Edebiyat Metinlerinin Dili Nedir, Tanımı, Özellikleri
Bu bölüme şunu sorarak başlamak uygun düşebilir: Günlük dilden büsbütün bağımsız
ayrı bir edebiyat dili var mıdır? Bu soru hem zor hem de kolay bir sorudur, dolayısıyla hem
günlük dilden büsbütün bağımsız bir edebiyat dili vardır hem de yoktur. Edebiyat metinlerinin
dilindeki malzeme de günlük dildeki malzemedir. Ancak sorun bu malzemenin seçilip
düzenlenmesindedir.
Dil bir iletişim aracıdır. Ancak edebî metinlerde dil neredeyse bir araç olmaktan çıkarak
bir amaca dönüşür. Elbette edebiyat metni okuru da bir tür iletişimde bulunmaktadır. Fakat bir
edebiyat metni, okur tarafından çözümlenmeyi ve alımlanmayı bekler. Bu çözümleme,
alımlama kolay bir iş değildir. Okurun öncelikle edebiyat metninin şifresini çözebilmek için
hazırlıklı olması gerekir. Üstelik bu tür metinlerde yazar her şeyi dosdoğru söylemez. Okura da
doldurması gereken önemli boşluklar bırakır. fiüphesiz bir metinde okura bırakılan boşluk
çoksa o metnin çözümlenmesi dolayısıyla da alımlanması güçleşir. Ama okura hiçbir boşluk
bırakmayan metnin edebîliği, dolayısıyla iyi bir metin olup olmadığı epeyce tartışılabilir.
Metinlerin üretildiği tarihle, tüketildikleri tarih ayrıysa, okurun karşısına başka sorunlar çıkabilir.
İyi bir okur edebiyat metninde karşılaştığı bütün sorunların üstesinden gelmek için çaba
gösterir.
Temel olarak edebiyat metinlerinin öteki metinlerden ayrıldığını, ayrıştığını bilmek gerekir.
Bu ayrışma üzerine çok tartışılmıştır. Bu konuda birçok farklı sonuca ulaşıldığı hâlde, birtakım
ortak sonuçlara da varıldığı söylenebilir.
İlk olarak, edebî metinlerde eğretilemeli bir dil kullanılır. Ancak eğretilemeler de
dilbilimcilerce ölü eğretilemeler ve canlı eğretilemeler olmak üzere ikiye ayrılır. Ölü
eğretilemeler, bir dilin sözvarlığının bir parçasına dönüşmüş, sıradanlaşmıştır. Dağ başında,
çekmecenin gözünde, testere ağzında Türkçe konuşuru açısından hiçbir yadırgatıcı yan yoktur.
Çünkü bunlar ölü ve sıradan aktarmalardır. Ancak yorgun dağların başında veya Attila İlhan
gibi “tutsak ustura ağzında yaşamaktan” dersek durum değişir. Aslında her iki durumda da
insanla ilgili birtakım özellikler tabiata aktarılmıştır. Ancak birinciler insanda hiçbir farklı
duyguya yol açmazken ikinciler en azından insanı şaşırtıp yadırgatabilir.
Mehmet Kaplan bir yazısında uzun uzun şiir ile matematik arasındaki ilişki üzerinde
durmuş ve bu ilişkiyi anlatmıştır. Belki de onunla aynı dönemlerde genel olarak sanat felsefesi
ve özel olarak da edebiyat felsefesi üzerine kafa yoran Gasset de “günümüzde şiir
eğretilemelerin yüksek cebiridir" (Gasset, 1992, 57) demiştir. Bu cebirdeki eğretilemelerin yeni
ve özgün olması bir metnin değerini yüceltir. Bu tür yeni ve özgün eğretilemelere de canlı
eğretileme denebilir.
Elbette edebî metinlerde çeşitli anlam olaylarından da yararlanılır, edebî sanatlara
başvurulur. Bu tür metinlerde imgeler de olur. Bu metinleri imgesiz düşünmek mümkün
değildir.
Edebiyat metinlerinde sapmalar ve alışılmamış bağdaştırmalar da bulunur. Ancak
bunların da bir işlevi vardır.
Öteki metin türleri gibi edebî metinlerin de anlamı vardır. Ancak her durumda bir edebî
metnin anlamından çok anlamlarından söz edilir. Çok anlamlılık ve çoğul anlam bir edebî
metnin tabiatında vardır: “Edebiyat yapıtlarının anlamı değil, anlamları var. Çünkü; tek tek
yorumların başarısı bu anlamları görünür kılmak..." (Uygur, 1999, 54) Valery bu çerçevede
aşırı yorumu dışlayarak bir metnin her anlamının olmadığını söyler. Bir metnin anlamı
çerçevesinde başka şeyler de söylenebilir:
"Kuşkusuz, metinlerin anlamlarını düzenleyen ve kuramcılar tarafından henüz
saptanmamış pek çok şifre vardır; okurlar bunları sezgisel olarak yakalarlar. Yazar
tarafından kullanılmış olan bütün şifrelerin, böyle sezgi yoluyla bile olsa saptanması
ya da yakalanması gerekmez. Metnin anlamının bir kesiminin yakalanması, pek çok
okur ve eleştirmen için çoğu zaman yeterlidir; üstelik bu kişiler metni yazarın
kullanmamış olduğu şifrelere göre de yorumlayabilir, bu yolla yeni anlamlar
oluşturabilirler. Bu gibi anlamların ve daha başka anlamların geçerliliği ve değeri,
özgül bir söylem durumu içinde tanımlanır apriori belirlenemez." (Onega ve Landa,
2002, 19)
Elbette metni yazarın kullanmamış olduğu şifrelere göre yorumlamak da bir aşırı yorum
olarak değerlendirilebilir. Bir metin bittikten sonra artık yazarın olduğu gibi okurun da olur ve
deyim yerindeyse anonimleşir. Yazarın bu aşamadan sonra okurun anlamlandırma çabalarına
müdahale etmemesi gerekir. Kaldı ki yazarın müdahalesinin anlamı da yoktur. Bunun için (iyi)
bir okuru yazarının metin üzerine düşünceleri pek ilgilendirmez.
Mehmet AYDIN
Blogda Aramak İçin TIKLAYINIZ
|
|
|
Edebiyat Metinlerinin Dili Nedir, Tanımı, Özellikleri
*
Bu yazı tarih olarak: Pazartesi, Mayıs 25, 2009
eklenmiştir.Kategorisi
Türkçe edebiyat konuları
.
Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için feed. Bu yazıya yorum yazabilirsiniz.
Kapsamlı ve ayrıntılı dokümanlar için TIKLAYINIZ