Blogda Aramak İçin TIKLAYINIZ

Türkçe edebiyat konuları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkçe edebiyat konuları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ses Bilgisi Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Sözcük Türleri Giriş Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Zamirler (Adıllar) Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Sıfatlar (Önadlar) Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Zarflar (Belirteçler) Video Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Fiil Çekimi Video Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Ek-Fiil Video Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Fiilimsi (Eylemsi) Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Sözcük Yapısı Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Cümlenin Öğeleri Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Cümle Türleri Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Anlatım Bozuklukları Konu Anlatımı (Videolu Anlatım)






Google Video















ERROR: If you can see this, then [url=http://video.google.com/">Google Video[/url] is down or you don't have Flash installed.





Devamını Oku

*

Sözcüğün Yapısı ( Ek, Kök, Gövde)








=====KÖK:

-Kök, bir sözcüktür ve bir heceden veya birden çok heceden oluşabilir.

-Sözcüğün anlamlı en küçük parçası.

-Bölünemez.

-Türetme ekini almamıştır.örn: var-ım,yok-um

-Kapatarak bulunur.

-Normal kullanım: Kök+ek




örn:


yap-ım, çek-im

Kökler genel olarak ikiye ayrılır:




a) Ad (ad soylu) kökleri:


ad, sıfat, zamir, edat , bağlaç, ünlem olan sözcüklerin kökleridir.

Örn:

Dağ, güzel, hemen, ben, ile, evet…



b) Eylem (fiil) kökleri:

iş, oluş, hareket bildiren sözcük kökleridir.

Örn:

At-, yaz-, sor- , oku-…







=====GÖVDE:

Kök+yapım eki=gövde

Kökle gövde anlamca birbiriyle ilişkili ancak karşıladıkları kavramlar,varlıklar değişiktir.

Örn:

var-lık-lı, yok-luk, yok-sul-luk

Ben adamı böyle yoklarım.

Yoklarım var olur mu?







=====EK:

Kök veya gövdelere gelerek ya yeni bir sözcük türetirler ya da sözcüğün cümle içindeki işlerliğini artırırlar.

Ekler tek başlarına bir anlam taşımaz ve kullanılmaz.

Yeni sözcükler yapan YAPIM ekleri.

Sözcüğe işlerlik katan ÇEKİM ekleri.

#ÇEKİM EKLERİ:

Eklenince cümle içindeki diğer sözcüklerle ilişkiye sokar.

Sözcüklerin cümle içinde kullanılmalarını sağlar.

Anlam değişmez.

Sözcüğe işlerlik kazandırır.

Türü değişmez.

Sözcüğün cümledeki görevini belirler.

Dışarıdaki sözcüğü cümleye çeker.



İSİM ÇEKİM EKLERİ:




Adların sonlarına gelerek diğer sözcüklere bağlarlar.


Cümle içindeki durumlarını belirten

Adlara cümlede görev veren veya anlamını türlü yönlerden belirginleştiren

Yeni adlar türetmeyen eklerdir.

Örn:

Sıra - lar, masa – ya,





FİİL ÇEKİM EKLERİ:



Eylemlere gelen çekim ekleridir.

Eylemden yeni bir eylem türetmezler.

Eylemlere gelen zaman, dilek ve kişi ekleridir.

Örn:

Yarın gel - ecek - im

zaman eki kişi eki



Gel - meli - ler

zaman eki kişi eki





#YAPIM EKLERİ:

Sözcüğün anlamını, kimi kez de türünü değiştirirler.

Eklenince yeni sözcükler türetir.

Yeni adlar,eylemler.

Anlam değişikliği.

Tür değişikliği.



ADDAN AD

-Ad kökünden veya gövdesinden yeni adlar türetir.

-Addan ad türetir.

Örn:baş-lık-lı,Türk-çe,eş-siz …

a a a a a a a

Göz-de öğrenci.



ADDAN EYLEM

-Ad kökünden veya gövdesinden eylemler türetir.

Örnyun-a,taş-la,yeşil-er …

a e a e a e



EYLEMDEN EYLEM

-Eylem kök veya gövdelerinden eylemler türetir.

Örn:gül-üş,gül-üş-me,kov-ala …

e e e e e e e




EYLEMDEN AD


Eylem kök veya gövdelerinden adlar türetir.

örn:dur-ak,ağla-mak,yor-gun-luk

e a e a e a a

Kaz-ı çalışmaları.







BASİT, TÜREMİŞ, BİRLEŞİK SÖZCÜKLER



Basit, türemiş, bileşik sözcüklerinin ortaya çıkmasının nedeni anlatma endişesidir.



BASİT (YALIN) (KÖK)

Yapım eki almamış olan sözcükler



Uyarı: çekim ekleri yeni sözcükler yapmadıkları için basit sözcükler çekim eki alsalar da kök durumundadırlar.

Örn:

Ses , ses – i – miz - i

a (kök) a ç.e ç.e. ç.e

yer, gök, su v.b. (basit ad)

güzel, sert v.b. (basit sıfat)

dal-,gör- v.b. (yalın eylem)



Uyarı: “ikili kök / ortak kök”, hem ad kökü hem de eylem kökü olarak kullanılabilen köklerdir:

Örn:

“boya” ad kökü olduğu gibi “boya-” eylem köküdür.

“acı” ad kökü olduğu gibi “acı-” eylem köküdür.

Sabahtan beri dolaşmaktan ayaklarım ağrıdı.

Gençler köy meydanında neşeyle güreşti.

Açıkta kalan süt ekşimişti.

Koca evi, bir günde boyadılar.

Ancak, hem isim hem de fiil olarak kullanılan “yaz, yüz, yol” gibi sözcükler ikili kök değil “sesteş” tir.



TÜREMİŞ (GÖVDE)

Yapım eki almış sözcük

Yapım eki olarak yeni anlam kazanmış sözcük

Gövde kökle ilgili; ancak karışladığı varlık yönünden farklıdır.

Örn:

Uyku,boşluk, kalemlik, yolcu …(türemiş ad)

Olgunlaş-, oyna-, gülüş- … (türemiş eylem)

Yaylı, sulu, … (türemiş sıfat)



BİRLEŞİK

Birden çok sözcüğün aralarına bir ek veya sözcük germeyecek biçimde birleşmesi

Anlamca değişikliğe uğrarlar.

Örn:

Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, cumartesi, Yeşilırmak, (birleşik ad)



Açıkgöz, vurdumduymaz, uzun boylu adam, geniş bahçeli ev, boyu uzun adam (birleşik sıfat)



Konuşabilir, gelivermiş, bakakaldı, öleyazdım, yardım edelim, hasta olursun, gözden geçir, baş vurmuş (birleşik eylem)
Devamını Oku

*

Zamirler ( Adıllar) // Zamir Çeşitleri


ZAMİRLER



Zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle bazı eklere zamir denir.



Ahmet’ten öğrendim › ondan öğrendim

Kitabı gördün mü? › bunu gördün mü?

Öğrenciler dışarı çıktı› hepsi/herkes dışarı çıktı.



Zamirlerin Özellikleri

1. İsim soyludur.




2.
Bir ya da birden fazla ismin yerini tutarlar. Onları öğrenmek için de kullanılırlar.




3.
Anlamdan çok görev yönü ağır basar.




4.
İsimlerin yerini geçici olarak tutarlar.




5.
İsim çekim eklerini (hâl, iyelik, çoğul ekleri) –genellikle– alabilirler.




6.
Tekil ve çoğul şekilleri vardır.




7.
Dolayısıyla cümlede isim gibi kullanılabilirler.




8.
Cümlede tek başlarına görev üstlenebilirler.




9.
Birçok sıfat, zamir olarak da kullanılabilir.


Zamir Çeşitleri



Zamirler, isimlerin yerini tutma şekillerine ve yerini tuttukları isimlere göre çeşitlere ayrılırlar:



1. Şahıs zamirleri

2. Dönüşlülük zamiri

3. İşaret zamirleri

4. Belgisiz zamirler

5. Soru zamirleri

6. İlgi zamiri

7. İyelik zamiri

1.Şahıs Zamirleri




Şahıs isimlerinin yerine kullanılan zamirlerdir: “ben, sen, o, biz, siz, onlar, bizler, sizler.” *Tamlayan eki (ilgi hâl eki)ni alabilirler; iyelik eklerini almazlar.


Bu durumda şahıs zamirleri tamlamalarda ancak tamlayan olarak kullanılabilirler.


Bu tamlamalarda sonradan tamlayan düşebilir. Çünkü tamlanandaki iyelik ekleri zaten şahıs anlamı taşımaktadır:

Benim kalemim, senin defterin, onun çantası, bizim okulumuz, sizin sınıfınız, onların bahçeleri, bizlerin kaygısı, sizlerin iyiliği...

kalemim, defterini al, çantası, okulumuz, sınıfınız, bahçelerine bak...

*Bu tür tamlamalarda tamlayan vurgulanmak istenirse düşürülmez:

Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Başkasının değil, senin. Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)

Biz bugün senin misafiriniz. (Başkasının değil, senin.)

*Tamlayan atıldığında yanlış anlaşılma olacaksa atılmaz:

Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)

Onun eşyalarını bize getir. › Eşyalarını bize getir

Senin doğum tarihini bilen yok mu? ›Doğum tarihini bilen yok mu

Onun yarışmada birinci olduğuna sevindim.

*“ben” ve “sen” zamirleri yönelme hâl eki aldıklarında ses değişikliği meydana gelir:

Ben › bana

Sen › sana




*
“sen” yerine saygı ve incelik olsun diye “siz” de kullanılır. Tabi bu durumda yüklem de çoğul olmalıdır.


Siz bu olayı görmediniz mi?




*
Böbürlenmek amacıyla “ben” yerine “biz” kullanılabilir:

Böylelerinin hakkından gelmesini biliriz biz.

2. Dönüşlülük zamiri




Şahısları pekiştirerek bildiren ve fiildeki işin, özne tarafından bizzat yapıldığını ya da yapana dönüşünü bildiren zamirdir. Şahıs zamiri olarak da bilinir.



Dönüşlülük zamiri “kendi”dir.




Bu zamir diğer zamirlerden farklı olarak bütün iyelik eklerini alabilir. İyelik eklerini üzerine hâl ekleri getirilebilir.



Kendi-m-de

Kendi-n-den

Kendi-si-n-i

Kendi-miz-in

Kendi-niz-le


Kendi-leri-n-ce



*İyelik eki almadan tamlayan olabilir. Bu durumda belirtili isim tamlaması sayılır:

Kendi elim

Kendi arkadaşın


Kendi babası

Kendi evimiz

Kendi okulunuz

Kendi fikirleri




*
Özneyle (isim veya zamir) birlikte, pekiştirme görevinde (bizzat anlamında) kullanılır:

“Saide Hanım, bir kitap okuyordu. Başını kaldırdı, kocasını süzdükten sonra:

-Siz kendiniz de inanmıyorsunuz ya! dedi.

-Ama, inanılır şeyler mi? (Memduh Şevket Esendal; Saide)

Ben kendim de yaparım.

Vali Bey, kendisi emir vermiş.

O kendisi okusun.

Evi siz, kendiniz görmelisiniz.




*
Fiilin özneye dönüşünü bildirir:


Çocuk kendisi yıkanmış.





*
Tamlama hâlinde ve tek başına yapılan bir işi anlatmak için kullanılabilir:

“Yüzlerce defa kendi kendime sorduğum bu suale içimizdeki yanık, hicranlı sesten ayni cevabı alıyordum...”

“Tabiatın pek nafile yere bana verdiği bu gençlik hazinesinin kendi kendine tükenip gittiğine sızladım...”



3. İşaret zamirleri




İsimlerin yerini işaret yoluyla tutan zamirlerdir.




*
İyelik eki almazlar; diğer isim hâl eklerini alabilirler. Dolayısıyla isim tamlamalarında ancak tamlayan olabilirler.

bundaki, burada, onlarla, şundan, ötekiler...

bunun rengi, buranın havası, onların evi, ötekinin bahçesi...





Başlıca işaret zamirleri şunlardır:




bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, öteki, beriki, bura, şura, ora, burası, şurası, orası, böylesi, şöylesi, öylesi...



Bunu kim yaptı?

Şunda ne var?

Benim kitabım o değil.

Bunlar size ait.

Şunlar da sizin olsun.

Onlar kime kaldı?

Ötekini bana ver.

Beriki sende kalsın.

Bura bana pek yabancı gelmedi.

Şura nasıl?

Ora daha iyi.

Burası da fena değil.

Şurası yakın sayılır.

Orası çok uzak.

Böylesi, insanı rahatsız eder.

Şöylesi de doğru olmaz ki.

Öylelerinden her zaman kaçarım.




*
“bu, şu, o, öteki, beriki, böylesi, şöylesi, öylesi” kelimeleri çeşitli görevlerde kullanılır:




bu: işaret zamiri › Bunu biliyor musun?


işaret sıfatı › Bu bilgiyi nereden aldın?


şu: işaret zamiri › Şunu görmüştüm.


işaret sıfatı › Şu eşyaları taşıyalım.


o: şahıs zamiri › O bu akşam geç gelecek.


işaret zamiri › O benim elmam.


işaret sıfatı › O elma benim.




*
*Aşağıdaki kelimeler de hem işaret zamiri hem de sıfat olarak kullanılabilir.


Öteki Ötekini bana ver. Öteki kitabı ver.


Beriki Beriki sende kalsın. Beriki kaset sende kalsın


Böylesi Böylesi, insanı rahatsız eder. Böylesi davranışlar.


Şöylesi Şöylesi de doğru olmaz ki. Şöylesi bir tarzla yapmak.


Öylesi Öylesinden her zaman kaçarım. Öylesi insanlardan.




*
Bu kelimelerin sıfat mı zamir mi olduklarını anlamak için şu soruları sorarız:




¦İsmin yerini mi tutuyorlar, yoksa ismi niteliyor ya da belirtiyorlar mı?




¦Zamirler ismin yerini tutar; sıfatlar isimle birlikte kullanılır.




¦Tekilleri ve çoğulları var mı?




¦Sıfatların çoğulları yoktur; zamirlerinse vardır.




¦Hâl eklerini alıyorlar mı?




¦Sıfatlar hâl ekleri almaz, zamirler alır.

4. Belgisiz zamirler




Birden fazla simin yerini tutan ya da hangi ismin yerini tuttuğu açıkça belli olmayan zamirlerdir. Bunların çoğu, belgisiz sıfatlara çekim eki (3. şahıs iyelik ekleri) getirilerek yapılır. Sıfatla ilgisi olmayanlar da vardır.



*biri, birisi, hepsi, kimi, kimisi, hepsi, tamamı, herkes, kimse, hiç kimse, çoğu, bazısı, birkaçı, birazı, birçoğu, başkası, her biri, öteberi, şey...”




Belgisiz sıfattan yapılanlar: “birkaç-ı, bazı-ları, bir-i, pek çoğ-u, pek az-ı, bazı-sı, tüm-ü, bütün-ü, bir kısm-ı, her bir-i, başka-sı, hiçbir-i...”




*
“filân” kelimesi de olduğu gibi hem sıfat hem zamir olarak kullanılır.




Hepsini tekrar çağırdılar.


Kimi de gelmeyi hiç düşünmedi.


Buraya hepsinin gelmesi gerekiyordu.


Tamamından sen sorumlusun.


Herkes böyle düşünmez.


Kimse senin gibi olamaz zaten.


Çarşıdan ne kadar öteberi aldın?


Birkaçı dün de gelmişti.


Bazıları bu sabah gelmeyi düşündüler.


Biri yer biri bakar; kıyamet ondan kopar.


İnsanların pek çoğu bu konuda bilinçsizdir.


Çalışanların pek azı hak ettiğini alır.


Bazısı da hep mağdurdur.


Elindekilerin tümünü yere bırak.


Bütününü görmeden bir şey diyemem.


Bir kısmını görmekle karar verilmez.


Her biri ayrı özellikler taşır.


Başkasının yerine konuşamam.


Hiçbiri bunu uygun görmez.


Falanın filânın ne dediği önemli değil.


Kendisine bir şey söyleyecektim.




*
Bazı ikilemelerde ikinci ve anlamsız olan kelime zamirdir.

Para mara istemem.

Kalem malem alacağım.




*
Belgisiz zamirlerin de sıfatlardan ayırt edilme yolu bütün zamirlerde (özellikle işaret zamirlerinde) olduğu gibidir. Zaten belgisiz zamirler ek almış oldukları hâlde sıfat olarak kullanılamazlar.



*Belgisiz zamirler isim tamlamasında hem tamlayan hem de tamlanan olabilir:

Öğrencilerin pek çoğu

Pek çoğunun velisi

Adamın kimsesi yoktu

Kimsenin işine karışmam.





5. Soru zamirleri




Soru yoluyla isimlerin yerini tutan zamirlerdir. Cümledeki soru anlamı soru zamirleriyle de sağlanır.




“ne, kim, hangisi, nere, kaçı”





Yanında ne getirdin?


Bunları sana kim anlattı.




Özellikleri ve Örnekler





*
Soru zamirleri cümleye soru anlamı katar, ama bazı durumlarda soru cümlesi yapmaz.

Kimin geldiğini bilemem.

Hangisini istediğini anlamadım.




*
“hangi ve kaç” sıfatları iyelik eki alarak zamir olular.

Hangisi sizinle geldi?

Soruların kaçı cevaplandı?




*
Soru zamirleri hâl eklerini alabilir.

Buraya nereden geldiniz?

Nereden gelip nereye gidiyoruz?

Burada kimi bekliyorsun?

Bu masa neden yapılmış? (¦tahtadan)




*
Soru zamirleri isim tamlamasında tamlayan da tamlanan da olabilir.

Kimin yanında bozuk para var?

Bu da neyin nesi?

Bizim neyimiz eksik?





6. İlgi zamiri *Belirtili isim tamlamasında tamlananın yerine kullanılır.

*Tamlayan eklerinin üzerine gelir.

*Ek hâlindeki tek zamirdir. “-ki”

*Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.

*Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

benim kalemim›benimki

onun eli›onunki

Orhan’ın puanına nazaran Hakan’ınki daha yüksek.

Cemal’in defteri seninkinden daha düzenli.


*
*Türkçede üç tane “ki” vardır:




a. “ki” Bağlacı



Sadece “ki” biçimi vardır.


Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.


Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.


“ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-

Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.

Bir şey biliyor ki konuşuyor.




b. “-ki” İlgi Zamiri



Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.


Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

senin kalemin›seninki, Ali’nin eli›Ali’ninki, onun düşüncesi›onunki...




c. “-ki” Yapım Eki



İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.


Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken “-dE” hâl ekiyle birlikte kullanılır.


Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:

bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...

masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap...



7. İyelik zamiri




İyelik ekinin ta kendisidir. Her dil bilgisi kitabı bunu zamir olarak almaz. İsim tamlamasında tamlayan kullanılmadığı takdirde tamlanandaki bu eklere iyelik zamirleri denir.



kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı, kitab-ımız, kitab-ınız, kitap-ları

masa-m, masa-n, masa-s-ı, masa-mız, masa-nız masa-ları

su-y-um, su-y-un, su-y-u, su-y-umuz, su-y-unuz, su-ları

ne-y-im, ne-y-in, ne-y-i/ne-s-i, ne-y-imiz, ne-y-iniz, ne-leri






YAPI BAKIMINDAN ZAMİRLER




Yapı bakımından zamirler dörde ayrılır:




1. Basit Zamirler

Kök hâlindeki zamirlerdir:


Ben, sen, o, biz, siz, onlar, bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, hepsi, çoğu, birisi, hangisi, kaçı, bazısı...



2. Birleşik Zamirler


Birden fazla kelimeden oluşan zamirlerdir.


Hiçbiri, birtakımı, öbürü...



3. Öbekleşmiş Zamirler


Birden fazla kelimenin değişik yollarla öbekleşerek oluşturdukları zamirlerdir.


Öteki beriki, falan filân, şundan bundan, herhangi biri, ne kadarı...



4. Ek Hâlindeki Zamirler


İlgi ve iyelik zamirleri ek hâlindedir.


Benimki, kalemimiz
Devamını Oku

*

Zarflar


Zarflar




Zarf (belirteç)




Fiilerin fiilimsilerin sıfaların ya da kendisi gibi zarf olan sözcüklerin anlamlarını “yer-yön, ölçü-miktar, durum, zaman ve soru” kavramlarıyla açıklayan sözcüklerdir.




1)DURUM ZARFLARI




Fiilleri veya fiilimsileri, nitelik, sebep, kesinlik, olasılık, yineleme, yaklaşıklık gibi anlamlarla belirten zarflardır.Fiile nasıl sorusunu sorarak buluruz.




*Manş denizini yüzerek geçti (N)


*Bu gece yıldızlar pırıl pırıl yanıyordu (N)


*Öfkeyle kalkan, zararla oturur.(N)


*Ağlamaktan göz pınarları kurudu (S)


*Tüm bu acılara onu sevdiği için katlanıyor(S)


*Seven bu gönül seni asla terk etmeyecek(K)


*Bahar rüzgarının şarkısı hiç susmaz burada (K)


*Şu an belki kuşlar bizim şarkımızı söylüyordur(O)


*Adana ‘ya geldiğinde herhalde bizimle kalır(O)




UYARI:Bazı durum zarflarını niteleme sıfatları ile karıştırmamak gerekir.




*Büyük insanlar her zaman büyük düşünür.


*Soğuk insanlara ben de soğuk davranırım


*İyi bir üniversiteyi kazanmak için sınavlara iyi çalışmalısın.




2)YER-YÖN ZARFLARI (Nere(ye)?)




Fiilleri veya fiilimsileri yer-yön bakımından belirten zarflardır.




*Aşağı tükürsen sakal,yukarı tükürsen bıyık.


*Küçücük çocuğu hemen yukarı çıkardık.


*Odasının penceresinden içeri baktım.


*Biraz yürüdükten sonra geri dönmüş.


*Araba çok fazla ileri gitmiş.


*Az beri gelirsen arkadaşında oturur.




UYARI:Yer-yön zarfları çekim eki alırsa adlaşır.




*Işık,perdenin kenarından içeri sızıyordu.(Z)


*Işık,perdenin kenarından içeriye sızıyordu.(A)




UYARI:Bazı yer-yön zarflarını işaret sıfatları ile karıştırmamak gerekir.




*Aradığını yukarı katta bulamayınca yukarı çıkmış.


*Aşağı mahallede gürültü olunca,apartman sakinleri aşağı inmiş.


*İçeri zili çalınca öğrenciler içeri girdi.




3)ZAMAN ZARFLARI (Ne zaman?)


Fiillerin veya fiilimsilerin anlamını zaman bakımından sınırlandıran sözcüklerdir.




*Onu daha önce hiç böyle görmemiştim.


*Mehtabı seyrederdik geceleyin buralarda.


*Bu akşam rüyamda Leyla’yı gördüm.


*Biz her gece uğultularını dinlerdik rüzgarların.


*Benim doğduğum köyleri geceleri eşkıyalar basardı.


*Bugün çalışan,yarın rahat eder.




UYARI:Bazı zaman anlamlı sözcükler belirtme durum ekini alırsa adlaşırlar.




*Bu akşam akşamı seyredeyim bakışlarında.


*Ne sabahı göreyim,ne sabah görüneyim.




4)ÖLÇÜ-MİKTAR ZARFLARI (Ne kadar)




Fiilleri,fiilimsileri,sıfatları veya kendisi gibi zarf olan sözcükleri ölçü-miktar bakımından sınırlandıran sözcüklerdir.




*Çok bilen çok yanılır.


*Sen burada biraz bekle.


*En güzel yıllarımı onun için harcadım.


*Daha güzel bir dünya için çok çalışmalıyız.


*Sahilde fazla güneşlendiği için yanmış.


*Soruları çözerken daha dikkatli olmalısın.




UYARI:Bazı nicelik zarflarını sayı sıfatları ile karıştırmamak gerekir.




*Çok insan bunu başarmak için çok çalışıyor.


*Fazla para insanı fazla rahatsız eder.




UYARI: “Daha” sözcüğü bir fiilin önünde olduğunda zaman zarfı,kendi gibi zarf olan bir sözcüğün önünde olduğunda ölçü-miktar zarfı olur.




*Daha iyi bir insanı bulabilmek için daha evlenmemiş.


*Bizimle daha sakin konuşuyordu.


*Eve daha gelmemiş.




5)SORU ZARFLARI




Fiilleri ya da fiilimsileri soru yoluyla açıklayan sözcüklerdir.




*Ne zaman bu hayaller bir gün gerçekleşecek?


*Neden böyle düşman görünürsünüz,


Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?


*Bu viran yerde nasıl yaşıyorsunuz?


*Yolun bitmesine ne kadar kaldı?


*Ne zaman bir köy türküsü duysam,


Şairliğimden utanırım.”


*Niçin gökyüzü bu kadar mavi görünür?


*Neden saçların beyazlamış arkadaş?




UYARI: “Ne” soru sözcüğü cümle içinde soru sıfatı ve soru zamiri olarak kullanılacağı gibi soru zarfı da olabilir.




*O karanlık sularda ne gördün?(Zamir)


*Hiçbir şey olmamış gibi ne susuyorsun?(Zarf)


*Benimle ne konuda konuşacaksın?(Sıfat)


*Gel ecel,ne korkarsın sarı çehremden benim?


*Aşık dediğin Mecnun misali kördür,


Ne bilsin,alemde ne mevsimdir.(Zarf-zamir)


*Ne ağlarsın benim zülfü siyahım.(Zarf)


*Şu dünyada ben ne insanlar gördüm.




UYARI: “Nasıl” soru sözcüğü bir ismi belirtirse soru sıfatı, fiil ya da fiilimsiyi belirtirse soru zarfı olur.




*Onun nasıl bir insan olduğunu nasıl anlayabilirim?


*Gurbette nasıl bir hayat sürdüğünü nasıl bilmiyorsun?
Devamını Oku

*

Anlatım bozuklukları...


Anlatım Bozuklukları




Dilin En önemli Görevi Onu Kullanan Insanlar Arasındaki Anlaşmayı Sağlamaktır. Söylenmek Istenen Her şey; Açık, Yalın Ve Anlaşılır Biçimde Dile Getirilmelidir. Iyi Bir Cümlede Kelimeler Yerli Yerinde Kullanılmalı, Gereksiz Kelimelere Yer Verilmemeli, Anlatılmak Istenenin Dışında Bir Anlam çıkarılmasına Mahal Verilmemelidir. Eğer Konuşmada Ve Yazmada Açıklık, Yalınlık Ve Anlaşılırlık Yoksa Ortada Bir Anlatım Bozukluğu Var Demektir. Günlük Konuşmalarımızda Hâliyle Anlatım Bozuklukları Yapılacaktır. Bunlar Toplumdaki Yerimize Ve Aldığımız Eğitime Bakılarak Hoş Görülür Ya Da Görülmez. Ama Yazılı Anlatımda Bu Bozukluklar Asla Affedilemez. çünkü Yazı Dili Kültür Dilidir. Kültür, Bu Ifade Sayesinde Kalıcılaşır. Eğer Bu Ifadede De Bozukluklara Yer Verilirse Insanlar Arasında Hem Anlaşma Eksikliği Ortaya çıkar Hem De Farklı Anlaşma Yolları Bulunur: “...dermişim”, “...falan”, “...yok Böyle Bir şey”, “kolum Iptal Oldu” Vb.


Konuyla Ilgili Olarak Feyza Hepçilingirler’in Türkçe “off” Ve Dedim: “ah” Adlı Kitaplarını Tavsiye Ederim.


şimdi En çok Karşılaştığımız Anlatım Bozukluklarını Başlıklar Hâlinde Ve örneklerle Görelim:


Eş Anlamlı Kelimelerin Bir Arada KullanılmasıBu Konuda Herkesin Fikir Ve Görüşünü Almalısınız.


Hava Sıcaklığı Sıfırın Altında Eksi Sekiz Derece Imiş.


Yirmi Dakika Geçmesine Rağmen Program Henüz, Hâlâ Başlamadı.


Güç Ve Müşkül Zamanlarda üstüne Düşeni Yerine Getirir.


Ben çok Varlıklı, Zengin Biri Değilim.


Neşeli, Sağlıklı, şen Bir Görünüşü Vardı.




Anlamı Zaten Diğer Kelimelerde Bulunan Kelimelerin Gereksiz Yere Kullanılması


şirketteki Mevcut Ikilik Günden Güne Büyüyor.


Yaşanmış Deneyimlerinden Hareketle Bu Sonuca Varıyor.


Millî Maçın Oynanacağı Gün Yaklaştıkça, ülkedeki Heyecan Gittikçe Artıyor.


Yanına Gidiniz, Konuşarak Derdinizi Anlatınız.


Problemi çözmek Için Iki Arkadaş üç Saat Süre Ile Uğraştılar.


Japonya’daki Arkadaşıyla On Yıl Boyunca Karşılıklı Mektuplaştılar.


Az Kalsın Merdivenlerden Düşeyazdı.


çocukların Davranış Biçimlerinde Gariplikler Görüldü.


Takımın, Boyu En Kısa Oyuncusu Bendim.




Bir Kelimenin Yerine Yanlış Anlam Verecek şekilde Başka Bir Kelime Kullanılması.


Bu Iki Sınıf Arasındaki Ayrıcalık Tespit Edilemedi.


Yeni Kaydolan öğrenciler Bu Kadar çekimser Davranması Normaldir.


Petrol Fiyatlarının Ucuzlamasına Halk Olumlu Tepki Gösterdi.


Olayların Gerçek Yüzü Araştırmalar Sonucunda Ortaya çıkacak.


Küçük Kızın Saçları Hayli Büyümüş.


Ormanda Yetişen Bir çam Fidanını Salonunuzdaki Saksıya Ekemezsiniz.


Son Dakika Içerisinde Attığı Golle Takımının Galip Gelmesine Yol Açtı.


Başarısızlığını Düzensiz çalışmasına Borçludur.


Böyle Hareketler ülkede Demokrasinin Işlememesini Sağlayacaktır.


Yarın Izmir’e Gidecek; Buna Zorunlu.


Elindeki Bıçağı Vücuduna Batırmış.


Bu, Türkiye’ye özel Bir Durumdur.


Buradan Gidersek Yakalanma şansımız Nedir?




Birbiriyle çelişen Sözlerin Bir Arada Kullanılması.


Kesinlikle Yarın Gelebilirler.


şüphesiz Bu Sözleri Bütün öğrenciler Duymuş Olmalı.


Aşağı Yukarı Bundan Tam Yirmi Yıl önceydi.


Sözünü Ettiğiniz şairin Herhâlde On Altıncı Asırda Yaşadığını Zannediyorum.


Eminim Bu Saatlerde Eve Gelmiş Olmalı


Mutlaka Bir Gün çocukluk Arkadaşlarını Belki Yine Arayacak.


Yanılmıyorsam, Bu Ikisinin Aynı şey Olduğunu Tahmin Ediyorum.




Eklerin Yanlış Kullanımı


öğrencilerin Başarısına Ilgilenmek Gerekir.


Bizi En çok Sevindiren Onun Bu Sınavı Kazandığıdır.


Bazı Yolcuların Giriş Işlemleri Yapmaya Başlandı.


Dünkü Toplantıda Ali Bize Sınıf Arkadaşlarını Tanıştırdı.


Biricik Arzumuz Sınavı Kazanmak Ve Iyi Bir Bölüme Girmemizdir.


Bu çocuklar, Fakir Bir ülkenin, Savaş Nedeniyle Kendileriyle Ilgilenilmeyen, Gerekli Eğitimi Alamayan çocuklardır.


Yazarlarımızın Köy Yaşantısına Ilgilenmeleri Toplumumuz Açısından çok Yararlıdır.




özne-yüklem Uyumsuzluğu: Farklı Yüklemlerin Aynı özneye Bağlanması.


Herkes Ondan Nefret Ediyor, Yüzünü Görmek Istemiyordu.


Ikinci Cümlenin öznesi Eksik. Ilk özne Yanlış Anlam Verecek şekilde Ortak Olarak Kullanılmış.


Hiçbiri Anlatılanlara Inanmıyor, Kendi Fikrinden ısrar Ediyordu.


Ikinci Cümlenin öznesi Eksik. Ilk özne Yanlış Anlam Verecek şekilde Ortak Olarak Kullanılmış.




Nesne-yüklem Uyumsuzluğu: Nesne Eksikliği


Bu Konuda öğrenciler Aralarında Anlaşıp Karar Verecekler Ve Uygulayacaklar.


Söylenenlere Hemen Inanıyor Ve Her Yerde Savunuyordu.


Kendisine Bütün Sınıf Adına Teşekkür Eder Ve Tebrik Ederim.


Onlara Niçin Bu Kadar Yardım Ediyor Ve Destekliyorsun?


Büyüklere Gereken Saygıyı Göstermeli, Incitmemeliyiz.


Bize Yardım Edeceklerine Inanıyor Ve Bekliyoruz.




Tümleç YanlışlarıKayaya Yaklaşıyor Muyuz, Yoksa Uzaklaşıyor Muyuz?


öğrencileri, Teşvik Etmeli, Yüreklendirmeli, Destek Olmalıyız.


Olanları Böyle Değerlendirmek, Bu Gözle Bakmak Gerekir.


öğrencileri Rahat Edecekleri Odalara Yerleştirmiş, Bütün Imkânları Sağlamıştı.


Duvarları Kirletmek,yazı Yazmak Kesinlikle Yasaktır.


Bu Güçlüklere Nasıl Göğüs Gerdi, Nasıl Başa çıktı?




Düşünme Ve Mantık Hataları


Problemleri Karşılıklı Anlayış Ve Birlik Içinde çözeceğiz.


Yiyecek Bir Lokma Ekmeğimiz Hatta Yemeğimiz Bile Yok.


Bu Yazıyı Değil Okumak, Anlamak Bile Imkânsız.


Bölgeyi Iyi Tanımasına Rağmen Her Yeri Gezdi.


Yarın Mutlaka Bir Gazete Almayı Unutmayın.


Yarının Mutlu Günlerine özlem Duyuyorum.




Fiilin Veya Yardımcı Fiilin Yanlış KullanılmasıBen Ona Ağabey, O Da Bana Kardeşim Derdi.


Bazı Yiyecekler Sağlı Yerinde Ve Yaşlı Olmayan Kişilerce özellikle Yenmelidir.


Kitap Için Kendisine Verilen Paranın Eksik Ve Yeterli Olmadığını Söyledi.


Ekşiyi Az, Acıyı Ise Hiç Sevmezdi.


Gerekli Yerlere Başvuruda Bulunmuş, Ama Bir Sonuç Almış Değiliz.


çorbaya Biraz Acı, Biraz Da Tuz Ve Limon Sıkılabilirdi.


Boyu Kısa, Bedeni De Pek Biçimli Değildi.


Hangisinin Başarılı, Hangisinin Başarılı Olmadığını öğreneceğiz.


çok Az Veya Hiç çalışmadan çok Para Kazananlar Var.




Tamlama Yanlışları


Verilen Cümledeki özne Ve Zarf Tümlecini Bulun.


Bu ülkeye Teknik Ve Bilgi Yardımında Bulunulacak.


Pasta Ve Meyve Suyu Ikram Edilecek.


Son Derste Belgisiz Ve Sayı Sıfatlarını öğrendik.


Siyasî Ve Ekonomi Ilişkileri çıkmaza Girdi.


Bu Bölge Coğrafî Ve Iklim Açısından Ilgi çekici özelliklere Sahiptir.


Kar Yüzünden Tüm özel Ve Devlet Okulları Tatil Edildi.


ülkemiz Bosna’ya Askerî Ve Gıda Yardımı Yaptı.


şehrimizde çeşitli Kültürel Ve Sanat Etkinlikleri Gerçekleştirildi.




Kelimelerin Yanlış Yerde KullanılmasıYeni Durağa Gelmiştik Ki Otobüs De Hemen Geldi.


Bu Toplantıda çekinmeden Düşünceler Dile Getirilmeli.


Her Yolda Kalan Insana Yardım Etmeliyiz.


Idare, Henüz Yarın Ders Yapılıp Yapılmayacağını Bildirmedi.


Izinsiz Inşaata Girilmez.




Birleşik Cümlelerde Yüklemler Arasındaki Uyumsuzluk


Her Ne Kadar Iyi Hazırlanılmışsa Da Istenilen Sonucu Alamadı.


Bir Yıl Boyunca Devamlı çalışarak Kazanıldı.


Her Ne Kadar şehir Dışına Taşınmışsa Da Beklenen Huzur Bulunamamıştı.
Devamını Oku

*

Dünya edebiyatına toplu bakış...


Bu maddede, Dünya milletlerinin başlıcalarının, başlangıçlarından zamanımıza kadar olan edebiyatları, topluca açıklanmaktadır.








YUNAN EDEBİYATI




Bütün dünya edebiyatının ilki olmak özelliği taşıyan Yunan edebiyatı yazılı edebiyatın başlangıcı olan Homeros çağından önceki masal ve efsâne devrinin dışında başlıca şu devirlere ayrılır.




I - Kahramanlık devri (M.Ö.IX. VIII. yüzyıl) : Bu devirde yalnız Yunan edebiyatının değil bütün dünya edebiyatının en eski ve en büyük destan şairi sayılan Homeros yetişmiştir. Homeros' tan bir yüzyıl sonra yetişen Issiodes de didaktik şiir alanında eserler vermiştir.




II - M. Ö. VII - V. yüzyıllar : Bu devirde lirik şiir gelişmiş, yergi alanında, kahramanlık şiirleri alanında ve masal alanında eserler veren sanatçılar da yetişmiştir. En ünlü şairler Sapho, Arhilogos, Tirteus, Anakreon, Simoidis' tir, Aisopos da masalları ile ünlüdür.




III -Altın Çağ (M. Ö. V. yüzyıllar) : Yunan sanat ve fikir hayatının en parlak devri olan bu yüzyıllarda Yunan ve dünya edebiyatlarının en büyük tragedya ve komedya şairleri yetişmiştir. Tragedya alanında Aiskhylos Sophokles, Euripides; komedya alanında Aristophanes, Menandros en ünlü şairlerdendir. Bu devirde yetişen şairlerden biri de Yunan edebiyatının en büyük lirik şairlerinden olan Pindaros'tur. Yunan edebiyatı şiir alanından başka bu devirde tarih, hitabet, felsefe alanında da en ünlü şahsiyetlerini yetiştirmiştir. Tarih alanında Herodotus, Thukydides,Xenophan, Hitabet alanında Perikles, Demosthenes, İsokrates; Felsefe alanında-Sokrates, Eflâtun, Aristo gibi dünyanın en büyük şahsiyetleri arasında yer alan sanatçılar, bu devirde yetişmiştir.




IV - İskenderiye çağı (M. Ö. III. II. yüzyıllar) : Atina'nın hürriyet çağının sona ermesinden sonra Yunanistan, eski kudretini kaybetmiş ve İskenderiye bir kültür merkezi haline gelmiştir. Bu devrede, önceki devredeki gibi yalnız Yunan edebiyat ve fikir hayatının değil, bütün dünya edebiyat ve fikir hayatının en büyük şahsiyetleri artık yetişmez olmuştur. Bu bakımdan, bu devirde eski büyük sanatçılar görülmez. Pastoral şiir alanında Epikuros yetişen sanatçıların ünlüleridir.




V - Yunan - Lâtin çağı (M.Ö. II. - M. S. II. yüzyıllar) : Roma egemenliğinden Hıristiyanlığın yayılmasına kadar süren bu devrede tarih ve biyograya alanında Plutarkhos, felsefe alanında Lukianos yetişmiştir.








LATİN EDEBİYATI :




I - Çıraklık devri (M.Ö. 242 - 78)




Yunan kültür ve sanatının etkisi altında olan bu devrede özellikle tiyatro ve hitabet alanında ünlü sanatçılar yetişmiştir. Tragedyada Ennius, Komedyada Plautus, Terentius, yergi alanında Ducilius, hitabet alanında Cato ünlü sanatçılardandır.




II - Augustus çağı (M. Ö. 78 - M. S 14) Bu devir, Yunanlıların Perikles çagı gibi, Lâtin edebiyatının “altın çağı” dır. Şiir, hitabet, tarih hâtıra alanında ünlü sanatçılar yetişmiştir. Hitabet alanında Cicero, hitabet ve hâtıra alanında Caesar, tarih alanında Sallustinus, Titus Livius, şiir alanında Vergilius, Lucretius, Catullus, Horatius, Ovidius yetişen ünlü sanatçılardır.




III - Gerileme devri (M. S.14-313):




Augusıtus'tan sonra Roma imparatorluğu parlak devirlerini artık yaşayamamış ve siyasî hayatla birlikte edebiyat ve fikir hayatında da bir gerileme başlamıştır. Lâtince'nin de bozulmağa başlaması ile Lâtin edebiyatı devri kapanmıştır. Bu devirde yetişen sanatçıların başlıcaları şunlardır: Masal ve efsane alanında Phaedrus, şiir alanında Lucanus, Martialis, luvelanis, felsefe ve talih alanında Seneca, tarih alanında Tacitus.








İTALYAN EDEBİYATI




Gerçek anlamı ile İtalyan edebiyatı, Rönesans'la başlar. Rönesans'tan önceki edebiyat, Lâtin dili ile İtalyan halk dilinin karması olan ve millî olmayan bir edebiyat özelliği taşır. Bilhassa Sicilya kralı Frederik II. nin desteklediği bir hareketle İtalyan halk dili XIII. yüzyıla doğru edebiyat dili haline gelmeye başlamıştır. (İtalya’da Rönesans'ı yaratan büyük sanatçıların yetişmesi ile de, XVI. yüzyıldan itibaren İtalyan halk dili, yazı dili haline gelmiştir, İtalyan edebiyatı başlıca şu bölümlere ayrılır:




I - Birinci devre (XIV. yüzyıla kadar) : Rönesans'a kadar italyan halk dili, bir edebiyat dili haline gelmiş, sanatçılar yarattıkları eserlerde Sicilya ve Toscana lehçelerini kullanmışlardır. II - Rönesans devri (XIV. - XVII. yüzyıllar) : Avrupa'da Rönesans'ın başlangıç yeri olan İtalya’da, bu akımın en ünlü temsilcileri yetişmişlerdir. Bunlar yalnız Rönesans'ın en büyük sanatçıları olmakla kalmamışlar, aynı zamanda İtalyan edebiyatının da kurucusu olmuşlardır. Yalnız İtalya’nın değil, bütün dünyanın en büyük şairlerinden biri sayılan Dante ve Petrarka ile İtalyan halk dili, yazı dili haline gelmiş, küçük hikâye türünün kurucusu sayılan Boccaio, bu yüzyılda eserlerini vermiştir. Bu büyük sanatçıların etkisi ile İtalya’da bir Humanizma akımı başlamış, XV. yüzyıldan itibaren, eski Yunan ve Lâtin eserlerini incelemek, başlıca çalışma konusu olmuştur. Böyle bir hazırlık devresinden sonra, XVI. yüzyılda İtalyan Rönesans'ı en parlak devrini yaşamıştır. Bu yüzyılda yetişen Riosto ve Tasso, İtalyan edebiyatının en büyük şairleri arasında yer alırlar. Bu yüzyılda, gelişmeğe başlamış olan İtalyan nesri de, en ünlü sanatçısını, Machiavelli'yi yetiştirmiştir.




III - Klâsisizra devri (XVIII. yüzyıl): XVII. yüzyılda bir gerileme gösterdikten sonra İtalya edebiyatı XVIII. yüzyılda, Klâsisizm akımının etkileri altında kalmıştır. Yergi şiirleri yazan Parin ve komedya yazarı olan Goldoni, bu akımın ünlü sanatçılarıdır.




IV - Romantizm devri (XIX yüzyıl ): Beşeriyet ve cumhuriyet fikirlerinin yayılmağa başladığı millî birlik için çalışmaların olduğu bu yüzyılda, İtalyan edebiyatı Romantizm akımının etkisinde kalan sanatçıları yetiştirmiştir. Bu akımın ünlü sanatçıları şunlardır :Lirik şair Leopardı, romancı Manzoni, hâtıra türündeki eserleri ile ünlü olan Silvio Pellioo.




V - Realizm devri (XIX. - XX yüzyıllar):




İtalyan edebiyatında Realizm akımının etkisi, XXX yüzyılın ikinci yansından itibaren başlamıştır. İtalyan edebiyatının en kudretli şairlerinden sayılan Carduoci, tiyatro ve roman türündeki eserleri ile ünlü olan d'Annunzio dramları ve hikâyeleri ile ünlü olan Pirandello, bu akımın ünlü sanatçılarıdır.








İSPANYOL EDEBİYATI




İspanyol edebiyatı, 1000 yıllarına doğru, lirik karakterli küçük şairane hikâyelerle başlar. Rönesans akımının İspanya'da kuvvet bulması ile en üstün devrini yaşar. İspanyol edebiyatı başlıca şu bölümlere ayrılabilir:




I - Başlangıç devri (X. yüzyıla kadar) : Bu devrede, halk şairleri tarafından ve herkesin önünde söylenen kahramanlık hikâyeleri, başlıca ürünler arasındadır.




II - (Rönesans devri XVI. - XVII. Yüzyılar) İspanya'da Rönesans devrimlerinin en ünlü sanatçıları XVI. yüzyılın ikinci yarısı ile XVII. yüzyılın ilk yarısında yetişmişler ve bu sanatçılarla İspanyol Rönesans'ı en parlak çağını yaşamıştır. Bu devrede, lirik şiirin yanında roman ve tiyatro türleri çok gelişmiştir. Lirik şair olan Herrara, yalnız İspanyol edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en, büyük romancılarından sayılan Cervantes, İspanyol edebiyatının en büyük piyes yazarı sayılan ve 2200 kadar piyes yazmış olan Lope de Vega, Caldeion, Tirso de Molina, Rönesans devrinin ünlü sanatçılarıdır.




III - Romantizm devri (XIX. yüzyılın ilk yarısı): Rönesans devrinde ünlü sanatçılar yetiştirerek en parlak çağını yaşayan İspanyol edebiyatı. XVIII. yüzyılda gerilemiş ve XIX. yüzyılımı ilk yarısında bir canlılık kazanmıştır. Romantizm akımının etkisi altında, çoklukla şiir ve tiyatro türlerinde eserler verilmiştir.




IV - Realizm devri (XIX. yüzyılın-ikinci yarısından sonra) : İspanyol edebiyatında, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Realizm akımının etkisi modern dram, komedya türlerinde eserler vermişlerdir. Modern İspanyol romanının kurucusu sayılan Fernan Caballero, Peres Galdosy Unamuno, Blasco İbanez ünlü sanatçılardır.








FRANSIZ EDEBİYATI




Öbür Batı edebiyatları gibi, gerçek anlamı ile Fransız edebiyatı, Rönesans devri ile başlar. XV. yüzyılda başlayan Rönesans devrine gelinceye kadar geçen devre, Fransız halk dilinin, edebiyat dili haline geçmesi için gerekli olan çalışmalarla doludur. Fransız edebiyatı, başlıca şu bölümlere ayrılabilir:




I - Orta Çağ (XI. - XII. yüzyıllar) ; Bir destanlar çağı olan bu devrede, Fransız halk şairleri, çeşitli kahramanlık olaylarını, halk önünde terennüm etmişlerdir. Bu kahramanlık destanlarının yanı sıra, dinî, Özellik taşıyan şiirler, ilâhiler, Yunan - Lâtin medeniyetinden konularını alan hikâyeler, Haçlı seferleri hikâyeleri, komik hikâye ve şiirler, halk lirizmini ihtiva eden şiirler, bu devrin başlıca ürünleri arasındadır.




II - Orta Çağ'dan Rönesans'a geçiş (XIV. - XV. yüzyıllar):




Derebeyliğini kalkarak, yerine krallığın hâkim olmağa başladığı bu devrede, eski yaygın halk edebiyatı bundan önceki devredeki kadar yayılamamış Fransız edebiyatı verimsiz ve fakir kalmıştır. Yalnız XV. yüzyılda doğru nesir alanında bir canlılık görülür.




III - Rönesans devri (XV. - XVI. yüzyıllar) : XIV. yüzyıldan itibaren başlayan İtalyan Rönesans'ının etkisi ile Fransa'da eski Yunan - Lâtin etkisi artmağa başlamış ve Fransız Rönesans'ı, ilk hazırlık devrelerini geçirdikten sonra, Fransız edebiyatının ilk büyük şairi olan Villon'la Rönesans'a geçmiştir. Lâtince şiir yazma yerine Fransızca şiir yazmayı savunan “La Pleiade” cılar (Ronsard, J Bellay ,Belleau, Thyard, Jodelle, Daurat ) Fransız dilini ahenk, üslup, ritm bakımından zenginleştirmişlerdir. Bu devirde nesir dili de, romanları ile ünlü olan Rabelais denemeleri ile ünlü olan Montaigne ile büyük gelişme kaydetmiştir.VI -Klâsaisizm devri : (XVI. yüzyılın ikinci yansı XVI. yüzyıl):




Bu devirde yetişen ünlü sanatçıların başında gelen Malherbe, Fransız dilini yabancı etkilerden kurtarıp gerek dil, gerekse nazım alanında Fransızcaya geniş adımlar attırmıştır. Şiir türünde fablleriyle ünlü La Fontaine, Fransız tiyatrosunun kurucusu sayılan tragedya şairi Corneille, Fransız edebiyatının en büyük tragedya şairi sayılan Racine, Fransız edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da en büyük komedya yazarlarından olan Moliere, filozof Descartes, Pascal, tenkitçi Boileau, La Roch-foucauld, La Bruyere, bu devrin ünlü sanatçılarıdır.




V - Felsefe ve müsbet ilimler devri : (XVIII. yüzyıl):




Bu yüzyılda, geçen yüzyılların dindar ve muhafazakâr zihniyeti kaybolarak, çeşitli sosyal meseleler cesaretle incelenmiş sanatta bilim ve fen merakı, felsefî düşünce yer etmiştir. Büyük filozofların ve sanatçıların yetiştirdiği bu yüzyılda Fransız ihtilâlini hazırlayan ünlü Fransız yazarlarımdan Montesquieu, şair, tragedya yazarı, romancı ve filozof olarak ünlü olan Voltaire, bütün Avrupa fikir hayatına geniş etkileri olan J.J. Rousseau gibi büyük sanat ve fikir adamları yetiştirmiştir. Bu yüzyılda Fransız edebiyatına tabiat sevgisini sokan Benardin de Saint Pierre ,eski Yunan - Lâtin edebî türlerini sanat görüşünü şiirlerinde aksettiren Andrenier, komedya türündeki eserleri ile ünlü olan Beaumarchais yetişmiştir. VI. romantizm, Realizm devri XVII. XIX. yüzyıllar): XVIII. yüzyılın şiirsiz renksiz yalnız fikir ve düşünceye dayanan edebiyatına renk ve şevk dolu, uzak diyarları ,eski devirleri destanımsı hikâyelerle anlatan Chateaubriand'la Fransız edebiyatında büyük bir değişme olmuş ve Romantizm akımı başlamıştır. Bu akım, Fransız romantik şairlerinin en büyüklerinden biri sayılan Lamartine Fransız edebiyatında felsefe şairi ve tiyatro yazarı olarak özel bir yeri olan Alfred ve Vigny, yalnız Fransa'nın değil, dünya edebiyatının da en büyük şair ve yazarlarından olan Victor Hugo, Alfred de Musset, Alexandre Du-jnas; Realizmi müjdeliyen Stendhal, Balzac, Merimee, Realizm akımının etkisi altında eserler veren Flauber, Alexandre Duma Fils, Concourt kardeşler, bu devir Fransız edebiyatının Ünlü sanatçılarıdır.




VII - Yeri devir (XIX. yüzyıldan zamanımıza kadar): Fransız edebiyatında, Romantizm ve Realizm akımlarından sonra, nazımda Parnasizm ve Sembolizm, nesirde Natürallzm akımlarının etkisi altında kalan sanatçılar yetişmiştir. Şiiri yalnız güzel şekil olarak kabul eden ThĞodore de Banville, Fransız edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da büyük şairlerinden olan Baudlaire, Parnasse okulunun en özlü temsilcisi olan Leconte de Lisle, şiire bilimi ve felsefeyi sokan Sulyy Prodhomme JSembolizm akımının öncülerinden olan Stephan Mallarme, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud, Natüralizm akımınm Fransız ve dünya edebiyatındaki ünlü temsilcisi Emile Zola, Alp Honse Daudet, Anatole France, Pierre Loti, Marcel Proust, Andre Gide, Paul Valery, Jules Romains ünlü sanatçılardandır.




Zamanımızın Fransız edebiyatında, bu akımlardan başka Kübizm, Fütürizm, Dadaizm, Sürrealizm gibi çeşitli akımlar meydana gelmiş ve bu akımların ünlü sanatçıları yetişmiştir.




İNGİLİZ EDEBİYATI




Millâttan önce ve Orta Çağ'da çeşitli kavimlerin devamlı istilâları karşısında kalan Britanya adalarının, uzun yüzyıllar tek bir dili olamamıştır. Ancak bu kavimler akınlarının durması ve zamanla birbiriyle yoğrulan unsurların bir ulus halinde aynı medeniyeti birlikte yaşamaları İngiliz dilinin meydana gelmesini sağlamıştır. Böylece yeni yüzyılda yetişen ilk İngiliz şairlerinden Kynewulf'den sonra İngiliz dili yazı dili haline gelmeğe başlamış; İtalya'ya yaptığı gezi İle büyük İtalyan Rönesans sanatkârlarını gören ve onlardan örnek alarak eserler vermeğe başlayan ilk büyük İngiliz yazan Goeffery Chaucer ile İngiliz edebiyatı kurulmuş ve İngiliz edebiyatı başlıca şu bölümlere ayrılabilir I - Rönesans devri (XV. – XVII.yüzyıllar):




XV. yüzyılda başlayan ümanizma hareketinden sonra İngiliz edebiyatı, şiir, tiyatro, nesir alanında büyük sanatçılar yetiştirmiştir. İngiliz edebiyatına Rönesans devrinin en parlak eserlerini veren bu sanatçılar arasında, İngiliz şiirinin ilk büyük şairi sayılan Spencer, İngiliz edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da en büyük tiyatro yazarlarından olan Shakespeare, Marlowe ,Ben Johnson, Milton, Bacon bulunmaktadır.




II -Klâsisizm devri (XVII. yüzyıl): Klâsisizm devri İngilitere'de kısa sürmüş ve çoklukla şiir ve tiyatro alanında eserler meydana gelmiştir. Bu devrin başlıca sanatçıları arasında şiir ve tiyatro alanında Drydon, şiir alanında Pope vardır.




III - Felsefe ve Müsbet bilimler devri (XVIII. yüzyıl): Çoğu Avrupa, ülkelerinde olduğu gibi İngiltere'de XVIII. yüzyıl, fikir ve felsefe hareketlerinin kuvvetlendiği yeni bir edebiyat görüşünün başladığı yüzyıl olmuştur. Dünya edebiyatının en ünlü macera romanı olan “Rofoinson Orusoe”eserinin yazarı olan Daniel Defoe, “Gulliver'in Seyahatleri” yazarı olan Jonathan Swift, uzun bir macera romanı olan “Tom Jones” ın yazan olan Fielding, mektup tarzında romanın kurucusu sayılan Richardson, bu yüzyılın ilk yarısında yetişen ünlü sanatçılardır.




IV - Romantizm devri (XVIII. yüzyılın ikinci yarısı - XIX. yüzyıl) : İngiliz edebiyatında Romantizm akımı yolunda eser verilmeğe XVIII. yüzyılın ikinci yarısında başlanmış ve bu akım, XIX. yüzyılın ilk yarısında büyük gelişmeler kazanmıştır. Romantizmi müjdeleyen Burns, Wbrdsworth gibi şairlerden başka, İngiliz edebiyatının olduğu kadar, dünya edebiyatının da büyük romantik şairlerinden olan Lord Byron, Khelley, Keats yetişmiştir.




Romantizm akımının roman ve deneme türlerinde verdikleri eserlerle ünlü sanatçıları arasında W. Scott, Cariyi, Ruskin de yer almaktadır. Bu yüzyılda, yetişen Dickens, İngiliz edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da ünlü romancıları arasında yer almaktadırlar.




V - Çağdaş devir : Bu yüzyılda çeşitli edebiyat türlerinde eserler veren İngiliz edebiyatı, bilhassa Bernad Shaw ile tiyatro alanında dünyanın en büyük tiyatro yazarlarından birini yetiştirmiştir. Shaw'dan başka ünlü sanatçılar arasında Thomas Hardy, Rudyang Kipling, John Galsvvorthy ünlü sanatçılar arasında yer almaktadır.








ALMAN EDEBİYATI




Alman edebiyatı başlangıcı İsa'nın doğumundan önceki çağlara kadar uzanır. Bu çağların başlıca ürünleri, o-yun ve düğün şarkıları, ağıtlar, eğlendirici fıkralar ve kahramanlık destanlarıdır. Bugünkü Alman dilinin yerleşmesinden önceki bu edebiyat, Alman edebiyatı için, bir hazırlık devri olmaktan ileri gidememiştir. Asıl Alman edebiyatı Büyük Kari zamanından bugüne kadar Alman diliyle meydana gelmiş edebiyattır. Alman edebiyatı başlıca şu bölümlere ayrılabilir. I — Eski yüksek Alman dili devri (550 - 1050) : Alman edebiyatının bu devresinde Hıristiyanlık düşünüş ve geleneği üstün gelmiş ve halk şairlerinin yerini papaz sınıfına mensup şairler almıştır. Bunlar, İncirden çıkardıkları dinî destanları işleyerek eski çağa ait Hıristiyanlık dışı destanları unutturmağa çalışmışlardır. Bu çağda yetişen ilk lirik Alman şairi Weissenburg papazı Otfriem'dir. X. ve XI. yüzyıllarda papazlar çoklukla eserlerini Lâtince yazmışlar. Almanların ilk romanı olan Roudlieb de yine Lâtince olarak meydana getirilmiştir.II - (1060-1350) : Haçlı seferleri yüzünden çeşitli milletlerin birbiriyle kaynaştıkları ve tanıştıkları bu devir başlangıçlarında bir çok dinî şarkılar, Alman edebiyatının başlıca ürünleri olmuştur. Daha sonraları bu dinî şarkıların yerini toplumla .dünya ile ilgili konular almağa başlamış, XIV. yüzyıla doğru, Alman dili, edebî bir dil olarak kurulmuş ve gelişmeğe başlamıştır. Bu devirde çeşitli didaktik şiirler, aşk ve kahramanlık şiirleri başlıca ürünlerdendir.




III - ilk yeni Almanya devri (1350 - 1600): Almanya'da Rönesans devrini kucaklayan bu devrede, bilim yeniden canlanmağa başlamış, Martin Luther tarafından Kitab-ı Mukaddes Almanca'ya çevrilmiş ,bu suretle edebî Alman dili kurulmuştur. Rönesans devri, Almanya'da, öbür memleketlerde olduğu gibi gelişmede bir canlılık gösterememiş, büyük sanatçılar yetişmemiş, fakat yetişen din bilginleri ne ve dinde meydana gelen Reform hareketi ile Alman toplumunun dilinde ve sosyal yapısında temelden bir değişme olmuştur.




IV - Duraklama devri (1600 -1748): Alman dilinin, çeşitli yabancı etkilerden kurtulmasını çalışılan bu devirde, önemli sanatçılar yetişmemiştir.




V - Aydınlık devri (1748 - 1832) XVIII. yüzyılın ünlü Alman şairlerinden ve dram yazarlarından Lessing, Alman şiirini ve dilini yabancı etkilerden kurtararak büyük bir sanatçı olduğunu göstermiştir. Bu devrede Alman edebiyatının etkisinden kurtularak İngiliz ve Yunan edebiyatlarının etkisi altında kalmağa başlamış, “Hücum ve ileri atılışının miktarım çoğaltmak ya da paranın, Sturm und Drang” diye anılan edebiyat hareketleriyle Romantizm akımı hazırlanmış, şiir dram, roman v.b. türlerde eserler vermeğe başlayan ve yalnız Alman edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en büyük şair ve yazarlarından olan Goethe, şiir ve dramlarıyla Alman edebiyatının büyük sanatçıları arasında yer alan schiller Herder, Klobstock gibi sanatçılarla, Alman edebiyatı, en parlak zamanların yaşamıştır.




IV - 1832 - 1919 devri : XIX. yüzyılın ilk yarısında Schlegel kardeşler, Friedrich, Heine, Hoffman, Kleist gibi Romantizm akımının ünlü sanatçıları yetişmiştir. XIX, yüzyılın ikinci yarısından sonra Realizm ve Natüralizm akımlarının etkileri görülmeğe başlamış tiyatroda Suderman ve Hauptmann, felsefede Schaupenhauer, Nietzsche gibi sanatçı ve fikir adamları yetişmiştir.




VII — Çağdaş devir : Bu devrede Alman edebiyatı, çeşitli değişmeler gösterir. Birinci Dünya Savaşı yenilgisinden Alman edebiyatı büyük bir dağınıklık göstermiş, Hitler iktidarı yıllarında büyük bir ilerleme kaydetmemiştir. Hitler iktidarı zamanında,NasyonalSosyalistPartisinin güttüğü amaç sonucu, Alman halk edebiyatı bir canlılık kazanmış ,İkinci Dünya Savaşı yenilgisinden sonra Alman edebiyatı tekrar dağınık bir manzara göstermeğe başlamıştır. Bu devre içinde Almanya'nın dışına çıkmak zorunda kalan birçok sanatçılar, eserlerini Almanya'nın dışında vermişlerdir. E.M. Remarque, Ludwig Ren, Zweig, Ernst Glaser, Thomas Mann eserlerini Almanya dışında vermiş sanatçılardır.








RUS EDEBİYATI




Rus edebiyatı, Fransız edebiyatının etkisinin görülmeğe başladığı yüzyıl olan XVIII. yüzyıla kadar dinle ilgili eserlerin din dışı kahramanlık destanlarının ,masal ve efsânelerin yazıldığı ve söylendiği büyük bir önem taşımayan devirle başlar. Büyük Petro zamanında alfabenin sadeleştirilmesi, matbaacılığın gelişmesi, tercümelere önem verilmeğe başlanması, Rus edebiyatında Avrupa edebiyatının etkilerinin görülmesini sağlamış ve Rus edebiyat dilinin doğmasına yardım etmiştir. Bu bakımdan Rus edebiyatının başlangıcı olarak




Avrupa edebiyatının etkisinin görülmeğe başlandığı XVIII. yüzyılın ikinci yarısı alınabilir. Rus edebiyatı başlıca şu bölümlere ayrılabilir :




I - Klâsisizm devri (XVIII. yüzyıl) : Fransız şiirinin ve öbür edebiyat türlerinin taklit edilmesinden ibaret olan bu devrede Kantemir, Lomonosof, Tredakowski, Ckeraskof, Rusya'nın ilk önemli şairleridir.




II - Romantizm devri (XIV. yüyılın ilk yansı) : Vatan şarkıları yazan Jukovsk ile başlayan Romantizm akımı, Rus edebiyatının ilk büyük şairi sayılan Puskin'le gelişmiştir. şiir ve dram türlerinde eserler veren Lermantov ile komedya yazarı Griboyedov, bu devirin önemli sanatçılarıdır.




III- Realizm devri (XIX. yüzyılın ikinci yansı) : XIX. yüzyılın ikinci yarısında yetişen sanatçılarla Rus edebiyatı, Realizm akımının en parlak çağını yaşarken, bir taraftan da bu sanatçılar, dünya edebiyatının sayılı sanatçıları arasında yer almalarını sağlayan eserler vermişlerdir. Tenkid alanında Belinski, hikâye ve roman alanında Gogol, roman alanında Turgenyev, alanında Çehov, Gorki, ünlü sanatçılar alanında Çehov Gorki, ünlü sanatçılardandır.




IV - Çağdaş devir : Rusya'da meydana gelen Komünizm ihtilâlinden sonra, eski bağımsız sanatçılar kalmamış ve yeni sanatçılardan, “Sovyet edebiyatı olduğunu ispat etmeleri ve yabancı yazarları taklit etmemeleri” istenmiştir. Bu sebeple yetişen sanatçılar, belli bir ideolojinin tatbikçisi olmak yönünü seçmişlerdir.








İSKANDİNAV EDEBİYATI




Danimarka, İsveç, Norveç ve Filândiya edebiyatları, genel olarak “İskandinav edebiyatı” diye anılır :




Danimarka edebiyatı : ilk Çağ'larda verimsiz olan Danimarka edebiyatı XVI. yüzyılda İncil’in Danimarka diline çevrilmesi ile gelişmeğe başlamış bilhassa Fransız edebiyatının etkisi altında kalmış, XVIII. yüzyıldan sonra Avrupa edebiyatı içinde yer alan önemli sanatçılar yetiştirmiştir. Komedya ve roman yazarı Helberg, Danimarka'nın ve dünyanın en büyük masal yazarlarından sayılan Andersen, tenkit ve deneme yazarı Brendes başlıca sanatçılarıdır.




İsveç edebiyatı : XVII. ve XVIII. yüzyıllarda gelişmeğe başlayan İsveç edebiyatında millî bir şair olan Tegner son devrin en ünlü kadın romancılarından sayılan Selma Lagörlef, büyük bir lirik şair sayılan Fröding gibi sanatçılar, en ünlüleridir.




Norveç edebiyatı : XVIII. yüzyıldan İtibaren gelişmeğe başlamış olan Norveç edebiyatında, modern dramın gelişmesinde büyük etkileri olan îbsen, çağdaş dünya edebiyatının büyük romancılarından sayılan Knut Hamsun gibi sanatçılar yetişmiştir.




Finlandiya edebiyatı : Uzun yıllar İsveç egemenliğinde kalan Finlandiya'da edebiyat, ancak XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren gelişmeğe yerleşmeğe başlamıştır. Finlerin millî destanı olan “Kalevala”yı on yıl köy köy dolaşarak toplayanı Llas Lönnrot, Fin halk şairi olan Juan Aho, Romantizm akımının önemli kadın yazarlarından Maila Tal-vio ve Aino Kallas, Finlerin en büyük lirik şairi sayılan Eino Leino, Nobel edebiyat armağanı kazanan romancı F. E. Sillanpa, en büyük dram yazarı sayılan Lawri Haarla, önemli Fin sanatçılarıdır.








AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ EDEBİYATI :




Amerikanın Avrupalılar tarafından keşfinden sonra gelişmeğe başlamış olan Amerikan edebiyatı, öbür milletler gibi bir mitolojiye sahip değildir. Burada, edebiyat, İngiliz dilinin yerleşmesi ve gelişmesi ile başlamıştır. Başlangıcım İngiliz edebiyatından almakla beraber ayrı bir yapı, ayrı bir karakter taşımaktadır.




Sömürge devrinde, bağımsızlığın kazanıldığı XVIII. yüzyılın sonlarına kadar, büyük bir özellik göstermez. Ancak, îngiltereye karşı millî bir bağımsızlığın başlaması yıllarında yetişmeğe başlayan sanatçılar, bu yeni devrimi savunmuşlar ve Amerikan edebiyatının yerleşmesini sağlamışlardır. Aynı zamanda Amerikan devlet adamlarından olan Benjamın Franklin bu çağda yetişen önemli sanatçılardan ve fikir adamlarındandır. XIX. yüzyıldan itibaren Amerikan edebiyatının babası sayılan ilk büyük yazar Washington irving'dir. Roman türünde James Fenimore Cooper, Amerika'nın en büyük şairi sayılan Edgar Allan Poe, şiir ve deneme türlerinde Watl Withmarı, büyük roman ve hikâye azarı Jack London, ünlü mizah yazarı Mark Twain, hikâye yazarı O. Henry Amerikan edebiyatının yetiştirdiği önemli sanatçılardır. Çağdaş Amerikam sanatçıları arasında, Çağdaş Awis, Thomas Wof, William Folkner E. Hemingway, Steinbeck, Erskine Caldwell yer almaktadır.




İRAN EDEBİYATI




İslâmlığı kabul ettikten sonra yüzyıllar boyunca edebiyatımıza büyük etkileri olmuş olan ve Divan edebiyatımızın başlıca kaynağını meydana getirmiş olan Iran edebiyatı, İslâmlığın kabul edilmesinden önce ve İslâm medeniyetinin etkisi altında olmak üzere başlıca iki bölüme ayrılır.




İran’da İslâmlığın kabul edilmesinden önceki devirlere ait dil ve edebiyat hakkında kesin bilgi, hemen yok gibidir, İslâmlığın kabul edilmesine kadar geçen devrede yazılan eserler, bir takım faraziyelerden ibarettir.




İslâmlığın kabul edilmesi ile başlayan Iran edebiyatı, başlıca şu bölümlere ayrılabilir:




I - Kahramanlık şiiri devri : (X. yüzyıl) : Bu devrin başlıca şairleri, en eski Acem şairi sayılan Rûdegî, Keygâvus, Ulusrî Dakikî ve “Şehname” adlı Acemlerin en büyük kahramanlık destanını yazan Firdevsî'dir.




II - Saray şiiri devri (XI. Yüzyı)l: Arap medeniyetinin İran’da yer etmeye başlaması üzerine zümre edebiyatı olan yeni bir şiir meydana gelmiştir. Bu devrin en ünlü şairleri Anyarî ve Nizamîdir.




III - Mistik ve moral devir (XIII.yüzyıl): Selçuk devri Iran edebiyatının en parlak devri olan bu yüzyılda, Tasavvuf edebiyatı yolunda .şiirler yazan Senasî ve Attar önemli şairlerdendir. Lirik ve melânkolik bir şair olan Selman ve “Gülistan” adlı eserin şairi Sadî, bu yüzyılda yetişmiş önemli şairlerdendir.




IV - Lirik şiirin parlak devri (XVI. yüzyıl) : Bu yüzyıl da Iran saray şiiri, en parlak devrini yaşamış ve Hafız,. Vassaf gibi şairler, yalnız Iran edebiyatının değil, dünya edebiyatın da en büyük lirik şairleri olduklarını gösteren eserler meydana getirmişlerdir.




V - Duraklama devri (XV. - XVI. yüzyıllar): Iran şiiri, artık eski parlak devrini kaybetmiştir. Bu yüzyılda yetişen Cami, Iran edebiyatının son büyük, şairidir.




VI - Yeni devir (XVII. . XIX. yüzyıllar) : Eski önemini kaybetmesine rağmen Iran edebiyatı şiir ve nesir alanında önemli sanatçılar yetiştirmiştir. Sadî, Seyyit Yahya, Kelim, Mirza, Sadık yetişen ünlü şairlerdendir. Bu devirde-Iran nesiri Hace Abdullahîî Ensarî tarafından kurulmuştur.




VII - Çağdaş devir : Bu çağda yetişen Iran sanatçıları, eski geleneği devam ettirmek isteyenler, modern Avrupa edebiyatı yolunda eserler vermek, isteyenler ve bu iki grubun arasında kalanlar olmak üzere başlıca üç ayrı gruba ayrılmış gibidirler. Bu bakımdan çağdaş Iran edebiyatında ,eski Fars şiir ve nesir geleneğini devam ettirerek o yolda eser verem sanatçıların yanında; Iran dilini Arapça ve Türkçe kelimelerden kurtararak yalın bir Fars dili meydan getirmek isteyen sanatçılar da eserlerini vermektedirler. Bunlar arasında, eski geleneği tamamen yıkmak, Arap yazısını değiştirmek taraftarı olanlar da bulunmakta, İran dilinin ve edebiyatının değişmesi zorunluluğunu savunmaktadırlar. Bu İki grubun arasında kalan bazı sanatçılar da eski gelenekleri tamamen muhafaza etmedikleri gibi, yenileşmenin de savunmasını yapmamaktadırlar.








ARAP EDEBİYATI




İslâmlığın doğmasından ve yayılmağa başlamasından sonra çeşitli ülkelere yayılan ve bu ülkelerdeki medeniyete etki ederek İslâm medeniyetinin, doğmasına sebep olan Arap medeniyeti, bu ülkelerin bütün sanat kollarına olduğu gibi, edebiyatlarına da büyük etki yapmıştır. Hele Arap medeniyetinin ilk eseri olan Kuran'ın bütün Müslüman ülkelerinde okunmağa başlaması, buralarda Arapçanın konuşulur bir dil haline gelmesi, bu edebiyatın etkisinin bu ülkeler için geniş olmasını sağlamıştır. Bu bakımdan Arap medeniyeti, bu ülkeler için nasıl büyük bir önem taşırsa, Arap edebiyatı da. bu ülkeler edebiyatları için büyük önem taşır.




Arap edebiyatı başlıca şu bölümlere ayrılabilir :




I - İslâmlıktan önceki edebiyatı : Bu devir, Arap edebiyatı sözlü bir gelenek halinde devam ede gelmiş olan edebiyattır, İslâmlıktan önce Bedeviler arasında yazının kullanılmaması, bu devir edebiyatı hakkında kesin bilgi edinilmesine engel olmuştur. Bu devirden kalan eserler sözlü gelenek halinde zamanımıza kadar gelen ve yazarı belli olmayan ve öbür milletler edebiyatlarında olduğu gibi Halk edebiyatı özelliği tanıyan edebiyattır. Şiirin konusu, her ulusta olduğu gibi ,hemen hemen yalnızca aşktır.




II - Muhammet'ten Emevîler devrine kadar (VII. - VIII. yüzyıllar) : Arabistan yarımadasında İslâmlığın kurulması ve yayılmağa başlaması ile, Arapların fikir ve hayatlarında çok derinlerin fikir ve hayatlarında çok derin devrimler meydana gelmiştir, ilk halifeler ve Emevîler devrindeki büyük siyasî yayılma Arap şiirinin fazla gelişmesini önlemiştir. Fakat bu sebeplere rağmen bu devrin en büyük şairi sayılan Cerir, hıristiyan olan El-Ahtal, Ferezdak, bu devirde ün salmış büyük şairlerdendir.




Bu devrin Arap nesrî alanındaki en büyük eseri şüphesiz ki Kur'an'dır. Bu devirde nesir alanında bir hayli ilerlemeler olmuş, özellikle hutbelerin okunmağa başlaması ile Arabistan'da hatiplik sanatı gelişmiştir.




III - Abbasîler devri (VIII. XIII. yüzyallar) : Geniş bir alana yayılan İslâm Devleti, Abbasîler devrinde Arap'ların etkisinden kurtularak Iran etkisi altında kalmağa başlamıştır. Böylece Arap şiirine, İran zevki etki etmeğe başlamıştır. Bu devirde, bütün Arap edebiyatımın en büyük şairleri yetişmiştir. Arapların en büyük şairi sayılan Ebû Nûvas, Ebû-Tammâm, Buhturî, İslâm dünyasında çok büyük ün kazanan ve eskilerin yolunda giden Mütenebbî, bu büyük şairler arasında yer almaktadır.




Bu devirde nesir, önceki devirlerde kurulmuş esaslar içinde gelişmiştir. Bu devirde hatiplik, en olgun sanatçıları yetiştirmiştir. Yüksek tabakaya cevap veren bu edebiyat türleri arasında, bu devirde her iki tabakaya da cevap veren “Binbirgece Masalları” yavaş yavaş meydana gelmeğe başlamıştır.




IV -XIII. - XVII. yüzyıllar : Abbasîlerin yıkılmasından sonra Arap şairleri ve öbür sanatçılar, sarayların himayesinden çıkmışlar ve birçok küçük hükümetlerin saraylarına dağılmışlardır. İslâm devletlerinin başına Türk hükümdarlarının geçmeğe başlaması ile de Arapça sadece medreselerde öğretilen aşağı yukarı ölü bir dil halime gelmeğe başlamıştır. Böylece Arap şiirinin eski kıymeti azalmağa başlamıştır. Bu devirde yetişen yüzlerce şair arasında en ünlüsü, Peygamberi övmek için yazdığı Bürde kasidesiyle ünlü olan Bûsîrî'dir.




V - Avrupa etkisinde Arap edebiyatı (XIX. - XX. yüzyıllar) : İlerlemiş olan Batı medeniyeti karşısında geri bir durumda kalmış olan Arap alemi ileri bir toplum olmak için, Batılaşmadan başka çare görememiş, bunun sonucu olarak da Arap edebiyatında etkileri duyulmağa başlamıştır. Bu devir Arap edebiyatı bizdeki Tanzimat edebiyatı özeliğini taşır. Meydana getirilen eserler, birer sanat eseri olmaktan çok, Fransız edebiyatının kötü birer taklidinden İbrettir. Fakat buna karşılık sanatçıları eserlerinde çoklukla yenilik fikirlerini aşılamak amacı gütmüşlerdir, bu toplum için sanat meydana getirmeğe çalışmışlardır.




Bu devirde şair, yapmacıktan kurtulmağa başlamış, roman ve hikâye türlerinde Avrupa'daki eserler taklit edilmeğe başlamış, yeni bir gazete dili kurulmuştur. Fakat bu devir ,henüz bir deneme ve arama devridir. Bu devirde yetişen şairlerden başlıcaları Ahmet Şevki ile Muhammed Hafız İbrahim'dir.




Roman türünde en ünlü sanatçı Taba Hüseyin'dir.

Devamını Oku

*

Yunan Ve Latİn Edebİyati


YUNAN VE LATİN EDEBİYATI




Batı edebiyatının kaynağı eski Yunan ve Latin edebiyatlarıdır.Hz.İsa’nın doğumundan dokuz yüzyıl öncesine giden M.Ö.2.yüzyıla kadar gelen Yunan edebiyatının ana kaynağı da Homeros’un ilyada ve Odysseia destanları sayılır.


Yunan edebiyatı,didaktik türde Hesiodes;Lirik türde sapho,Pindoras;Fabl türünde aisopos gibi şairleri yetiştirdikten sonra 5.yüzyılda ‘’altın çağını’’yaşamıştır.


Tragedya’da Aiskhylos,Sophokles,Euripides;


Komedya’da Aristophanes,Menandros;


Hitabet alanında demosthanes;


Felsefe alanında Sokrates,Eflatun,Aristo


Tarih alanında Heredotos,bu çağın yetiştirdiği büyük isimlerdir.




Yunan tiyatrosunun ilk önemli trajedi yazarı Persler,Yalvaran Kızlar,Agamemnon gibi eserlerin yazarı olan Aiskhylos’tur.


Sophokles ,tragedi türünün en önemli ismidir.Kral Oidipus,Antigone,Trakkisli Kadınlar bu sanatçının eserleridir.


Euripides ise Elektra,İfijeni,Andromak gibi eserlerin ayzarıdır.




Yunan tiyatrosunda komedi türünün en önemli ismi Aristophanes’tir.Atlılar,Eşekarıları,Kuşlar,Kurbağ alar,Bulutlar oyunlarından bazılarıdır.


Aisophos (Ezop) masal türünün ünlü bir ismidir.


İskender’in ölümünden sonra Yunan edebiyatı bir kültür merkezi olan İskenderiye’de yeni bir döneme girmiş;M.Ö.2.yüzyıldan sonra da yerini Latin edebiyatına bırakmıştır.




Latin Edebiyatı Yunan kültür ve sanatının etkisinde gelişen bir edebiyattır..


Tragedya’da Ennius;


Komedya’da Plautus ve Terentius,


Hitabet alanında Cicero;


Felsefe alanında Seneca,


Tarih alanında Tacitus,


Latin edebiyatının yetiştirdiği en ünlü kişilerdir..


Yunan ve Latin edebiyatlarının mitoloji ile süslenmiş ürünlerinde doğa güzellikleri ile birlikte insanı buluruz.Onlarda,birçok serüvenlere atılan insanların sevgileri,yiğitlikleri,kinleri ve acıları yer alır.Bu sevgiler,yiğitlikler,kin ve acılarda,yazgılarda dönüp dolaşarak insanlıkta (humanizm) ve erdemli olma düşüncesinde birleşirler….

Devamını Oku

*

Türkçe'nin Hece Yapısı Ve Hece Çeşitleri


Türkçe'nin Hece Yapısı Ve Hece Çeşitleri





Hece, ses organlarının aynı doğrultudaki hareketiyle ve bir çırpıda çıkarılan ses veya sesler topluluğudur.




Türkçede hecenin temelini oluşturan sesler ünlülerdir. Heceler de kelimelerin ses yapısını oluştururlar. Ünlüler tek başlarına hece özelliği gösterdikleri hâlde ünsüzler yanlarına ünlü almadan bir ses bütünlüğü, bir hece oluşturamazlar. Dolayısıyla Türkçe bir kelimede kaç tane ünlü varsa, o kadar da hece var demektir. Çünkü, Türkçe bir hecede, birden fazla ünlünün bulunması mümkün değildir. Türkçecilik kelimesindeki ünlü sayısıyla (ü, e, i, i) hece sayısının (Türk-çe-ci-lik ) birbirine eşit olması gibi.




Ünsüzler, kendilerini takip eden ünlülerle birleşerek hece oluştururlar. Bu sebeple bir kelime hecelerine ayrılırken -yan yana iki ünsüz gelmemişse- ünlü+ünsüz şeklinde değil, ünsüz+ünlü şeklinde hecelenir: ev - in - iz - de değil, e - vi - niz - de; güz - el - ler - in değil, gü - zel - le - rin vb. Benzer bir durum peş peşe gelen kelimeler arasında da vardır: Ünsüzle biten bir kelimeden sonra ünlüyle başlayan bir kelime gelirse okurken birinci kelimenin son ünsüzü ikinci kelimenin ilk hecesine bağlanır. Buna da ulama denir: Dün akşam üç ekmek aldım. / Dü - nak- şa - mü -çek - me - kal - dım gibi.




Kelime içinde iki ünsüzün yan yana gelmesi durumunda ünsüzlerden birincisi önceki heceye, ikincisi sonraki heceye ait olacak şekilde heceleme yapılır: bil - gin, öğ - ret - men - lik.




Yazıda, kelimenin hecelerine doğru yerden ayrılıp ayrılmadığı çok basit bir uygulamayla kontrol edilebilir: Kelime, hecelerine ayrıldığı şekliyle çok kolay ve akıcı bir şekilde söylenebiliyorsa heceleme doğru yapılmıştır. Tutukluk veya zorlanma oluyorsa kelime, yanlış yerden bölünmüş demektir.




Satır sonuna sığmayan kelimeler, hecelerine ayrılırken satır sonunda veya satır başında tek hece olacak şekilde ayrılmaz. Özel adlar, satır sonunda hecelerine ayrılmaz. Mizanpajı* bozmamak anlayışıyla kelimeleri gelişigüzel yerlerden bölmek doğru değildir.


Türkçede hece çeşitleri




Türkçe bir hecede en fazla dört ses bulunabilir. Türkçede, heceyi oluşturan seslerin sayısına ve bu seslerin hecedeki yerine göre altı çeşit hece vardır: (Aşağıdaki kısaltmalarda Ü ünlü, sesli yerine; S ünsüz, sessiz yerine kullanılmıştır.)




1. Bir ünlüden oluşan heceler ( Ü): e - rik, a-rı, u - yan.




2. Bir ünlü,bir ünsüzden oluşan heceler (Ü+S): el - ma, or - du, ül - ke.




3. Bir ünlü, iki ünsüzden oluşan heceler (Ü+S+S): ilk, üst, art,




4. Bir ünsüz, bir ünlüden oluşan heceler (S+Ü): el - ma, ar - ka - daş, gör- gü




5. Bir ünsüz, bir ünlü, bir ünsüzden oluşan heceler (S+Ü+S): bil-dik, yal – nız - lık




6. Bir ünsüz, bir ünlü ,iki ünsüzden oluşan heceler (S+Ü+S+S): Türk, kurt, sarp, se-vinç-ten.




Bunlardan ilk üçü kelimenin sadece ilk hecesi olabilir. Diğerleri kelimenin başında, ortasında veya sonunda bulunabilir.


Yukarıda sıralanan hece çeşitlerine uymayan kelimeler Türkçe değildir.

Devamını Oku

*

İstiklal Marşı Kıta Kıta Açıklama


İSTİKLAL MARŞI 'NIN AÇIKLAMASI







Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;


Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.


O, benim milletimin yıldızıdır, parlayacak


O, benimdir; o, benim milletimindir ancak!







Bu kıtada Mehmet Âkif Türk Milleti’ne sesleniyor. Ümit ve güven içeren sözlerinde:




Ey Milletimi Yurdumuzun düşmanlar tarafından kuşatılmış olmasına bakarak bayrağımız için endişe etme, korkma. Çünkü bu topraklar üzerindeki en son ocak sönmeden, en son Türk bu uğurda canını vermeden bayrağımıza kimse el uzatamaz.








Rengini şehitlerimizin kanından alan ve şafaklarda bir alev gibi dalgalanan bayrağımız milletimin yıldızı ve bağımsızlık sembolüdür. Gökteki yıldıza el sürülemediği gibi, milletimizin yıldızı olan bayrağıma da düşmanlar dokunamaz. O Türk Milleti’nindir ve daima öyle kalacaktır.








Çatma, kurban olayım, çehreni nazlı hilal,


Kahraman ırkıma bir gül!.. Ne bu şiddet, bu celal?


Sana olmaz, dökülen kanlarımız sonra helal.


Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklali.






Bu dörtlükte şair bayrağımıza sesleniyor:




‘’Uğruna canımı vereyim, ne olur kaşlarını çatma ey hilal kaşlı güzel bayrağım. Neden bize dargın ve azarlar gibi bakıyorsun? Seni, o nazlı nazlı dalgalandığın göklerimizden indirmelerine izin vereceğimizi mi sandın? Kahraman milletim hür yaşamak ve seni hür yaşatmak için çok kan döktü, şu anda da dökmektedir. Sen bize kaş çatarak, uğrunda yapılan bu fedakarlıkları hiçe sayarsan, dökülen kanlarımız sana helal olmaz. Doğruluk ve adalet için çalışan, Allah’a inanarak ona kulluk eden. İstiklal uğruna canını veren milletimin hakkı bağımsızlıktır, hürriyettir.’’










Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.


Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!


Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım;


Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.








Mehmet Âkif bu kıtada hürriyet kavramını işliyor. ‘’Ben’’ kelimesi ile Türk Milleti’ni kastediyor ve:




‘’Ben, yaratıldığı günden beri hür yaşamış bir milletim, bundan sonra da hür olarak yaşayacağım. Beni esir edeceğini düşünenler ancak aklını kaçırmış olanlardır. Onların bu çılgınca düşüncelerine şaşarım. Çünkü ben,Şimdiye kadar hiç esir olmadım. Hürriyeti elimden almak isteyen olursa kükremiş bir sel gibi coşar, önüme çıkan engelleri çiğner geçerim. Bu uğurda dağları parçalar, uçsuz bucaksız denizlere bire sığmam, yine taşarım.’’








Garb’ı afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar;


Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.


Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,


‘’Medeniyyet!’’ dediğin tek dişi kalmış canavar!








Bu kıtada Mehmet Âkif sömürgeci, saldırgan batıya çatmakta, medeniyet adı altındaki saldırgan tutumunu kınamaktadır:




‘’Bat ordularının en modern silahlarla, tank ve toplarla,tıpkı çelikten bir duvar gibi üzerimize yürümesi bizim için önemli değildir.Türk Milleti’nin öyle bir iman gücü, şehitlik inancı vardır ki, o imanlı göğüslerin her biri bir kale gibidir. Bu imanlı göğüsler karşısında en modern silahlar etkisiz kalır, hepsi yok olur, parçalanır.




Onların homurtuları, ulumaları da seni korkutmasın. Medeniyet maskesi takarak etrafa saldıran, zayıfları ezen ve sömüren bir canavar, bizim imanlı göğsümüze en ufak bir korku veremez. Zaten ‘’Medeniyet’’ adı altında yapılan bu vahşiliklerden sonra onun gerçek canavar yüzü ortaya çıkmıştır. O canavarın tek dişi kalmıştır, bize asla zarar veremez.’’










Arkadaş! Yurdumu alçaklara uğratma sakın;


Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.


Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...


Kim bilir, belki yarın... belki yarından da yakın.










Bu kıtada Mehmet Âkif Türk Milleti’ne, onun kahraman askerlerine ümit ve kararlılık aşılıyor ve:




‘’Arkadaş! Alçakların yurduma girmesine kesinlikle izin verme! Yurduna saldıran düşmana gövdeni siper et! Onlarla ölünceye kadar savaş! Onların utanmazca saldırılarına karşı dur! Cenab-ı Hak mutlaka sana yardım edecektir. Çünkü Allah, sabreden ve korkmadan, Hak yolunda savaşan mü’minlere zafer vereceğini Kuran-ı Kerim’de va’d etmiştir. Allah’ın bu yardımı belki yarın, belki yarından da kısa zamanda ortaya çıkacaktır ve düşman perişan edilecektir.’’










Bastığın yerleri ‘’toprak!’’ diyerek geçme, tanı!


Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.


Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır atanı.


Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.










6.kıtada kutsal vatan ve vatan toprağı ele alınmakta, Mehmet Âkif gençlere, üzerinde yaşadıkları toprakların değerini ve özelliğini iyi bilmeleri gerektiğini anlatmaktadır:




‘’Bastığın yerleri (toprak) deyip geçme! Geçmişini iyi öğren! Çünkü bu vatan toprakları, uğruna şehit düşenlerin kefensiz olarak gömüldükleri, her karışında bir şehit kanı olan kutsal topraklardır. Sen ki; dini, vatanı uğruna canını vererek, Allah katında makamların en yücesi olan şehit’lik mertebesine ulaşmış bir babanın oğlusun. Vatanına gereken değeri vermez, onu atalarının koruduğu gibi korumazsan, ataların incinir, üzülür. Bu cennet vatanı her ne pahasına olursa olsun korumalı, dünyaları da alsan bu yurdun bir karış toprağını bile vermemelisin.












Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?


Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!


Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,


Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.












İstiklal Marşı’nın 7.kıtasında Mehmet Âkif vatan sevgisini, vatan toprağının özelliğini ve Türk Vatanı’nın yüceliğini, şöyle anlatmaktadır:




‘’Bu cennet vatan uğruna canını vermeyecek olan kim var? İşte herkes vatanı uğruna canını vermek için hazır bekliyor. Şimdiye kadar bu uğurda o kadar çok yiğit canını verdi ki: bir karış toprakta bir şehit yatmaktadır. Toprağı sıksan, şehitlerin kanı fışkıracak kadar çok şehit verilmiştir. Allah canımı, canım kadar sevdiğim şeyleri, bütün varımı, yoğumu alsın; yeter ki beni bu vatanımdan ayrı ve uzak bırakmasın.’’












Ruhumun senden, ilahi şudur ancak emeli:


Değmesin ma’bedimin göğsüne na-mahrem eli;


Bu ezanlar__ki şahadetleri dinin temeli


Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.










8.kıtada Mehmet Âkif, din ve vatan uğruna şehit olanların ruhlarına tercüman olmakta, onların:




‘’Yüce Allah’ım! Ruhumun senden dileği şudur: Uğruna canımızı verdiğimiz yurdumuza düşmanlar girmesin, camilerime yabancılar el sürmesin! Bu mabetlerde okunan ezanlardaki şahadetler ki:




‘’Eşhedü enla ilahe illallah,


Eşhedü enne Muhammeden resulullah’’


Kelimeleri Türk Milleti’nin müslümanlığının ve bağımsızlığının ilk şartı ve temelidir. Hürriyet sembolü olan bu ezanlar yurdumun her köşesinde okunsun. Milletim kıyamete kadar hür yaşasın.’’












O zaman vecd ile bin secde eder, varsa taşım;


Her cerihamda, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,


Fışkırır ruh-i mücerred gibi terden na-şım!


O zaman yükselerek Arş’a değer, belki başım.












‘’O zaman (camilere düşman ayağının basmadığı, ezan seslerinin yurdun her köşesinde duyulduğu zaman) yeryüzünde bir mezar taşım varsa, sevinç ve mutluluktan mezar taşım bile çoşkunlukla secdeye kapanacaktır.




Milletimin hür olduğunu görmenin ve şehitlik makamına ermenin kıvancı ile sevinç göz yaşlarım, savaşta aldığım yaralardan boşanır. Cesedim, cisimsiz bir ruh gibi göklere çıkar ve o kadar yükselir ki, belki göğün en yüksek katı olan Arş’a (Allah’ın yüce katına) ulaşır.










Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!


Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.


Edebiyyen sana yok, ırkıma yaok izmihlal.


Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;


Hakkıdır, Hakk’a tapan, Milletimin istiklal.










Büyük vatan şairi Mehmet Âkif İstiklal Marşı’nın son kıtasında tekrar şanlı bayrağamıza hitap etmekte ve:


‘’Şanlı bayrağım! Sen de artık şafaklar gibi al renginle, göklerimde hür ve mesut olarak dalgalan. Sabah şafağının ardından görülen aydınlık gibi, Türk Milleti de bu sıkıntılı ve karanlık günlerden sonra aydınlığa kavuşacaktır. Uğruna dökülen kanlarımızın hepsi sana helal olsun.






Artık Türk Milleti’nin yok olması, dağılması diye bir şey abediyyen söz konusu olamaz. Çünkü; daima hür yaşamış olan, daima tek olan Allah’a inanan ve ona kulluk eden, daima vatanı uğruna çalışan ve çarpışan milletimin hürriyet ve istiklal her zaman hakkıdır.’’

Devamını Oku

*
Academics Art History  Blogs - BlogCatalog Blog DirectoryAcademics Blogs - Blog Top Sites