ve tarihi eserlerden de anlaşılacağı üzere Kızılcahamam değişik medeniyetlere sahne olmuştur.


İlçenin genel özelliklerini Kaplıcaları ve Milli Parkı belirlemektedir. İçinde bulunan şifalı kaplıcalarıyla Kaplıcalar Diyarı adını haketmiştir. Doğal güzellikleri,ormanları çamur banyoları, tarihi eserleri maden ve memba suları ile meşhurdur. Kaplıcalar ile maden suları dünya çapında üne sahiptir.


Tatil yapmak,dinlenmek,tedavi olmak amacıyla yurt içi ve dışından özellikle Ankara’dan gelen konuklar için yakın olması nedeniyle tercih sebebidir. Kızılcahamam'da konaklama tesislerinin yatak kapasitesi yaklaşık 2500 civarındadır.


Festivalleri, kültürel ve sanatsal programları gezinti yerleri,ormanları piknik alanları, insanının cana yakınlığı,termal tesisleri ve ulaşım kolaylığı ile önemli bir turizm merkezidir.


İlçe ekonomisine büyük katkısı olan kaplıcaların Romatizmal, Dermatolojik, Ortopedik, Nörolojik ve Alerjik bazı hastalıkları tedavi ettiği bilinmektedir.


Genel Turizm Açısından:


- Meşhur soğuksu milli parkı,


- Her derde deva termal ve memba suları


- Kurtboğazı Barajı, Eğrekkaya ve Çamlıdere Barajları,


Aydos Yaylası,


-40 kilometre yakınında Karagöl


-Tarihi yapılar,hamamlar,


-Eski çağlara ait mağaralar


-Kız Kalesi, Gelin Kayası,


-Avcılık, olta balıkçılığı,binicilik


-Kamp ve piknik alanları


-Tertemiz hava, nefis bir tabiat





BÜYÜK KAPLICA :


Büyük Kaplıca
İlçe merkezindedir, modern bir görünümde olup, içmeden ziyade banyo kürleri için kullanılır. Derinden gelen, volkanik sulardandır. Kaplıca bölümü, Türk hamamı bölümü ve kadın ve erkeklere ait havuzlardan oluşur. Sodyum bikarbonatlı, hafif klorürlü bir sudur. Kızılcahamam Belediyesi'nin yönetiminde işletilmektedir. Romatizma,egzama, kırık çıkık tedavi sonucu çıkan ağrılarda, kadın hastalıkları, dolaşım yolları, çocuk hastalıklarına iyi gelir. Suyunun sıcaklığı 50 derecedir.


rKüçük Kaplıca


Büyük Kaplıca kaynağının üst tepelerindedir. Suyun geldiği yerdeki kaya oyularak kubbeli bir hamam halini almıştır. Kaya aralığından çıktığı yerdeki sıcaklığı 51 derecedir. Kurnalı hamamdaki sıcaklığı ise 43 dereceye düşer. Tedavi yönünden Büyük Kaplıca'nın şifa değerini taşır.


,Sey Hamamı Kaplıcası


KIZILCAHAMAM' a 14 km uzakta Güvem bucağı' na 3 km uzakta bir dere kenarında kaynar. Sıcaklık 43 derecedir. Meşe ve çam ağaçlarının süslediği bir yerdedir. Su, bir değirmen döndürecek kadar bol akar. Erkeklere ve kadınlara ayrı ayrı hamamları ve havuzları vardır. Sular, havuzların dibinden kaynar. Havuzlara, soğuk su katılmadan girilebilir. Kalsiyum bikarbonatlı olan su içilir. Hazmı kolaylaştırır. Romatizma, nevralji, nevrit, kadın hastalıklarında faydalıdır. Geç tutan kırıklar ve mafsal tutukluklarında iyi sonuç alınır.

Maden Suları:


Çamlık Maden Suları.



Mide,karaciğer ,safrayolları, dolaşım sistemi bozokluklarına , bronşiti olan hastalara kalp yorgunluğu ve yetersizliğine ve iç organları hastalıklarına iyi gelmekte ve hazmı kolaylaştırmaktadır.


Kuruluşu 1957


Nitrit mg/lt yok- 100ml'de kaliform bakteri sayısı 0 olup madensuları yönetmeliğine uygundur.


Tüm işlemler eldeğmeden yapılmaktadır.


As-Koop Maden Suları


Mide,karaciğer ,safrayolları, dolaşım sistemi bozukluklarına , bronşiti olan hastalara kalp yorgunluğu ve yetersizliğine ve iç organları hastalıklarına iyi gelmekte ve hazmı kolaylaştırmaktadır.


Kuruluş 1976


Tüm işlemler el değmeden yapılmaktadır.




Altın Memba Suları


Soğuksu Milli Parkı içerisinde ormanın içinde bulunan su kaynağından beslenmektedir. Bu suya ''ALTINSU'' adını 17/7/1934 tarihinde ilçeye gelen ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK vermiştir.


Kuruluş 1950 'li yıllar


Üretim otomatik makinelerde el değmeden yapılmaktadır


Berrak, renksiz PH=6,5 tortu yoktur.



3- Gönen KaplıcalarıMarmara Bölgesi’ nde, Balıkesir’ in Gönen ilçesinde yer alan sıcak su kaynaklarıdır. Gönen kent merkezinin kuzey kesiminde bulunan kaplıcalara gelen sıcak sular, yöreden geçen kırık (fay) hattını örten ve geniş bir alan yayılan alüvyon katmanlarının gözeneklerine yerleşmiş durumdadır. Buradaki sıcak su kaynakları Eski kaynak, Çemberli kaynak ve Büyük Kanal adıyla da anılan Mermerli Kuyu’ dur.


Kaynaklar, kaplıca tesislerinin ortasındaki geniş bir parktadır. Eski kaynak suyu 52 derece, Çemberli kaynak suyu 75 derece, Mermerli


Kuyu’ nun suyu da 77 derecedir. Sodyum, sülfat, bikarbonat ve klorür bakımından zengin olan bu kaynak suları, magmatik ve hipotonik su-


lar grubundadır.


Gönen kentine 10 km kadar uzaklıkta Ekşidere Dağ Ilıcası ve Ekşidere Gençlik Suyu kaynakları vardır. Öteki sulardan daha soğuk olan bu kaynaklardan çıkan suların radyoaktivitesi yüksektir. Dağ Ilıcası’ nın suyu 44 derece, Gençlik Suyu ise 18 derecedir.




Gönen Maden sularının banyo olarak romatizma, bağırsak, kan ve kadın hastalıklarında, içme kürleriyle kullanıldığında da sindirim sistemi hastalıklarında olumlu etkisi olduğu bilinir. Gelişmiş ulaşım olanakları ve modern tesisleri olan Gönen Kaplıcaları, kaplıca turizmi


bakımından Türkiye çapında önem taşır ve ilgi görür.



4- Haymana Kaplıcaları


İç Anadolu Bölgesi’ nde maden suyu kaynağıdır. Ankara’ nın


güneydoğusunda, Haymana kasabasındaki tepelik bir alanda yer alır.


Bikarbonatlı ve karbondioksitli sulardandır. Kalker yapılı bir tepecik-


ten kaynaklanır. Yöredeki çöküntü alanında yüzeyden görülmeyen kırıklardan sızan suların geçirimsiz kayaçlar arasından kaynak noktasına doğru çıktığı sanılır.





KAPLICAYA GİDEN HASTALARIN İSTATİSTİKİ DÖKÜMÜ




Hastalıklar Adet İstifa eden İstifa Edemeyen Menfi


Romatizma 4.556 4.326 230 Yok


Lumbago 136 98 38 0


Siyatik 813 735 79 0


Kadın hastalıkları 326 221 105 0


Varis 21 3 2 16


Filebit 4 3 1


Hypertantion 378 268 110


Polinevrit 4 2 2 0


Litilbast 1 1 0 0


Çocuk felci 4 1 3 Az istifade


Osteomiyalit 2 2 0 0


Astım Bronşit 14 14 0 0


Guatr 4 0 4 0


Kilye rahatsızlığı 6 2 4 0


Hemoroit 3 1 0 0


Safra-Karaciğer 20 9 11 Yok


Ankilos 1 1 0 0


Ekzama ve Cilt 58 49 9 0




Sıcaklığı 44 derece olan Haymana kaplıcası’ nın suyu oldukça boldur. İçildiğinde sindirim sistemine yaptığı olumlu etki nedeniyle sofra suyu olarak şişelenmesi önerilmiştir. Banyo için kullanıldığın- da dolaşım ve solunum sistemlerini olumlu yönde etkilediğine inanılır.


Roma ve Selçuklu dönemlerinde de işletilen Haymana Kaplıcası’ nda


bir fizik tedavi kuruluşu vardır.






Kaplıca Suyunun Terkibi ve Özellikleri


Sıcaklığı Kaynakta 44,havuzda 42-43,küvetlerde 41 derecedir.


Radyoaktivitesi 0,155*10-9 gr/lt


Tuz miktarı 1,2211796 gr/lt


Yoğunluğu 15 derecede 1,00017 gr/cm küp





5-Bolu Büyük Kaplıca


Karasu Ilıcaları olarak da bilinir, Bolu kentinin 5 km kadar


güneyinde kaplıcadır. Bolu Ovasının güney kesiminden geçen Kuzey Anadolu fay çizgisinin uzantıları üzerindedir.


Kaynak kesiminde birbirinden bölmelerle ayrılmış, ısısı farklı üç havuzdan oluşan Büyük Kaplıca’ da su sıcaklığı 42-46 derece arasında


değişir. Bu su kalsiyum bikarbonat ve kalsiyum sülfat bakımından ol-


dukça zengindir. Kalsiyum dışında içinde sodyum, magnezyum, po-


tasyum , klor, fosfor ve amonyum iyonları da vardır. Bileşiminde az miktarda da olsa radyoaktif özellikte maddeler bulunduğu ve romatiz-


mal hastalıklara iyi geldiği için aranılan bir kaplıcadır. Suyunun içimi


sert olmakla birlikte çeşitli mide rahatsızlıklarına iyi gelir.

6-Çekirge Kaplıcaları


Marmara Bölgesi’ nde, Bursa kent merkezin kuzeybatısında bir dizi kaplıcadır. Nilüfer Çayı ile Uludağ etekleri arasında


yer alır. Batıdan kuzeydoğuya doğru uzanan kırık hattından aldığı sıcak su kaynaklarının en önemlisi, Yukarı Çekirge’ den çıkan Vakıfbahçe kaynağıdır. Sıcaklığı 47 derece olan yüksek debili bu su yöredeki otellere verilir. Diğer kaynaklar; Bademlibahçe, Karamustafa, Kaynarca, Yenikaplıca, Kükürtlü’ dür. Bu kaynakların suları daha sıcaktır.


İstanbul’ a yakınlık, ulaşım ve konaklama kolaylıkları gibi etkenler yörede canlı bir kaplıca turizminin gelişmesini sağlamıştır. Bizans döneminde Pythia olarak bilinen kaplıcalar, bugünkü adını Çekirge Sultan’ dan söz edilen bir halk öyküsünden almıştır.

7-Oylat KaplıcasıMarmara Bölgesi’ nin Güney Marmara Bölümü’ nde sıcak maden suyu kaynağıdır. İnegöl ilçesinin Tahatköprü bucağına bağlı Saadet köyü yakınındaki Oylat yöresindedir. İnegöl çöküntü ovasının güne-


yindeki dağlık alanda yer alır.


Sıcaklığı 40 dereceyi, debisi 40 lt/sn’ yi bulur. Kaplıca çevresinde


kaynarcaya gelen maden sularının sızmasıyla yeryüzüne çıkmış bazı,


kaçak kaynaklar da vardır. Yörede göz hastalıklarına iyi geldiğine ina-


nılan Göz Suyu bunlardan biridir. İnegöl kentinden 19 km’ lik düzgün bir yolla ulaşılan Oylat Kaplıcası’ nda konaklama ve hizmet tesisleri vardır.
Devamını Oku

*

Bitki Yetiştiricilik / Toprakda Tuzluluk


Dünyada her yıl 10 milyon ha arazinin tuzluluk etkisiyle elden çıkması sorunun boyutunu daha iyi göz önüne sermektedir (Kwiatowski, 1998)...



TOPRAKTA TUZLULUK


Dünyada her yıl 10 milyon ha arazinin tuzluluk etkisiyle elden çıkması sorunun boyutunu daha iyi göz önüne sermektedir (Kwiatowski, 1998). Özellikle kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde yetersiz yağış ve yüksek buharlaşma tuzluluğun başta gelen sebeplerindendir. Nadir de olsa okyanus kenarlarındaki delta ovalarında okyanus etkisi nedeniyle tuzluluk görülebilmektedir. Öte yandan yanlış sulama uygulamaları da özellikle drenaj koşullarının kötü olduğu yerlerde tuzluluğa sebep olabilmektedir(Ergene, 19982). Dünyada tarım arazilerinin sınırlı olduğu ve besin ihtiyacının katlanarak arttığı dikkate alınırsa en azından mevcut arazilerin daha verimli kullanılması gerektiği ortaya çıkar. Bu yüzden tuzlu toprakların ıslahı ve ekonomik bir şekilde değerlendirilmesi son derece önemlidir (Woods, 1996).




Tuzluluk ; özellikle kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde yıkanarak yer altı suyuna karışan çözünebilir tuzların yüksek taban suyuyla birlikte kapillarite yoluyla toprak yüzeyine çıkması ve buharlaşma sonucu suyun uçmasıyla toprak yüzeyinde birikmesi olayıdır (Ergene, 1982; Kwiatowski, 1998). Bu birikme toprak yüzeyinde olabileceği gibi yüksek sıcaklık etkisiyle yüzeyden daha aşağılarda da olabilmektedir. Tuzlu topraklar sodik topraklara göre ıslahı daha kolay ve bitki yetiştirmeye daha müsaittirler (Ergene, 1982).








2. Tuzlulaşmaya Neden Olan Anyon Ve Katyonlar




2.1. Anyonlar




Tuzlu topraklarda en fazla rastlanan anyonlar, Cl- ve SO42- anyonlarıdır. Nadiren de olsa HCO3-, CO32- ve NO3- anyonları bulunabilir (Ergene, 1982; Terry, 1997).




2.2. Katyonlar




Tuzlu topraklarda en fazla bulunan katyonlar Na+, Ca2+ ve Mg 2+ katyonlarıdır. Genellikle az miktarda da K+ katyonu bulunabilir (Ergene, 1982; Terry, 1997).




3. Tuzlulukta Etkili Olan Unsurlar




3.1. Okyanuslar




Okyanuslar daha ziyade sahil kesimlerde ve okyanus kenarlarındaki delta ovalarındaki tuzluluğun kaynağıdır. Okyanusların tuzlu suyu, gel-git olayları, deniz serpintileri ve tuzlu suyun arazilere nüfuzu yoluyla bu topraklara ulaşır ve buharlaşma sonunda toprak yüzeyinde tuz birikmesi olur (Terry, 1997).




3.2. Ana Materyal




Dünya üzerindeki tuzluluğun en önemli kaynağı ana materyaldir. Zira yüzey ve taban suyu akışı sırasında ana materyaldeki çözünebilir tuzların yer altı ve yerüstü sularına karışması tuzluluğun temel kaynağıdır. Ana materyalde tuz iki şekilde bulunabilir;




Deniz orijinli kayalar: daha önce deniz tabanı olan ancak jeolojik olaylar sonucu suyu çekilen bölgelerde yıllarca tuzlu deniz suyuna maruz kalan kayalar tuzluluk kaynağıdırlar.




Mineral ayrışmalar: Ana kayada mevcut bulunan tuzlar sular ve diğer bazı kimyasal ve fiziksel etkilerle ayrışırlar ve tuzluluğa sebep olurlar (Terry, 1997).




3.3. Topografya




Tuzluluğun oluşmasında önemli bir faktör de topografyadır. Kapalı havzalar genellikle tuzlulaşma eğilimindedir. Özellikle taban suyu akışını engelleyen geçirimsiz tabakalar yüksek taban suyunun ve dolayısıyla tuzluluğun başta gelen sebeplerindendir (Ergene,1982; Terry, 1997).




3.4. İklim




Tuzluluk daha ziyade kurak ve yarı kurak bölgelerde sorun olmaktadır. Zira yağışlı bölgelerde fazla yağışla yer altı suyuna iletilen tuzlar akarsularla denizlere ulaştırılır. Ancak kurak be yarı kurak bölgelerde tuzların yıkanması ve taban suyuna karışması yetersiz yağış nedeniyle yereldir ve çoğu zaman yer altı suları açık denizlere ulaşamaz. Bunun sonucunda da lokal kapalı havzalar meydana gelir. Ayrıca yüksek buharlaşma kurak ve yarı kurak bölgelerdeki tuzluluğun en önemli sebeplerindendir (Ergene, 1982).










4. Tuzluluğun Sebep Olduğu Sorunlar




Tuzlu toprakların pH' sı, permeabilitesi ve infiltrasyonu normal topraklara yakındır. Yani böyle topraklarda sodik topraklardaki gibi kil dispersiyonu ve organik madde çözünümü pek görülmez. Bu sebeple tuzlu toprakların ıslahı ve idaresi sodik topraklardan daha kolaydır (Terry, 1997; Ergene, 1982). Tuzlu topraklarda görülen başlıca sorunlar şunlardır.




4.1. Toprak Yüzeyinde Tuz Birikmesi




Tuz birikmesinin mekanizması aşağıda anlatılacaktır. Tuzlu topraklarda yüzeyde ve yüzey altında tuz birikmesi meydana gelir. Beyaz görünümünden dolayı bazı araştırıcılar böyle topraklara beyaz alkali topraklar demişlerdir (Ergene, 1982).




4.2. Bitki Gelişimine Etkisi




Bitki yetişme ortamındaki fazla tuz bitkinin gelişmesinin önemli ölçüde sınırlar. Tuzlar bitki büyümesine 2 türlü etki ederler.




Zehir etkisi: Sodyum ve Bor gibi elementler bitkilerde zehir etkisi yaparlar.




Bitkide su açığı yaratma: Çözünebilir tuzlar besi ortamının su potansiyelini düşürür. Böylece bitkinin su alımı sınırlandırılmış olur. Bu etki osmotik ayarlama mekanizmasıyla dengelenebildiğinden birinci etki kadar önemli değildir. Osmotik ayarlama mekanizması; Ortamdaki yüksek tuz konsantrasyonu bitkinin besin alımını artırır. Bu artış bitki köklerinin su potansiyelinin düşürür ve dolayısıyla bitkinin su alımı artar. Bu yüzden tuzdan etkilenmiş bitkilerde solma belirtisi görülmez. Buna karşılık donuk maviye çalan küçük yapraklı bodur bitki görünümü tipiktir (Aydemir, 1992).




5. Tuzluluğun Meydana Geliş Mekanizması




Yukarıda da anlatıldığı gibi tuzluluk kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde tipiktir. Oluşumunda iklimin yanında topografyanın da etkisi büyüktür. Yağışlar ve aşırı ve aşırı sulama sebebiyle derinlere sızan sular gerek sızma esnasında ve gerekse yer altı suyu akışı sırasında toprak ve kayalarda bulunan eriyebilir tuzları eritirler. Yer altı suları doygun akış sistemine göre yerçekiminin etkisiyle tabana doğru hareket eder. Ta ki geçirimsiz bir tabakaya rastlayınca akış durur ve birikme başlar. Bu birikme bazen toprak yüzeyine kadar ulaşabilir. Tuzluluk meydana gelebilmesi için kritik taban suyu derinliği toprak yapısına göre değişmekle beraber yaklaşık 2 m civarındadır. 2 m' den daha yüksek taban suyu su tablası seviyesinden itibaren doymamış akış sistemine göre hareket eder ve adezyon kuvvetinin etkisiyle yukarı ve yana doğru su molekülleri çok nemli kısımdan az nemli kısma doğru kapillaritenin etkisiyle ilerler. Bu hareket sırasında da toprakta mevcut bulunan eriyebilir tuzlar eritilerek suyla beraber yüzeye doğru hareket ederler. Su zerrecikleri yüzeye ulaşınca bünyelerindeki tuzları toprak yüzeyine bırakarak buharlaşırlar. Bu buharlaşma işlemi kurak bölgelerde toprak yüzeyinden daha aşağılardan başlar. Yani daha derinlerde tuzlulaşma başlar.




Tuzluluğun meydana geliş mekanizması.




Topoğrafyaya bağlı olarak değişik tuzluluk çeşitleri görülse de tuzluluğun oluşma mekanizması genellikle böyledir (Ergene,1982; Woods, 1996; Kwiatowsky, 1998; Terry, 1997). Tuzluluğun oluşma mekanizması Şekil 1' de görülmektedir.




6. Tuzlu Toprakların Teşhisi




Tuzlu toprakların teşhisi oldukça zordur. Zira her zaman toprak yüzeyinde beyaz bir tabaka görülmeyebilir. Elde edilen ürün önemli ölçüde düşmesine rağmen bunun sebebi anlaşılamayabilir. Tuzlu toprakları teşhis etmenin en kolay ve kesin yolu elektiriki iletkenliğinin, pH'sının ve değişebilir sodyum yüzdesinin belirlenmesidir. Tuzlu ve sodik toprakların elektiriki iletkenlikleri değişebilir sodyum yüzdeleri ve pH' ları Tablo 1' de verilmiştir (Terry, 1997; Aydemir, 1992; Kwiatowsky, 1998; Woods, 1996).




Tuzlu ve sodik toprakların elektiriki iletkenlikleri değişebilir sodyum




yüzdeleri ve pH' ları






Toprak pH E.C. (mmhos/cm) Değişebilir Na yüzdesi


Normal < 8,5 < 4 < 15


Tuzlu < 8,5 > 4 < 15


Sodik > 8.5 < 4 > 15


Tuzlu-Sodik < 8,5 > 4 > 15




7. Topoğrafya ve Uygulamalara Yönünden Tuzluluğun




Sınıflandırılması




7.1. Kurak Bölge Tuzluluk Tipleri




Artezyen tuzluluğu: iki geçirimsiz tabaka arasındaki basınçlı ve tuzlu yer altı suyunun herhangi bir çatlaktan veya açılan bir kuyudan yüzeye çıkması sonucu oluşan tuzluluktur. (Woods, 1996).




Temas/ Meyil değişim tuzluluğu: Taban suyunun eğimli arazilerin eteklerindeki düz kısımlardan yüzeye çıkması sonucu oluşan tuzluluktur. (Woods, 1996).




Sel yarıntı tuzluluğu: Üstteki tuzu yıkanmış tabakanın sel tarafından aşındırılması sonucu alttaki tuz biriken tabakanın yüzeye çıkması sebebiyle oluşan tuzluluktur. (Woods, 1996).




Çöküntü tabanı tuzluluğu: Çöküntü tabanlarında yüksek taban suyunun kapillarite ile yüzeye çıkması sonucu oluşan bir tuzluluktur. (Woods, 1996).




Aşınma tuzluluğu: Uzun yıllar sonunda çeşitli sebeplerle üst toprak katmanının aşınması sonucu oluşan tuzluluktur. (Woods, 1996).




Bataklık kenarı tuzluluğu: Bataklık kenarlarında bataklık sularının toprak altından yan ve düşey yönde kapillarite etkisiyle hareket etmesi sonucu bant şeklinde oluşan tuzluluktur. (Woods, 1996).




7.2. Sulanan Bölgelerdeki Tuzluluk Tipleri




Kanal sızıntılarının sebep olduğu tuzluluk: Gerek sulama ve gerekse drenaj kanallarında meydana gelen sızıntılar uzun süre sonunda buharlaşmanın da etkisiyle kanal civarında tuz birikmesine sebep olabilmektedir. (Woods, 1996).




Sulama uygulamalarının sebep olduğu tuzluluk:




Tuz içeriği yüksek sulama suyu kullanılması nedeniyle oluşan tuzluluk.




Aşırı sulama nedeniyle yer altı su tablasının yükselmesine neden olarak meydana gele tuzluluk. Sulama uygulamalarının neden olduğu tuzluluk (Woods, 1996).Xx




11. Tuzlu Toprakların Islahı




Tuzlu toprakların ıslahında başlıca yöntemler şunlardır.




11.1. Drenaj Sistemlerinin Kurulması




Tuzlu toprakların büyük çoğunluğunda taban suyu oldukça yüksektir. Uygun yerlere açılacak açık veya kapalı drenaj kanalları taban suyunun kritik derinliğin altına düşmesini sağlayabilir (Terry, 1997).




11.2. Uygun Su İdaresi




Sulama amaçlı kullanılacak suyun içinde en fazla 1000 ppm tuz bulunmalıdır. Bunun üzerindeki tuz konsantrasyonları toprak yüzeyinde veya içinde buharlaşmanın etkisiyle birikmeye sebep olabilir (Terry, 1997).




Tuzlu topraklarda düşük tuz içeren su kullanımı yanında sulama zamanının ve yönteminin doğru belirlenmesi de ıslah açısından önemlidir. Zira salma sulama yöntemiyle ve sıcak saatlerde yapılan sulama hem sızma yoluyla taban suyunu yükseltecek, hem de hızlı buharlaşma sebebiyle yüzeyde tuz birikmesine neden olacaktır. Bu yüzden tuzlu topraklarda en uygun sulama zamanı buharlaşmanın en az olduğu gece saatleri ve en uygun sulama yöntemi de damla sulama yöntemidir (Kwiatowsky, 1998).




Bir diğer husus tuzlu su içeren drenaj ve sulama kanallarındaki sızmaların önlenmesidir. Böylece kanal çevresindeki tuz birikmesi önlenebilir (Woods, 1996).




7.3. Yıkama




Tuzlu topraklar tuz içeriği 1000 ppm'den az olan sulama suyuyla her yetiştirme sezonundan önce hektara 500 mm su ilave etmek suretiyle yıkanabilir. Şu da gözden uzak tutulmamalıdır ki tuz içeriği 1000 ppm olan bir sulama suyuyla sulama yapılsa dahi hektara 500 mm suyla toplam 5000 kg tuz ilave edilmektedir. Ayrıca yıkama işleminin uygulanabilmesi için çok iyi bir drenaj sisteminin varolması gerekir (Terry, 1997).




8. Tuzlu Toprakların İdaresi




Drenaj Sağlanmalıdır : Tuzlu toprak idaresinde temel unsur drenaj sağlanmasıdır. Zira yüksek taban suyu bitki kök bölgesinin suyla kaplı olması demektir. Buda bitkilerin sağlıklı bir şekilde büyümesini engeller.




Mevcut tuz periyodik olarak süzülmelidir : Böylece tuz içeriği düşürülerek bitkilerin istediği yetişme ortamı temin edilebilir (Terry, 1997).




Tuza dayanıklı bitkiler yetiştirilmelidir : Tuzlu toprak kullanımında en ekonomik ve yaygın yöntem budur. Toprağın tuz içeriği tespit edilerek ona uygun bitkiler yetiştirilmelidir. Toprakların tuzluluk seviyelerine göre bitkilerin tepkisi Tablo 2' de verilmiştir (Aydemir, 1992).




Toprakların tuzluluk seviyelerine göre bitkilerin tepkisi




Tuzluluk, E.C. (25oC'de mmhos/cm) Bitki Tepkisi


0-2 Çok az tuzlu Tuzluluk etkisi çoğunlukla ihmal edilebilir


2-4 Az tuzlu Çok duyarlı bitkilerin ürün verimleri düşebilir


4-8 Tuzlu Birçok bitkinin ürün verimi düşer


8-16 Çok tuzlu Tuza dayanıklı bitkiler normal ürün verebilir


> 16 Aşırı tuzlu Tuza çok dayanıklı birkaç bitki ürün verebilir.




Tuza dayanıklılık açısından bitkiler şöyle sınıflandırılabilir (Terry, 1997; Aydemir, 1992).




- Yüksek dayanımlı bitkiler : Şekerpancarı, pamuk, arpa




- Orta dayanımlı bitkiler : Üzüm, buğday, ayçiçeği, kaba yonca




- Düşük dayanımlı bitkiler : Kızıl yonca, baklagiller, turunçgiller, çeltik, mısır.




Düşük tuz içerikli su kullanımı : Düşük tuz içerikli su kullanımı toprağın ıslahına yardım edeceği gibi bitkilerin suyu daha kolay kaldırmasını da sağlar. Bu da bitki besin elementlerinin bitkiye daha kolay geçmesini sağlar.




Bitkinin dikim yerine dikkat edilmelidir : Özellikle karık sisteminde tuz birikimi karıkların tepelerinde yoğunlaşır. Bu sebeple bitkiler karıkların yan yüzeylerine dikilmelidirler.




9. Kaynaklar




1. Aydemir, O., 1992. Bitki Besleme ve Toprak Verimliliği. Atatürk Üniversitesi Yayınları. No: 734. Erzurum.




2. Ergene, A., 1982. Toprak Bilgisi. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları.




Erzurum.




3. Kwiatowsky, J., 1998. Salinity Classification, Mapping and Management in Alberta.




Her Majesty the Queen in the Right of Alberta.




4. Terry, R., 1997. Soil Salinity. Aghrt 282 Class Lectures.




5. Woods, S. A., 1996. Salinity Tolerance of Ornamental Trees and Shrubs. Her




Majesty the Queen in the Right of Alberta.




Devamını Oku

*

Rakım


Rakım, herhangi bir nesnenin bilinen bir düzeye göre yüksekliğidir. Genellikle bu bilinen düzey, ortalama deniz seviyesidir.


Rakım, Kuzey Amerika'da ve İngiltere'de feet, geri kalan yerlerde ise metre ile ölçülür. Rakımın artmasının, basınç ve sıcaklık üzerinde etkileri vardır.






Dağcılıkta üç tür rakım vardır:Yüksek rakım = 1500 m – 3500 m (5000 – 11,500 ft)

Çok yüksek rakım = 3500 m – 5500 m (11,500 – 18,000 ft)

Aşırı rakım = 5500 m – ve daha yüksek

Devamını Oku

*

Mağara


Mağara, yüzeyle bağlantısı olan en az bir insanın sürünerek girebilmesine olanak verecek genişlik ve yüksekliğe sahip olan yeraltı boşluklarıdır. Bazı mağaralar lavların soğuması sırasında içlerinde bulunan boşluklardan da meydana gelebilir; fakat bu mağaralarda zehirli gaz çıkışları olması ihtimali nedeniyle girilmesi tehlikelidir. Buz içinde oluşan mağaralar da (karstik) vardır.


Kireçtaşı, dolomit, mermer, jips, tuz, kalsit çimentolu konglomera ve kumtaşı gibi erimeye uygun karbonatlı ve sülfatlı kayaların, yeraltı suları tarafından eritilerek aşındırılmasıyla meydana gelen mağaralara karstik mağaralar denir. Bu tür mağaralar oluşum açısından en zengin mağaralardır.






Devamını Oku

*

Dağ Nedir? Dağların Özellikleri, Dağ Çeşitleri Hakkında Bilgiler


Dağ, çevresindeki karasal alanlardan daha yüksek olan kara kütlelerine verilen addır. Türkçe kökeni Çince'deki "tai" sözcüğüne dayanan sözcük "tağ" olarak Türkçe'ye girmiş zamanla da bugün kullanılan halini almıştır. "Dağlık" sıfatı, dağlarla ilişkili ve kaplı alanları tanımlamak için kullanılır.


Dağlar genellikle tepelerden daha yüksek olmakla beraber, tepeler ve dağları yükseklikleriyle birbirinden ayırmak için evrensel olarak kabul edilmiş standart bir tanımlama yoktur.


Dünyada birçok dağ olup bunların ortaya çıkış nedeni farklıdır. Bazı dağlar yerin sıkışmasıyla oluşken bazı dağlar lavların yeryüzüne çıkıp donmasıyla oluşur. Yanardağların lavlarının kaynağı, magma denen çok sıcak kütledir.


Asya'nın %54'ü, Kuzey Amerika'nın %36'sı, Avrupa'nın %25'i, Güney Amerika'nın %22'si, Avusturalya'nın %17'si ve Afrika'nın %'3'ü dağlarla kaplıdır. Dünya'nın karasal kütlesinin %24'ü bütünüyle dağlıktır. İnsanların %10'u dağlık bölgelerde yaşar. Dünya'nın nehirlerinin çoğu dağlık kaynaklarca beslenir ve insanlığın yarısından fazlası su için dağlara bağımlıdır.


Tüm dağlar yalnızca dünyada değildir. Diğer gezegenlerde de dağlar vardır. Bunlara örnek olarak Venüs'te Gila Dağı (3km) ve Türkiye'nin yarısına yakın bir alan kaplayan, Güneş Sisteminin en yüksek dağı Mars'taki Olympus Mons (25km) örnek verilebilir. Bunların dışıda Ay'da 8 km ve yine Mars'ta 18 km yüksekliğindeki dağlar verilebilir fakat bu dağların yükseliklerinin ölçümü gezegenin yüzeyinden itibaren yapılmaktadır ve Mars'taki dağlar sönmüş birer volkandır. Dünyanın en yüksek dağları olan Himalaya Dağları'ndaki en yüksek tepe Everest Tepesi ise 8850 metre yüksekliktedir.

Tanımlamalar






Bazı kaynaklar dağı, göze çarpan sivri bir tepesi olan, belirli bir yüksekliğin üzerindeki topoğrafik çıkıntılar olarak tanımlarlar; örneğin Britannica Öğrenci Ansiklopedisine göre, dağlar; "genellikle 610 metre (2,000 fit) üzerinde yükselir". Diğer taraftan, Britannica Ansiklopedisi, yüksekliğe sınır koymadan, kavramı sadece "jeolojik açıdan standartize edilemeyen terim" olarak ifade eder.

Birleşik Krallık'ta




Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığında, Çevre Bakanlığı, "dağ"ı, 600 metrenin üzerinde olan bütün karalar olarak tanımlar. Bu ölçüm yaklaşık olarak 2,000 fite (610 m.) karşılık gelir.İskoçya 2003 yasaları, bu tanımdaki gibi görülmez ve "dağ" tanımı daha öznel şekilde; 914.4 metrenin (3,000 fit) üzerindeki tepeler için kullanarak, onları "Munro"lar olarak sıralar. Birleşik Krallık'ta, tepe tanımı, yüksekliğine bakmayarak yaygın şekilde bütün tepeler ve dağlar için kullanılır.



Birleşik Devletler'de




Birleşik Devletler'de Coğrafik İsimler heyeti, 305 m (1,000 fit) altı (bazıları 100 fit kadar küçüktür) özellikteki yüzlerce kara alanını "dağ" adı altında listeler. Bu Birleşik Devletler'in her yerinde, hatta Kaskad Dağları olarak bilinen alçak yüksekliklerin baskın olduğu batı kıyıları için de geçerlidir. Ancak heyet henüz, dağları, tepeleri ve diğer yükseklikleri ayırmaya kalkışmamıştır ve hepsini, nasıl isimlendirildiğine veya yüksekliğine bakmayarak basitçe "tepe" (summit) olarak sınıflandırır. Bununla beraber, heyet, Tom Sıradağları (en yüksek tepesi 1,200 fit; 366 m) gibi alçak dağ sıralarını "sıradağ" olarak listeleyip sınıflandırır.







Yükseklik






Bir dağın yüksekliği onun deniz seviseyinden yüksekliğine göre belirlenir. Andlar ortalama 4 km iken; Himalayalar deniz seviyesinden ortalama 5 km yukarıdadır. En yüksek dağ, Himalayalarda bulunan 8.848 metre (29,030 ft) yüksekliğiyle Everest Tepesidir.


Yüksekliğin diğer tanımları da olabilir. Dünya'nın merkezinden en uzakta bulunan zirve Ekvator'daki Chimborazo volkanıdır. Deniz seviyesinden 6.267 metre (20,560 ft) yükseklikle Andlar'daki bu zirve "en yüksek" olarak nitenlendirilmemektedir çünkü Chimborazo, Ekvatora'a çok yakındır ve Dünya ekvatorda şişkinleşir; Chimborazo 2.150 metre (7,100 ft), dünyanın merkezine Everest'den daha uzaktır. [6] Tabanından en yükseğe çıkan zirve Hawaii'deki Mauna Kea'dır, zirve tabanının bulunduğu Pasifik Okyanusu'ndan 10.200 metre (33,500 ft) yüksekte bulunur.[7]


Bugün Everest Dünya'daki en yüksek dağ olsa da, geçmişte daha yüksek dağlar bulunmuştur. [Prekambriyan zaman]]ı boyunca, şuan kıvrılarak küçülmüş olan Kanada Shield 12,000 metre (40,000 ft) ile en yüksek dağlardan biri olmuştur. Bu dağ, Himalaya ve Rocky Dağları gibi tektonik tabakaların çarpışması sonucu yükselmiştir.


Mars'ta bulunan eski bir volkan olan Olympus Dağı 26 kilometre (85,000 ft) (Fraknoi et al., 2004) yükseklikle, Güneş Sistemi'ndeki bilinen en yüksek dağdır.


Volkanların bizim güneş sistemimizdeki diğer gezegenlerde de püskürdükleri bilinmektedir ve bunlar yaşamlarımız boyunca (örneğin Venüs'te) sürekli püskürmektedir, bu dağların bazıları lav yerine buz püskürür. Birkaç yıl önce, Hale teleskobu güneş sistemimizdeki bir uyduda bulunan bir volkanın püskürmesini ilk kez kayıt etmiştir.


Dağlar iki şekilde oluşur:KIVRIM DAĞLAR:

Yerkabuğundaki çok geniş çukurluklara denir. Bu çukurluklar akarsular, rüzgarlar, buzulların etkisiyle biriken tortular, kıtaların kaymasıyla yan basınçlara uğrarsa yumuşak olan tabakalar kıvrılarak yükselir ve dağlar oluşur. Bu dağların yükselen kısımalarına antiklinal, çukurda kalan kısımlarına senklinal denir.KIRIKLI DAĞLAR:

Jeosenklinallerse biriken tortular kıvrılamayacak kadar sert ise bu dağlar kırıklı dağlar olarak meydana gelir. Bu dağların yükselen kıssımlarına Horst alçalan kısımlarına Graben denir. Bu kırıklı dağlar fay hattını oluşturur. Dünyanın en uzun fay hattı Doğu Afrika'da bulunan Victoria Gölü'nden başlayıp Van Gölü'nün kuzeyinde sona erer.



Özellikleri






Yükske dağlar, ve Dünya'nun kutuplarına yakın olarak bulunan dağlar, atmosferin daha soğuk tabakalarıyla birlikte bulunurlar. Bu nedenle sıkça don etkisiyle olan buzlanmaya ve erozyona maruz kalırlar.


Bazı süreçlerle en bilinen zirve şekilli dağlar orataya çıkar. Bu dağların bazıları eriyen buzlarla oluşturulan buzul göllerine sahiplerdir, örneğin Bhutan'da tahmini 3.000 buzul gölü bulunmaktadır.




Yeterince uzun dağlar tabanlarından tepelerine kadar çok farklı iklimsel şartlara sahip olurlar ve farklı yüksekliklerde farklı yaşam alanları barındırırlar. Bu zonlarda bulunan fauna ve flora yukarıdaki ve aşağıdaki şartlardan izole olmaya, bu zonlardan üyeler almamaya meyillidir. Bu izole olmuş ekolojik sistemler gökyüzü adası ve/veya mikroklima olarak bilinir.


Ağaç ormanları, dağın bir yanında bulunan, ağaçlarla nemlenen, eşsiz ekosistem ormanlardır. Çok uzun dağlar buz ya da karla örtülü olabilirler.


dağlar yerden daha soğuktur çünkü Güneş Dünya'yı yerden yukarıya doğru ısıtır. Güneş'inn radyasyonu atmosferden geçerek yere iner ve yerküre ısıyı emer.


Yerküre'nin yüzeyine en yakın hava, genellikle, daha ılıktır. Dağda yükselen hava, zor ılınır ve sonuç olarak soğur. Hava sıcaklığı normalde, her 300 metre yükseklikte 1 ila 2 C derece düşer.


Dağlar genellikle inssan yaşam alanı olarak düzlüklere göre daha az tercih edilir, buralarda hava daha serttir ve tarım alanları daha az bulunur. Çok büyük yüksekliklerde havada daha az oksijen bulunur ve güneş radyasyonu UV'ye karşı daha az koruma sağlanır.


Hipoksiya'nın (kanda az oksien bulunması) neden olduğu Akut Dağ Hastalığı, daha alçak kesimlerde yaşayıp, 3.500 metreden daha yukarılarda bir kaç saatini geçirmiş insanların yarısını etkiler.


Dünyada dağılan dağların ve dağlık dizilerin bir kısmı kendi doğal hallerinde ve ağaç kesimi, madencilik, otlama için kullanılabildiği gibi az kısmı hepsi için, bazıları ise eğlence (rekreasyon) için kullanılmaktadırlar.


Bazı dağlar sadece ağaçlıkken, bazıları tepelerinden görülmeye değer manzaraya sahiptir. Dağdan dağa tepelere erişilebilir, yükseklik, diklik, düzlük, araziler, hava, yollar bu geçişi etkileyen faktörler olduğu gibi, teleferikler gibi daha kolay ulaşım için yapılmış araçlar da dağlar da bulunabilir.


Dağcılık, hiking, kaya tırmanışı, buz tırmanışı, tepeden aşağı kayma ve kar sörfü gibi eğlence aktiviteleri dağları eğlenceli hale getiren uğraşlardır. Tepeden aşağı kayma gibi akitivitelerde dağlar özellikle düzlükse eğlenceyi arttırıır. Bununla beraber bu tür uğraşların her zaman riski bulunmaktadır.





Dağ çeşitleri






Dağlar birkaç yolla karakterize edilebilir. Dağların bazıları volkanlardır ve püskürme tarihi ve lav tipiyle karakterize edililebilirler. Diğer dağlar buzlanma süreciyle şekillenddirilmiş olabilir ve buzlanma özellikleriyle tarif edebilirler. Bununla beraber, fayları ve Dünya kabuğundaki katlanmalarıyla ya da tektonik katmanların kıtasal çarpışmalarıyla da (örneğin Himalayalar) örneklendirilebilirler.


Karaların baştan başa şekil ve yerleşimi de dağları ve dağlık yapıları ayrıca tanımlar. Sonuçta bazı dağlar bileşenlerini oluşturan kayaların tipine göre karakterize edilebilirler. Dağları genel olarak şu iki gruba ayırabiliriz:Tektonik dağlar

Volkanik dağlar

Ya da dağlar şu şekilde de gruplandırılabilir:Tek dağlar

Sıra dağlar
Dünya'nın En Yüksek Dağları




Everest

K2

Kançencanga

Lhotse

Makalu

Ço Oyu





Devamını Oku

*

Harita Nedir? Harita Hakkında Bilgiler






Harita, yeryüzünün veya bir parçasının matematiksel formüllerden yararlanılarak belirli oranlarda küçültülüp simge, renk ve bazı özel işaretlerle bir düzlem üzerine çizilmiş taslağıdır.


Haritanın temel işlevi, bölgenin topografyası ya da ilişkili diğer konularda, jeolojisi, jeomorfolojisi, iklimi, trafiği, yeraltı kaynakları, değişik bakış açılarından ekonomisi vb. hakkında bilgi vermektir. Bu haliyle harita, insandan (haritayı üreten kartograf) insana (harita kullanıcısı) yer referanslı bilgi aktaran, genel olarak basılı bir iletişim aracıdır. Harita, Uluslararası Kartograya Birliği tarafından son olarak 1991 yılında tanımlanmıştır.


Haritaların, ülkenin değişik amaçlı kalkınmasında ve taşınmaz mal hukukunda kullanılmak üzere üretilmesi genellikle devletin temel görevlerinden biridir. Bu nedenle ülkemizde de büyük ölçekli topografik içerikli haritalar devlet eliyle üretilir, ya da ihale yoluyla özel firmaların üretmesi sağlanır. 1: 5.000 ölçeğine kadar taşınmaz mal hukukunda hizmet verecek haritalar orijinal yer ölçümleri ya da fotogrametrik yöntemlerle Başbakanlığa bağlı "Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü" sorumluluğunda; 1:25.000 ve daha küçük ölçekli haritalar ise,Milli Savunma Bakanlığına bağlı "Harita Genel Komutanlığı"yetki ve sorumluluğunda üretilir ve güncellenir. Belediye hizmeti verilen yerleşim merkezlerinde özellikle teknik alt yapı tesislerinin projelendirilmesinde kullanılan haritalar ise yerel yönetimler tarafından, yine özel firmalara ihale yöntemiyle ürettirilir.


Haritalar, Basılı Haritalar ve Sayısal Haritalar üzere iki gruba ayrılabilir. Sayısal Harita (Vektör Harita, Raster Harita, Matris Harita) niteliğindeki coğrafi veriler, Ulusal Coğrafi Veri Altyapısının temel altlık verilerini oluşturur.





Harita Ölçeği




1.KESİR ÖLÇEK


Kesirlerle ifade edilen ölçeklerdir. Kesir ölçekte birim yazılmaz. Her zaman cm cinsindendir.






Örnek: Gerçekte 90 km olan Manisa-Soma arası haritada 6cm ile gösterilmiştir. Haritanın ölçeği nedir?


Gerçek *Uzunluk= Harita U. x ölçek Paydası






Örnek:1/200.000 ölçekli haritada 16cm ile ölçülen bir uzunluk gerçekte kaç km’dir?


G.U= 16x200.000=3.200.000cm=32 km


Örnek: Gerçekte 250 km olan bir yol 1/1.250.000 ölçekli haritada kaç cm ile gösterilir?










Ölçeklerle ilgili bütün sorularımızda kullanabileceğimiz formül üçgeniÖlçek ne kadar değişirse değişsin; gerçek alan , gerçek uzunluk, enlem- boylam ve özel konum değişmez.



2.ÇİZGİ (GRAFİK ) ÖLÇEĞİ






Çizgilerle ifade edilen ölçeklerdir. Bu ölçekte çentikler arasındaki uzaklık farkı birbirine eşittir.Bir yolun gerçek uzaklığı ile kuş uçuşu uzaklığı arasında fark fazla ise o yol engebeli bir yerden geçmektedir. Fark az ise yol düz bir yerden geçmektedir.


Harita Bilgileri





Pafta İndeksi




Pafta indeksi, haritanın, haritası olduğu bölgenin kullanıcı tarafından konumunun algılanabilmesi için genel bir harita üzerinde bir çerçeve ile, bazen diğer harita paftaları ile komşuluklarını da göstererek haritanın kapsadığı alan ve nerenin haritası olduğu hakkında bilgi veren bir küçük haritadır. [Türkiye Pafta İndeksi]



Uzunluk Ölçeği (çizgisel ölçek) ve eğim ölçeği




Uzunluk ölçeği, çizgisel ölçek olarak da tanımlanır. Harita üzerinde temsil ettiği mesafenin arazide gerçekte hangi uzunluğa karşılık geldiğini gösterir. Çizgisel ölçek üzerindeki rakamların hangi ölçü biriminde olduğu (km, m, mil vb). Ülkemizdeki haritalarda çizgisel ölçek birimi genelde m ve km biriminde verilir. Bazı ülkelerde mil kullanılmaktadır. Bu tür haritalarda genelde iki birim için iki ayrı ölçek çizgisi kullanılarak farklı birimlerle çalışmaya alışmış olan kullanıcıları için kolaylık sağlanır. Eğim ölçeği ise yükseklik gösterimlerinin ölçeğini ifade eder, ancak çoğu topografik haritada kullanılmamaktadır.







Harita Çerçevesi




Harita çerçevesi üzerinde haritanın bulunan koordinat bilgileri, koordinat ağı ile kesiştiği yerde rakam olarak yazılmıştır. Büyük ölçekli haritalarda sadece çizgisel dakika, küçük ölçekli haritalarda çizgisel derece ve 30 dakika aralığında verilir. Koordinat bilgileri özellikle günümüzde GPS ve haritayı birlikte kullanan ya da haritadan koordinat okuması yapan kullanıcılar için çok önemlidir. Bunun için koordinat çizgileri arasında kalan noktaların hassas koordinat hesabının yapılabilmesi için aşağıdaki cetvel kullanılır.







Sapma Açısı (Deklinasyon)hesabı




Topografik haritaların üzerindeki koordinat ağı (grid) daima kuzeyi gösterir. Koordinat ağının yönü grid kuzeyi olarak adlandırılır ve coğrafi kuzeyden bir miktar sapar. Coğrafi kuzey gerçek kuzey olarak da adlandırılır. Haritayı araziyle çakıştırmak için kullanılan pusula ise magnetik kuzeyi gösterir. Magnetik kuzey kutbu ile coğrafi kuzey kutbu arasında büyük bir mesafe vardır ve bu fark haritalarda göz ardı edilirse hatalara sebep olur. Magnetik kuzey her yıl belli bir miktar hareket etmektedir. Aşağıdaki şekilde 1600 – 2000 yılları arasında magnetik kuzeyin yer değiştirme miktarı görülmektedir.


Haritalar yapıldıkları anda güncelliklerini yitirdikleri ve magnetik kuzey de her yıl belli bir miktarda yer değiştirdiği için, magnetik kuzey, grid kuzeyi ve coğrafi kuzey arasındaki farklar mutlaka harita kenar bilgileri içinde belirtilir. Yıllık deklinasyon (sapma) farkı da kullanıcının haritanın üretim yılı ile haritanın kullanıldığı anda içinde bulunulan yıl arasındaki fark oranında eklenerek ya da çıkarılarak güncel deklinasyonun elde etmesine olanak verir.



Jeodezik Esaslar




Genelde ulusal harita çalışmalarında kullanılırlar. Mühendislik çalışmalarında altlık olarak hazırlanan özel amaçlı haritalarda bu tür özel bilgiler hesap hassasiyeti açısından önemlidir. Nirengi / Nivelman çıkış noktaları, fotogrametrik belgeleme yöntemleri, hava fotoğraflarına ait bilgiler, hata aralığı diğer kartografik kaynaklar vb. bu bilgiler arasında sayılabilir.







Elipsoid, Projeksiyon ve Datum bilgisi




Datum, herhangi bir noktanın yatay ve düşey konumunu tanımlamak için başlangıç alınan referans yüzeyidir. Datum, Yer’in şeklini ve boyutunu tanımlayan bir referans sistemidir. Yatay datum: Koordinatlar için referans alınan başlangıç yüzeyi Düşey datum: Yükseklikler için referans alınan başlangıç yüzeyi Bir datum; elipsoidi, enlem-boylam oryantasyonu ve fiziksel bir orijin ile tanımlanır.


Örn: Lambert Kesen Konik Datum: WGS 84


Güney Paralel Dairesi:….


Kuzey Paralel Dairesi:…..


Orta Paralel Dairesi:…….


Dilim Orta Meridyeni:…..



Bilgi Ağı




Haritalar içerisinde aranan bir bilgiye kullanıcının kolay ulaşmasını sağlayan konumları harfler ve rakamlara karşılık gelen (Nazar Tepe D 4 gibi) karelerden oluşan bir sistemdir. Bu sistem bir liste ile birlikte kullanılır. Haritanın yanında, arkasında ya da birlikte kullanıldığı bir kitapçık içerisinde özel noktaların bir listesi harita içerisinde bu sistem yardımı ile bulunur. Özellikle turistik amaçlı hazırlanmış olan haritalarda yaygın olarak kullanılırlar. Bu ağ bazen harita koordinat ağı dışında ikinci bir ağ olarak çizilebilirken, koordinat ağı da aralara numara ve harfler verilerek bu amaçla kullanılmaktadır.







Ek haritalar, Taşan Gösterimler, Açıklamalar




Haritanın, harita kağıdına sığdırılmasında bazen problemler olur. Özellikle ülke haritalarında (atlaslarda) kağıda harita tam oturmuşken, ülkeye ait olan ve harita kadrajı dışında kalan bir adayı kadraj içine almak için çerçeveyi büyütmek yerine, adaya ait olan harita, ilgili ülke haritası içine uygun bir yere yerleştirilir.







Diğer




Haritalar içerisinde ayrıca kullanıcı için faydalı olabilecek olan bilgiler de verilir. Özellikle turistik cep haritalarında harita dışında kalan veya haritanın arka sayfasında rehber bilgiler verilir. Bazı ülkeler tarafından hazırlanmış olan askeri amaçlı haritalarda da aynı amaçla harita etrafında kullanıcıya ayrıntılı bilgiler verildiği bilinmektedir.


Devamını Oku

*

Yazılıkaya(Hitit Tapınağı)


Yazılıkaya, Çorum ilinde, Boğazköy antik yerleşmesinin 2 km kuzeydoğusunda M.Ö. 13. yüzyılda yapılmış Hitit açık hava tapınağı. Kayalar arasındaki, galeri adı verilen iki girintiden oluşur.


Büyük galeriyi duvar gibi çevreleyen kayaların yüzeyine kabartma olarak 63 figür işlenmiştir; bunlardan batı duvarındakiler tanrıları, doğu duvarındakiler ise tanrıçaları canlandırır.Yan yana dizili figürler profilden verildiği için, burada bir tören alayının canlandırıldığı akla gelir; oysa Hitit sanatında figürlerin önden gösterilmesi adet değildir. Bu iki sıranın ortada birleştiği noktada Hitit dininin baştanrıları Teşup ve Hepat gösterilmiştir. Hava Tanrısı Teşup, Hurri ve Şeri adlı iki kutsal boğasıyla birlikte dağ tanrıları Nanni ve Hazzi'nin, Tanrıça Hepat ise bir parsın üstünde canlandırılmıştır. Hepat'ın arkasında duran oğlu Tanrı Şarruma ile birlikte bu üçlü kutsal bir aile oluşturur. Büyük galerideki en büyük kabartma IV. Tudhaliya'ya aittir ve doğu duvarında yer alır.


Ayrı bir girişi olan küçük galeride de kabartmalar vardır. Girişte kanatlı ve aslan kafalı bir yaratık figürü yer alır. Bu galerinin, ölümünden sonra tanrılaştırılması için IV. Tudhaliya'ya ayrıldığı sanılmaktadır. Galeride onun da iki kabartması vardır ve bunlardan birinde koruyucu tanrısı Şarruma tarafından kucaklanması gösterilmiştir. Küçük galerideki öbür kabartmalarda 12 tanrı ile kılıç tanrısı canlandırılmıştır. Gene kayalara oyulmuş üç nişin içinde ise Hitit kral ailesi bireylerinin küllerinin saklandığı kapların bulunduğu sanılır.


Kabartmalar Hitit tanrı, tanrıça ve kralların göstermekle birlikte, Hurri etkisi taşımaktadır. Bu da Yazılıkaya'nın Hurri ülkesinden gelen Kraliçe Puduhepa döneminde yapıldığını düşündürür. IV. Tudhaliya'nın annesi olan Puduhepa'dan Hurri dinini öğrendikten sonra Hitit devlet kültünü Hurri törelerine göre yeniden düzenlediği bilinmektedir.


Yazılıkaya'da iki galerinin önünü kapayan temel kalıntıları bir tapınağa aittir.Burasının önce bir duvarla kapatıldığı daha sonra III. Hattuşili döneminde de (M.Ö. y. 1286-M.Ö. y. 1265 büyük galerideki kabartmalarla birlikte tapınağın yapıldığı düşünülmektedir. Tudhaliya kabartması, küçük galeri ve tapınağın yeniden yapılması ise Hattuşili'nin oğlu IV. Tudhaliya dönemine tarihlendirilir.


Devamını Oku

*
Academics Art History  Blogs - BlogCatalog Blog DirectoryAcademics Blogs - Blog Top Sites