Blogda Aramak İçin TIKLAYINIZ

Basarisizlik Korkulari

Basarisizlik Korkulari

Başarıya Dair Korkular:

Cinsiyet Ait Roller ve Bireysel Dinamizm Julia A. Sherman*

Başarı ve başarısızlık korkularının sebebi, genellikle bilgi eksikliğine ya da şuursuz bilgiyle oluşmuş ve tatmin edilmiş motiflere dayanır. Hastalar depresyon içindeler, endişeli ya da sinirliler, kafaları karmakarışık, güven duyguları yok, kendilerine güvenleri çok az ya da eşleriyle tartışıyorlar, ama başarıdan veya başarısızlıktan korktuklarını nadiren söylüyorlar. İşte bu yüzden, bu kavramların aslında ne olduklarını anlatmak yerinde olacaktır.

Başarısızlık korkusu, belli bir amaca ulaşamama korkusudur. Çoğunlukla, böylesi bir korku, kadını amacı için çaba sarf etmekten dahi alıkoyacaktır, ya da kadın, amacına ulaşmaya çalıştıkça, endişesi ona engel olacaktır. Siz hiçbir akarsuya devrilmiş ağaç gövdesi üstünden karşıya geçtiniz mi? Tam bir güvenle, büyük adımlar atıyorsanız, ne iyi, ama eğer düşmekten korkuyorsanız, birdenbire ayaklarınızı nereye ve nasıl koyacağınızı şaşırırsınız ve bu tereddüt, karşıya ulaşmanızı zorlaştırır. İşte tüm bunlar başarısızlık korkusunun etkileridir.

Başarısızlık korkusu, psikologlarca karmaşık bir eğilim olarak al-gılansa da, diğer bireyler için bu korku, güven eksikliği, kendine güvensizlik ve riske atılma korkusundan pek ayırt edilemez. Bu duygular, cinsiyete ait roller ve hastanın yaşamı arasındaki bağlar, bir terapist

tarafından kurulmalıdır, çünkü bunlar hastaya göre anlaşılması güç bağlardır.

Başarısızlık korkusunun, terapik yöntemi, bireyin başarı kapasitesine dayanır. Bu terapi, bir bayanı, gerçekte ulaşmak için çok az şansı olduğu amaçlarına yönelmesi için teşvik edemez. Bir bayanın bir hedefe, başarısızlık korkusu yüzünden mi ya da doğrudan bu hedefe ulaşamayacağını fark ettiğinden mi karşı geldiğini anlamak üzere dikkatli bir araştırma, hatta psikolojik bir test gerekli olabilir. Bazı du­rumlarda hasta, bizim onun kadar iyi anlayamayacağımız bazı etkenleri, mesala zor işe ve çalışmaya karşı duyduğu isteksizliği, duygusallığı ya da strese karşı pek de kuvvetli olmayan hoşgörüsü üzerinde düşünüyor olabilir. Zira, hastalarımız bazen, neyi yapıp neyi yapamayacaklarını bizden daha iyi bilirler.

Başarısızlık korkusuna, genellikle akademik veya mesleki alanlarda rastlanır, ama kadınlar bir çocuğa hamile kalmaktan, onu doğur­maktan ya da emzirmekten korkarlar. Kocalarını tatmin edemeyeceklerinden, bir yemek toplantısından ya da danstan başarıyla dönemeyeceklerinden veya teniste galip gelemeyeceklerinden korkarlar. Başarısızlık korkusu, daha birçok amaçta görülebilen bu korkular, muhtemelen kadınlarda daha fazladır, hatta eğitime dair ya da mesleki korkular kadar yoğun hissedilirler. Tahminen, kadına ait bu davranışları göz ardı eder, çünkü bunlar, sıradan davranışlardır, bir problem teşkil etmezler ve kadının entellektüel ve mali atılımlarındaki gelişimi, matematikte duyulan başarısızlık korkusunun yaptığı gibi engelleyecek de değildir.

Başarısızlık korkusuna örnek olarak kolej eğitimi görmek fakat iş için çok yaşlı olduğundan korkan 50 yaşlarında, hafif bir depresy geçiren bir bayanı verebiliriz. Ona bir yetenek testi yapıp yapmanı.ı konusunda çok düşündüm, zira sonuç kötü olursa, cesareti kırılacakllı Fakat konuşmasından testte olabileceğini anladım. Üstelik, tam ölçek VVechsler IO^su 140'tı ve ben, bunu onun koleji bitireceğinin bir ispati olarak kullandım. Bu bayan, böylesi açık bir şekilde teşvik edki ol masaydı, hiçbir zaman koleje gitmeyebilirdi, oysaki en yüksek şdfl payesi ile mezun oldu.

Tabii ki erkeklerin de başarısızlık korkulan var, fakat onlar sun İl! olarak kendilerinden daha eminler. Bazı geleneksel dişil bölgelcı .ıt İt, erkek ve kadın arasındaki bu fark, çok büyüktür ve genelde >,

tırılmaz. Benim çalışmalarımda, erkeklerin matematik ve uzaysal algılamada kendilerine olan güvenlerinin daha fazla olduğu, ve ayrıca bu güvenin başarıya ve bu alanlarda daha fazla hedef oluşturma isteğine yol açtığı çok açıktı (Fennema ve Sherman, 1977; Sherman, 1974). Belki biraz garip ama, erkekler bir işi ne derecede iyi yapacaklarını doğru olarak tahmin ederlerken kadınlar bu konuda yanılıyorlar. Her iki cins de eşit, ama zıt olarak hatalılar, yine de bir insanın başarılı olacağını tahmin etmesi, yeni amaçlar doğrultusunda çaba göstermesini sağlarken, yanlış tahminlerde bulunması riske atılımı azaltır. Cinsiyetten kaynaklanan güven eksikliği, kadının matematikte, bununla ilgili alanlarda ve daha birçok çabadaki başarısızlık korkusuna dolaylı olarak sebep olur.

Başarısızlık korkusu, güven ve kendine olan saygı eksikliği, terapide doğrudan ve kolayca ilgilenilecek problemler değildir. Bu alanlardaki sürekli bir değişim, kendi içlerinde edindikleri amaçlar değil, dav­ranışlarınım bir sonucudur, böylelikle de davranışsal metotlar uygun bir yaklaşımdır. Ben, hastanın becerisinin gerçekçi bir değerlendirmesini elde etmeye ve ona uygun seviyedeki bir zorluk ya da endişe durumunda yeteneğini kullanmasını önermeye çalışırım, tabii eğer bu daha inandırıcı olacaksa. Bazı hastalar, şanslarını deneyecekler, bazıları ise denemeyecek, bu durumda hastayı daha küçük hedeflere yöneltmeli ki, başarıya ulaşsın çünkü bir şeyi yapabildiğinizi görmenin hiçbir karşılığı olamaz. Basit bir teminat, aldatıcıdır.

Diğer bir taktik ve daha dinamik bir yaklaşım, korkunun ve güven eksikliğinin kaynağını, mesela kadının rolünü, aileyi, etnik ve sınıfsal beklentileri, başkalarınca, verilen gözdağı, kötü şans ve olumsuz deneyimlerin incelenmesidir. Çünkü hastalar korkularının ve güven eksikliğinin yanlış temellere dayandığını öğrenince, cesaret kazanırlar.

Hastam Sylvia, tabii bu onun gerçek adı değil, başarısızlık korkusunu sahte sendroma bağlamıştır. Kendisi, işçi sınıfına ait geniş bir «lleden geliyordu. Annesi evden başka hiçbir yerde çalışmamıştı. Nylvia, sürekli içen, ama yine de bir işi olan bir adamla evliydi ve okul yaşına gelmiş iki çocukları vardı. Ailenin diğer üyeleri gibi Sylvia da lise mezunuydu fakat zeki, sorumluluklarının bilincinde olan ve çalışkan İm isiydi. Daha ne olduğunu anlamadan yazı işlerine baktığı işten, ilaha fazla para, sorumluluk, güç ve otorite gerektiren bir işe terfi etti. hu devlet planlama acentasında araştırmacı olarak, tüm şirketleri ka

rarlarıyla etkileyebiliyordu. Daha da kötüsü, bu iş konusunda onu eğitmek üzere çok az şey yapılmıştı ve Sylvia'nın ailesiyle problemleri vardı. Korkuyordu, üzgündü, kilo kaybetmişti ve uyku problemleri vardı. Her gün onun farkına varmalarını bekliyordu. Mesleki değerlendirmeleri olumluydu, ama bu, korkuların azaltmadı, çünkü Sylvia bu sonuçlara inanmakta da zorluk çekiyordu. Soruların cevap veren uygun birisini kendisine ortak tayin etti ve tabii ki bu kılavuz, patrondan saklanmalıydı, çünkü o Sylvia'nın işleri kendi başına halletmesini istiyordu.

Mesleği ve sorumlulukları öylesine ciddi uğraşlar dı ki, Sylvia bir deri bir kemik kalmıştı ve ben onun daha fazla sorumluluk gerektiren bir işe yapılacak olan planlanmış bir terfiyi ertelemesini anlıyordum. Kocası, ondan işi tamamen bırakmasını istiyordu, ama Sylvia işini seviyordu, ilginç ve kazançlı bir işti ne de olsa. En azından, bir daha asla bu kadar iyi bir iş bulamayacağının farkındaydı, hazır bir iş piyasası, buna karşın eğitim eksikliği ve aklında kocasının alkolizminin bir boşanmaya yol açacağı ve bir dul olarak kalacağı tilkileri dolaşıyordu. Bu duruma dayanmak zorundaydı. Yatıştırıcılara cevap vermiyordu, yedi seans sonrasında hâlâ huzursuzdu, ama paniğe kapılmamıştı. Tepkisini bir bakış açısı olarak ifade edebilirdi, cinsiyetinin ve ailesinin ona aşıladığı yaşam felsefesinden yola çıkıyordu, fakat daha yavaş hedefler belirleyerek hareket edebileceğinin farkına vardı. Aile problemleri ise ciddi bir sorun olmaya devam ediyordu.

Başarı korkusu (Harner, 1972), bu talihsiz kavram, kuramsal bir yapı olarak kayboldu gitti, ama buna benzer gerçek bir olgu mevcut. Kadının psikolojisi ile ilgili ders kitaplarında Hyde ve Rosenberg (1976) bu olgunun varlığını hissettiklerini söylüyorlar. Ben daha ileri gidip, bu olgunun varlığını bildiğimi söylüyorum, ama müsade edin ne demek istediğimi açıklayayım. Cinsiyete ait geleneksel rol paylaşımına göre, erkeğin statüsü kadınınkinden yüksek olmalı. Bu yüzden de geleneksel bir şekilde yetiştirilmiş bayanlar, yüksek mevkilere, özellikle de güce dayalı görevlerde bulunabileceklerini hayal bile etmemişlerdir. Kadın için bu olasılıklar, arzu edilen mevki ve geleneksel kadın rolüne uygunluk arasında bir çelişkiye dönüşür. Bu çelişkiler, karşı cinste ilgi uyandırma ve bir sevgi bağı oluşturmanın acısı ve merakında, fazlasıyla hissedilebilir. Ondan daha iyi olduğumu düşünürse, beni sever mi? Ondan daha yüksek bir seviyeye çıkarsam ne düşünür? Benim işim daha önemli olduğunda ya da maaşım onunkinden fazla olduğunda ne hisseder? Bu düşüncelerin "süper ego" gücü olabilir, "eşinizi hiçbir zaman utandırmayın". Bu atasözünü göz ardı etmek, geleneksel dişil rol gereği ortaya çıkan kısıtlamalar tanımlanmadıkça, suçluluk duygusu ya da kendini alt eden davranışlara yol açabilir. Başarı korkusunu dişil rollere bağlıdır ve bu durumda erkek, muhtemelen kadından daha fazla bir başarıya ulaşamaz (Tresemer, 1977), psikoanalize ait eski kavramlar bile daha az geçerli (Krueger, 1984).

Eşinin başarısına göstereceği tepkiler, kadının aklında olan tek şey değildir, çünkü eşlerinin daha iyi bir eğitim görmelerine, daha fazla para kazanmalarına ya da daha iyi bir statüsü olmasına içerleyen erkekler vardır. "Çalışmanı istemiyorum", "Okula gitmeni istemiyorum". Bu tür kısıtlamaların açık bir isyana ya da boşanmaya yol açacağını düşünebilirsiniz, fakat deneyimlerime göre kadınlar, eğer evlilikleri onlara yetiyorsa ve eğer ihtiyaçlarını tatmin edebilecek başka bir yol bulabilirlerse, eşlerinin isteklerini yaparlar. Diğer taraftan, birçok erkek, böylesi durumlardan eşlerinin sandığı kadar şikayetçi değillerdir. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve yanlışın doğruya nasıl dönüşeceğini bilmek uzlaşmanın hassas bir noktasıdır.

Başarı korkusunun varlığından bu kadar emin olmamın nedeni, bu korkuyu yaşamış olmamdır. Matina Horner bahsetmeden önce, ben bundan haberdardım. Lise çağlarımda çok kabiliyetli olsaydım, erkeklerin benden hoşlanmayacakları hissine kapılmıştım, fakat bunun o zamanki hedeflerimi değiştirmeme sebep olduğunun farkında değilim. Öyle ya, hemencecik, benim zihniyetim yüzünden kendini r.ı hatsız hissedecek ve beni kısıtlamaya çalışacak bir erkekle ya da ba şansız olduğu için ve benim başarılarımdan dolayı mahcup olduğu için benim de kendimi suçlu hissetmeme sebep olacak bir erkekle asla ev lenmek istemdiğime karar verdim. Bu yüzden, müstakbel kocamın ilk kitabının müsveddesini dikkatlice okudum ve yapmak istediğim şeylei için kuracağım ilişkilerde bazı psikolojik noktalara da yer vermem yy rektiği yargısına vardım. Ve doğrusu da buydu zaten.

Unutamadığım diğer bir başarı korkusu deneyimim ise çok İlginç, O gün mutfakta güveç yapmak üzere etleri kızartıyordum, çocuklaı da evin içinde ortalığı birbirine katarak oyun oynuyorlardı. Telefon Çildi ve karşı taraftan birisi "Ben Matina Horner" dedi. Çocuklaı m gt) rültüsü, etin cızırdayışları ve Kaliforniya'nın doğu kıyılarından gelen uzak mesafe hışırtıları yüzünden bu cümleyi anlamam birkaç saniye

aldı. Biraz laflamadan sonra Matina konuya girdi. Bana, araştırma enstitüsünün başkanlığına düşünülmekten memnun kalıp kalmayacağımı soruyordu. Hala bir elimle eti kızartarak, bir elimle de telefonu tutarak, o anda başka bir yere taşınmamın mümkün olmayacağını söyleyip, teşekkür ettim ve telefonu kapattım. O günün ardından gelen iki gün boyunca beni Matina Horner diye birisinin aramadığı, sadece başka birisinin küçük bir şaka yaptığı fikrine kapıldım. Ama, sonra anladım ki; bu aslında klasik bir başarı korkusu tepkisiydi; Matina Horner'ın bana, bu işe uygun görüldüğümü söylediğine inanamıyor-dum. Bu telefon konuşması, o kadar ani ve benim süregelen geleneksel rolüme o kadar uygunsuzdu ki; bunları ahenkli bir şekilde bir araya getirmekte güçlük çektim.

Başarı korkusu ve sahte olgu, bireyin ideal egosu ya da daha çocukken yerleşmiş başarı beklentileri, bu tür bir başarıyı içermiyorsa ortaya çıkar. Başarının en önemli engellerinden birisi, geleneksel dişil rollerdir, fakat düşük kapasite, statü ve ebeveynin çocuktan başarı beklemediği bireysel birikimlerin yanı sıra, sınıfsal ve etnik durumlar da başarızlığa sebep olabilir. Pauline Clanca bu durumlardan bazılarını "Sahte Olgu" adlı kitabında açıkça anlatıyor.

Başarı korkusu, huzursuzluk, endişe ve suçluluk duygusuna sebep oluyor. Bir insanın eşini utandırmaması için yapması gereken bazı şeyler vardır ki, bunlar yakın ilişki kurulmuş tüm kadınlar için de geçerlidir. Cinsiyetle belirlenen role dayanan bu motivasyon he-teroseksüel bir insanınkinden biraz daha farklı. Mesela Janet, çok zeki birisi olmasına rağmen, ailede en başarılı onun kadar zeki olmayan kardeşi bilinirdi. Kazara, onun da başarılı olarak sayıldığı olurdu, ama bu seferde psikolojik sorunlar çıkardı ortaya olgun bir insan olarak, iş yerindeki yaşıtı bayanlarla olan ilişkisini etkiliyordu bu durum. Sürekli, onları koruyordu, onlara avantaj sağlıyordu ve kendisiyle karşılaştırılabilecekleri durumlarda, kaçınılmaz olarak kendini baltalıyordu. Bu davranışların çoğunu, etkileşimin en önemli anında bi-liçsizce yaptığı için, değiştirmek de öyle kolay değildi. Bu sorunların ne zaman ortaya çıktığını çok dikkatlice düşününce, bazı gelişmeler elde ettik, bu çok şaşırtacak derecede uzun süreli bir "kendini alt etme" tepkisiydi.

Başarı korkuyla ilgili karar, en azından altıncı sınıfta, yeni cinselliğin artık kesin olarak başladığı dönemlerde verilir. Kızlar bu dönemlerde, daha tecrübeli olacakları diğer zamanlardan farklı olarak bu konularla daha az ilgilenirler. Matematik ve Fen, erkeklerin en başarılı olduğu alanlar olarak görülmüş ve böylelikle de cinse ait rol beklentilerinden etkilenmişler. En azından, altıncı sınıf ve sekizinci sınıflarda öğrencilerin pek fazla seçme hakkı olmadığı için, kız öğrenciler matematikten ve fenden kaçamıyorlar ama o dersleri daha az çalışıyorlar, daha az istek uyandıran dersleri seçiyor ve ders programı dışında kalan matematik ve fen derslerine daha az katkıda bulunuyorlar.

Bir kızın tavrı ve dersleri bir sürü küçük kararla belirlenir ve yıllar geçtikçe, matematik ve fenle ilgilenmek için, karşı cinsten daha az hazırlığı vardır. Tabii, başarı korkusuyla sadece bu etkiler alakalı değil, çünkü bir de daha gerçekçi unsurlar olan, diğer cinsiyet rolleri var. Mesela, çocuk büyütmekte çok başarılı olan bir genç kadın için matematik bilgisi gerektiren önemli bir kariyer, annelikle bağdaşmaz. Şimdiye kadar, bizim toplumumuz bunun aksini göstermekteki ça­balarında pek inandırıcı olmamıştır.

Ortaokul ve lisedeki kabiliyetli kız öğrencilerle yaptığım röportajlar, başarı korkusuna birer örnektir (Sherman, 1982, 1983). "Hiç aptalmış gibi davrandığınız oldu mu" sorusuna verdikleri tepki, zeki olmalarının, heteroseksüel ilişkilerde sorun yaratacığına dair duydukları endişeyi gösteriyordu. Hikayeler, çoğunlukla neşeliydi, fakat gerçekte çok azı zeki değilmiş gibi davranmayı kabul etmişti. Grubun % 76 ve % 86'sını oluşturan diğer kızlar, bunu başarmıştı. Bu genç bayanlar, kendilerini üstün görerek, diğerlerinin aptalmış gibi davrandıklarını görmenin çok iğrenç bir durum olduğunu söylerken, aslında kendilerinin de hangi boyutlara kadar aptalmış gibi davrandıklarınının farkında olmadıklarını ve bu açıdan gösterdikleri tepkinin belki de çok fazla olduğunu da belirttiler.

Kadın hareketinin etkilerine rağmen, başarı korkusunun sandığımızdan çok daha sık meydana geldiğini düşünüyorum. Bu konuyla ilgilenen bir terapist olarak, ilk görevim, bu korkuyu tanımlamak. Daha sonra terapi, cinsiyete ait roller konusunun analizine ve erkeğin kadının başarısına katlanamayacağına dair test sonuçlarının desteklenmesine dayanır. Bazen, birçok hayati kararın başarı korkusundan kötü bir şekilde etkilenmiştir, zarardan dönmek mümkün olduğu halde, değilmiş gibi davranılır. Örneğin, matematiğe biraz olsun yatkın olan bayanlar teknik okullarda biraz daha matematik, muhasebe ya da

bil- gisayar dersleri alması için cesaretlendirdim. Kendilerine ve çocuk-larına bakmak durumunda olmaları, onların 4 yıl boyunca okula gitmelerini engelleyecekti, ama en azından kalıplaşmış büro işlerinden daha farklı bir şeyler yapmak, onların daha çok kazanacakları pozisyonlara gelmek için atacakları ilk adım olacaktır.

Hoş bir şey daha var ki. erkekler de bilmiyormuş gibi davranırlar. Amerika'da her evde, her sabah kocaların yakınan çığlıklarını duyabilirsiniz. "... nerde?" Bu boşluğa ne isterseniz onu doldurun. "Gri çoraplarım nerde?", "Tuz nerde?", "Arabanın anahtarı nerde?" Hatta erkek çocuklara bile, bilmiyormuş gibi davranmayı öğretirler. Büyük babam erkek kardeşime dikiş dikmesini öğretmişti, ama onu sık sık şu sözleri söylerken duyardım, "sakın ha, hiçbir kadına dikiş dikebildiğini söyleme, yoksa senden bunu her zaman yapmanı bekler."

Kadının geleneksel rolünde bilmezmiş gibi davranması, rolünün gerektirdiği sorumluluğu her zaman elinde bulunduracağına dair bir garantidir. Kadınlar için bu davranış, aynı şekilde erkeğin mali açıdan ve diğer açılardan kadına bakma sorumluluğunu hissetmesini de sağlamıştır. Cinsiyete ait iş bölümü, uzmanlığa ve iki cins arasında karşılıklı daşanışmaya yol açar. Heteroseksüel insanlar, kur yapma özelliğine sahip olmasalar bile, bu mübadelelerden çok memnun kalır ve biraz da olsa etkilenirler. Fakat halen, iş bölümü cinsiyetten çok fırsatlar, yetenekler ve ilgilerle tanımlanmaktadır. Bu değişim, kültür seviyesi daha artmış olan toplumumuzca mümkün hale getirildiği halde, bireyler ve aileler, yeni erkek ve kadın rollerinin yarattığı karmaşadan dolayı şaşkına uğramışlar, hatta birçoğu bu karmaşanın, anlamsızlığın, yeni fırsatların ya da iyi bir kaderin nerden kaynaklandığını henüz anlamadan, değişimlerin sonuçlarını yaşıyorlar.

Kısacası, başarısızlık ve başarı korkusu her ne kadar hastalarca reddedilse de, muayene edilebilen bir hastalık. Tedavisi için gerekli olan şey ise, davranışsal bir yaklaşım ve sosyal sınıf, etnik ve aile etkilerinin yanı sıra cinsiyete ait rol etkilerinin de analizidir.

Kadınlardaki başarısızlık ve başarı korkusu hakkındaki bu yorumların çoğunun feminist bir bakış açısıyla hiçbir alakası yok zaten konu, erkeklerin de başarıdan korktukları değil, kadınların, cinsel rollere dayalı sebeplerden dolayı, önemli statülerde bulunma başarısından korktuklarıdır. Aynı şekilde, erkekler de başarısızlıktan korkabilirler, hem de kadından dafa fazla ama yine cinsel rollere dayanan sebeplerden dolayı erkeklerin kendilerine güvenleri daha fazladır ve daha işin başındayken, kendilerini yetersiz hissettikleri nadirdir.

Kaynakça

Clance, P. R. (1985) The Impostor Phenomenon. New York: Bantam.

Fennema, E. and Sherman, J. (1977) Sex-related differences in mathematics achievement, spatial visualization and affective factor. American edu-cational Research Journal, 14, 51-71.

Horner, M. S. (1972) Toward an understanding of achievement related conf-liscts in vromen Journal of Social Issues, 28, 157-175.

Hyde, J. S. and Rosenberg, B.G. (1976), Half The Human Experience. Le-xington, Massachusetts: Heath.

Krueger, D. W. (1984) Success and Fear of Success in Women. New York: Macmillan.

Sherman, J. (1974) Field articulation, sex, spatial visualization, dependency, practice, laterality of the brain and bırth order. Perceptual and Motor Skllls, 38, 1223-1235.

Sherman, J. (1979) Predicting mathematics perfortnance in highschool girls and boys. Journal of Educaüon Psychology, 71, 242-249.

Sherman, J. (1982) Matematics the critical filter; a look at some residues. Psychology of Women Quarterly, 6, 428-444.

Sherman, J. (1983) Girls talk about mathematics and their future: A partial replication. Psychology of Women Quarterly, 7, 338-342.

Tresemer, D. (1977) Fear of Success. New York: Plenum.

Julia A. Sherman, VVinconsin Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde doktordur ve bir de özel muayenehanesi vardır. Kitapları, makaleleri ve araştırmalarının konusu, bilişsel alanlarda vepsikoterapide kadın psikolojisidir. Kadın Olmaktan insan Olmaya: Zihin Sağlığı için Günümüzün Rehberi adlı kitabın yazarıdır.

*
Academics Art History  Blogs - BlogCatalog Blog DirectoryAcademics Blogs - Blog Top Sites