Blogda Aramak İçin TIKLAYINIZ

Endise ve basari uzerindeki etkileri

Endişe Olgusu:

Kuram, Araştırmalar, Tedavi ve Kadınlar Üzerinde Etkileri Janet M. Stavosky* Thomas D. Borkovee*

Endişe, toplumumuzda artan şekilde yaygınlaşan bir olgudur (Ver-noff, Douvan ve Kulka, 1981). Hepimiz endişe yaşamışızdır ve bu klinik uygulamaları ile birçok psikolojik şikayet tanımında sık sık belirtilmektedir. Fakat, bu olgunun yaygınlığına rağmen, endişe, literatürde ihmal edilmiştir. Araştırma grubumuz, endişeyi ve kronik olarak endişe duyanları incelemeye başlamıştır. Bulguların birçoğu mevcut konularla ilgilidir. Endişeyle korku arasındaki korelasyon, oldukça yüksektir ve kadınların çoğunluğu, endişe duymaktadır. Bu yazıda endişe kuramı, araştırmaları ve tedavisinden bahsedilmekte ve bunun kadınlar üzerindeki etkilerinden bahsedilmektedir.

İlk Araştırmalar

Endişe konusuna olan ilgimiz, uykusuzluk araştırmasında (Borkovee, 1979) elde edilen bulgularla başlamış ve kişisel deneyimlerimiz İle müşterilerimizin semptomatik raporları ile uyarlanmıştır. Uy­kusuzluk çekenler, uyumak istediklerinde, olumsuz bilişsel işgallere maruz kaldıklarından şikayetçidirler. Rahatlamaya çalışarak, bu iş-i' illeri azaltmak, uykuya dalabilmek için en etkili yollardan biri olarak

görülmektedir. Endişe adını verdiğimiz bu olumsuz bilişsel işgaller, uykusuzluk sorununun tedavisinde önemli roller üstlenmektedir.

Literatüre göz attığımızda, endişenin yalnızca uykusuzluk sorununda değil, diğer klinik problemlerin çoğunda da önemli bir rolü olduğunu fark ettik. İşgalci, olumsuz düşünceler ve kişisel hükümler, depresyonun ve endişeye bağlı rahatsızlıkların çoğunun belirtileridir (Beck, 1976; Dow ve Craighead, 1982). DSM-III. kontrol edilemez-olumsuz derin düşünceleri özellikle uğraştırıcı-zorlayıcı rahatsızlar için önemli bir teşhis kriteri olarak tanımlamaktadır. Fakat endişe sorununun incelenmesi, yalnızca test endişesi literatürlerde yer almaktadır (Deffenbacher, 1980). Liebert ve Morris (1976) test endişesinin iki temel bileşeninin endişe ve heyecanhlık olduğunu belirtmişlerdir. Endişeyi olumsuz performansa, kendi kendini değerlendirmeye ve başarısızlık düşüncesine odaklanan bilişsel bir bileşen olarak tanımlamışlardır. Heyecanhlık ise, bu endişenin daha etkili ve fizyolojik yanını, temsil etmektedir. Deffenbacher (1980), endişenin performansı etkileyen en önemli ve sorun yaratan değişken olduğunu belirtmiştir.

Araştırma grubumuz, kimsenin incelemediği bu önemli ve yaygın konu ile ilgilenmiştir. Endişe konusunu incelemeye kişisel ve klinik deneyimlere dayanarak ve elimizdeki sınırlı sayıdaki literatürle başladık. Daha sonra incelemlerimizi birçok hipotez ve izlenime da yandırdık. Endişe, kontrolsüz bir şekilde bilince giren bir dizi olums1 düşüncedir. Endişe günlük hayatımızda kendini gösterir. Gün bo ortaya çıkmakta, sorunlara çözüm olamamaktadır. Bu şekilde nımlandığında endişe, huzursuzluğun bilişsel bileşenidir.

İlk araştırmalarımızda, endişeyi anlamak ve endişeli insanları rakterize etmek hedeflenmiştir. Borkovee, Robinson, Pruzinsky Depree (1983), endişenin geçmişte ya da şu anla ilgili olmasından ç gelecekle ilgili olduğunu ortaya çıkarmışlardır. Endişe olumsuz ve h zursuzluk yaratan bir duygudur. Endişe işgalcidir; dikkati bir ba yöne çekmek zordur. Endişenin huzursuzluk, depresyon ve kork olan bağıntısının yüksek olduğu bulunmuştur.

En güçlü ilişki, endişe ile korku arasındakidir. Şiddeti nis daha hafif olmakla birlikte endişe, korkudakine benzer duygusal ziksel tepkilerle sonuçlanır. Endişede, birçok korku yer alır; hata mak, eleştirilmek gibi. Aslında asıl endişe, sosyal değerlendirme rumlarında ortaya çıkar.

Alınan bu ilk sonuçlar, sonraki araştırmaların yönünü belirlemiştir. Endişenin korkuya benzediğini bildiğimiz için, korku ile ilgili örnekleri inceledik. Eysenck (1979), korkulan bir uyarıcıya maruz kalındığında, korkunun arttığını buldu. Bu tür bir uyarıcıya uzun süre maruz kalındığında, korku azalmaktaydı. Borkovee ve arkadaşları (1983). sıkıcı bir görev sırasında, endişeli insanların endişesiz olanlara oranla daha fazla olumsuz bilişsel işgal yaşadıklarını buldular. Biz de endişenin her iki tür insanda benzer etkiye neden olduğunu ileri sürdük. Bu insanlar arasındaki fark, endişenin tam olarak var olmadığı zaman daha belirgin oluyordu.

Korkunun bir başka özelliği, endişenin anlaşılmasına daha da yardımcı oldu. Movvrer'in iki aşamalı korku modeli, korkudan kaçınmanın önemini ortaya koydu (Movvrer, 1947). İlk aşamada, korku yaratan uyarıcıyla ilgili ipuçlarından kaçınılır. İkinci aşamada ise, kaçınmacı davranış sürdürülür. Belki de endişenin işlevleri de benzer türdendir. Endişe, sorunların çözülmesini sağlamaz; tersine bütün potensiyel korkuların bir gözden geçirilmesi niteleliğindedir. Endişe, kaçınılması gereken senaryoların bir tekrarı ve temel korkulardan bilişsel bir ka­çınma olarak kendini gösterebilir.

Yapılan ilk çalışmalarda, endişeli insanlar, endişelerinin mantıksız ve etkisiz/olduğunu anladıklarını belirtmişlerdir. Yine de, endişe duymadıkları takdirde, korktukları şeyin başlarına geleceğini düşünmektedirler. Bu yüzden, endişelenmemek, daha endişe vericiydi. McCarthy ve Borkovee (1983) bunu desteklediler. Endişe süresinde çıkış azalıyor, sonra deneklerden dikkatlerini, nefes alıp vermeye yöneltmeleri istendiğinde artıyordu. Endişe böylece, huzursuzluğu azaltan korkulan şeyden bilişsel bir kaçış sağlayan bir işleve sahip olabilir.

Endişelenmek, korkulan durumlardan kaçınmamıza yardımcı olabilir, fakat duygusal durumumuzda ve dikkat yeteneğimizde olumsuz bir etki yaratır. Diğer çalışmalarda olduğu gibi, Pruzinsky (1983) ile McCarthy ve Borkovee (1983), endişeli insanların endişesiz olanlara daha çok bilişsel işgal yaşadıklarını ve zihinlerinin başka yönlere kaydığını bulmuşlardır. Endişeli insanların bilişsel işlevlerinin daha sürekli olumsuz işlev, endişeli insanların neden sık sık rahatsız olduklarını açıklamaktadır. Bu çalışmalar, endişenin gün boyu kendi gösterdiğini de ileri sürmektedir. Bu olumsuz işgaller ve etkili durumların diğer işlevler üzerindeki etkileri nelerdir?


Kaynakça:

Stake, J. & Orlofsky, J. (1981). On the use of global and specific measures in assessing the self-esteem of males and females. Sex Roles: A Journal of Research, 7, 653-662. Tangri, S. (1969). Role innovation in occupational choice among college women.

Unpublished doctoral dissertation, University of Michigan. Thomas, V. (1983). Precived traditionality and non-traditionality of career as-pirations of black college vvomen. Perceptual and Motor Skills, 57, 979-982.

U. S. Department of Labor, Burcau of Labor Statistics. (1980. Household data annual averages. Washington, DC:U.S. Government Printing Office.

Wylie, R. (1974). The self-concept: A review of melhodological consideralions and measuring instruments. (vol. I. rev. ed.) Lincoln: University of Neb-raska.

VVylie, R. (1979). The self-concept: Theory and research on selected lopics. (Vol. 2, rev. ed.), Lincoln: Nebraska Press.


*
Academics Art History  Blogs - BlogCatalog Blog DirectoryAcademics Blogs - Blog Top Sites